Beşinci Mevsim “Karnabahar” Çok Kardeşlikten, Tek Çocuğa ve Kedi & Köpek Ebeveynliğine

Tarih

En küçük kardeşim Yener benden 12 yaş küçük olarak dünyaya gelmiş, evimizin neşesi, özellikle benim de deneylerime alet olan küçük oyun arkadaşım olmuştu. Okul müdürü, uzun diye makasla saçlarımızı kestiğinde bu kazaya uğrayan sınıf arkadaşlarımla berbere gidip saçlarımızı kazıtmıştık. Sınıfımızın girişindeki tabelaya da 5-Bostan-C yazarak sınıfın ismini değiştirmiştik. Ben de kardeşimin saçlarını sıfır numaraya vurdurmuş ve evde iki dazlak sırıta sırıta dolaşır olmuştuk. Yener dört veya beş yaşındaydı.
Ana okulunda mevsimleri öğreniyorlardı. Kız kardeşimle beraber Yener’e beş mevsim olduğunu, isimlerinin ise İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Karnabahar ve Kış olduğunu defalarca tekrarlatarak ezberlettik. Ertesi gün akşam bizimki eve geldiğinde pek bir bozuktu ve bize küsmüştü. Ne oldu Yener canın bir şeye mi sıkıldı diye ısrarla birkaç kez sorduğumuzda ise abi “Karnabahar” diye bir mevsim yokmuş öğretmenim bana çok kızdı diye içini çeke çeke anlatmıştı. Evet, bu hikaye, hala düğün dernek bir araya gelindiğinde anlatılıp gülünen hikayelerden biri olarak aile tarihimize geçmiştir.
Annemler dört kız ve dört erkek olmak üzere sekiz kardeşti. Dedem tek maaşla evi geçindirmesine rağmen, kız erkek demeden isteyen tüm çocuklarımı okutacağım demiş ve sözünde de durmuştu, annem ve 3 kardeşi daha öğretmen olmuştu diğer evlatları da bu şansı değerlendirmişlerdi. Annemin, babamla tanışması ise yine öğretmen olarak Karaman’a tayin olması sonucu gerçekleşmiş. Babamlar ise ikisi kız, üçü erkek olmak üzere beş kardeşti. Babam, ilkokulu bitirdikten sonra 1950’li yılların başında köyden Konya’ya gelmiş, ortaokulu bitirdikten sonra hem çalışmış hem de Ticaret Lisesinde okumuştu, arkasından da İzmir İktisadi İdari Bilimler Akademisini kazanıp İzmir’e gitmişti. Zorlu koşullarda kendi kaderini çizmiş, kimse hangi okula gidecek, nereyi kazanacak, nerede kalacak, servis güzergahı neresi, hangi kitaplar alınacak diye düşünmemişti. Düşünülememişti. Zaten bunlar düşünülse, plan yapılmaya kalkılsa dört kardeşten sonra beşinci çocuk olarak dünyaya gelme ihtimali pekte mümkün olmazdı. O nesil ve biraz da bizler saldım çayıra mevlam kayıra şeklinde doğal seleksiyonla yolumuzu bulmuştuk.
Biz iki erkek biri kız olmak üzere üç kardeşiz. Eşimin tarafı ise üç kız bir erkek olmak üzere dört kardeşler. Benim ve kardeşlerimin toplamda dört, eşimin tarafında ise üç çocuk var. Bizim kız iki kere sayıldığı için 7 evli kardeşin toplam çocuk sayısı sadece altıdır. Annemler sekiz kardeşti, babamlar ise beş kardeş. İki nesilde gelinen seviye oldukça düşündürücü ama bir o kadar da anlaşılabilir.
İş hayatına atıldığımda, kısa bir Bankacılık tecrübesinden sonra çok uluslu bir şirkette 20 yıldan fazla çalıştım ve hep doğduğumuz ve ailelerimizin yaşadığı Konya’nın dışındaki şehirlerde yaşadık. Kızımız doğduğunda, eşim de bankada çalıştığı için gurbette çocuk büyütmenin ne kadar zor olduğunu farklı tecrübelerle defalarca bizzat test ettik. Kızım dört yaşına geldiğinde kardeş ister misin diye sorduğumuzda “Evet isterim, dört yaşında ve erkek olsun.” demişti. Kendisine bir oyun arkadaşı sipariş ediyordu. Biz yine cesaret edemedik. Kızım, altı yaşına geldiğinde tekrar kardeş ister misin diye sorduğumuzda ise aldığımız cevap çok net ve bir o kadar da şok ediciydi. Yuva arkadaşlarından kardeşleri olanların yaşadıklarını görmüş ve bize çok bilmiş bir şekilde “Benim bu evi terk etmemi istiyorsunuz galiba.” diye tartışmaya kapalı bir cevap vermişti. Bu cevaptan sonra bizde ikinci çocuk konusunu kapatmıştık. Zaman zaman eşim, keşke bu kızın bir kardeşi olsaydı, iyi günde kötü günde yanında olur diye hayıflanır ama daha öteye de giden bir pişmanlığımız olmazdı bu mevzuda.
Bayram kutlamalarında bir arkadaşımın oğlunun çok iyi bir sınav geçirdiğini ve büyük bir ihtimalle iyi bir okulu kazanacağını öğrendim. Büyük kızı özel bir lisede başarılı bir şekilde okuyordu. Oğlunu ise özel okullara gelen son zamlardan sonra kızının okuduğu o özel liseye yazdırmayı hayal bile edemediğini sesi titreyerek anlattığında, bizim neslin en büyük açmazlarından birini canlı bir şekilde iliklerine kadar yaşadığına şahit oldum. Evet artık bırakın üç-beş çocuğu, kardeşler arasında beşinci mevsim şakalarını, gelinen son durumda insanlar evlenip evlenmemeyi, evlenseler bile çocuk yapıp yapmamayı kara kara düşünüyorlar. Hatta artık gündem çocuk yapmak değil, yükselen trend ve parlayan yıldız kedi veya köpek ebeveynliği.
Z kuşağı, torun isteyen anne ve babalarına kedi ve köpeklerinin fotoğraf ve videolarını gönderip, “nasıl beğendiniz mi torununuzun şirinliklerini?” diye soruyorlar. Bizim kız daha evlenmedi ama kendime sormadan edemiyorum acaba bizim torun nasıl bir şey olacak diye…
Peki ya siz…

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sosyal Medyada Paylaş

Popüler Yazılar

Bunları da sevebilirsiniz
Bunları da sevebilirsiniz

El İşi Üretiminin Bugünü ve Geleceği

Türkiye, zengin kültürel mirası ve el sanatları geleneği ile...

Yapay Zeka Dönüşümlerine Liderlik Etmek

Yapay zeka (YZ) teknolojileri iş dünyasını hızla dönüştürürken, kurumsal...

Duygusal Emek

Günümüz çalışma hayatında, fiziksel ve zihinsel emeğin yanı sıra,...

Satış Ekibi Önceliklerini Doğru Belirlemek

Satış stratejisi belirlenirken satış ekibinin önceliklerini doğru tasarlamak, başarılı...