Bu cümle son zamanlarda zihnimden çıkmıyor.
Çünkü pusula bize gideceğimiz yönü, saat ise oraya ne kadar sürede ulaşacağımızı söyler.
Bugün ise iş dünyasında sanki saat, pusulanın önüne geçmiş durumda.
Daha hızlı toplantılar…
Daha hızlı kararlar…
Daha hızlı raporlar…
Daha hızlı sunumlar…
Daha hızlı yapay zekâ uygulamaları…
Hızın bu kadar değerli olduğu bir dönemde yaşıyoruz.
Ben de bundan farklı değilim. Gün içinde çoğu zaman kendimi “bir an önce bitirelim” refleksiyle hareket ederken yakalıyorum.
Ama sonra şu soruyu soruyorum:
Gerçekten doğru şeyi mi hızlandırıyoruz?
İş hayatında bunun çok farklı örneklerini görüyoruz.
Bir şirket, maliyetleri hızla düşürüyor…
Ancak birkaç ay sonra anlaşılıyor ki tasarruf edilen kalemler, aslında müşterinin şirkete duyduğu güveni oluşturan kritik süreçlermiş.
Rakamlar kısa vadede düzeliyor, marka uzun vadede değer kaybediyor.
Bir başka şirket, “dijital dönüşüm” diyerek milyonlarca liralık teknoloji yatırımı yapıyor.
Fakat kimse şu soruyu sormuyor:
“Bu teknoloji gerçekten hangi problemi çözüyor?”
Sonuçta sistemler kuruluyor ama çalışanlar eski yöntemlerle çalışmaya devam ediyor.
Yatırım yapılmış oluyor; dönüşüm ise gerçekleşmiyor.
Bazı yönetim ekipleri ise karar alma hızını artırmayı başarıyor.
Fakat kararların kalitesi aynı hızla artmıyor.
Daha fazla toplantı yapılıyor…
Daha fazla dashboard hazırlanıyor…
Daha fazla KPI takip ediliyor…
Ama şirketin gerçekten nereye gitmek istediği giderek daha az konuşuluyor.
Bugün yapay zekâ sayesinde dakikalar içinde rapor hazırlayabiliyoruz.
Sunum oluşturabiliyoruz.
Analiz yapabiliyoruz.
Fakat yapay zekâ bize hangi pazara girmemiz gerektiğini, hangi müşteriye gerçekten değer kattığımızı veya beş yıl sonra nasıl bir şirket olmak istediğimizi söyleyemiyor.
Bu hâlâ liderliğin sorumluluğu.
Bir CFO olarak düşündüğümde, yanlış stratejiye ayrılan sermayenin kusursuz yönetilmesi değer üretmez.
Bir CEO açısından bakıldığında ise yanlış hedeflere odaklanan çok başarılı ekipler, yalnızca hatayı daha hızlı büyütür.
Belki de bu yüzden verimlilik tek başına bir başarı ölçüsü değildir.
Çünkü verimlilik, ancak doğru yöne hizmet ettiğinde anlam kazanır.
Son dönemde kendime daha sık şu soruyu sormaya başladım:
“Bu karar bizi gerçekten hedefimize yaklaştırıyor mu, yoksa sadece daha hızlı hareket etmemizi mi sağlıyor?”
Gerçekten doğru yöne mi gidiyoruz, yoksa sadece daha hızlı mı hareket ediyoruz?
İş dünyasında hız elbette önemli. Rekabet bunu gerektiriyor. Müşteriler bekliyor, piyasalar beklemiyor.
Ama hız, yönün önüne geçtiğinde ilginç bir paradoks oluşuyor:
Yanlış yolda daha hızlı ilerlemek, bizi hedefe değil, hedeften daha uzağa götürüyor.
Belki de bu yüzden artık kendime daha sık şu soruyu sormaya çalışıyorum:
“Bugün ne kadar iş bitirdim?” yerine,
“Bugün beni gerçekten hedefime yaklaştıran ne yaptım?”
Bazen beş dakikalık doğru bir düşünme molası, beş saatlik koşuşturmadan daha değerlidir.
Belki de çağımızın en büyük problemi zaman eksikliği değil…
Belki de önümüzdeki yılların en başarılı şirketleri, en hızlı koşanlar olmayacak.
Pusulasını kaybetmeden hızlanabilenler olacak.
Çünkü pusula saatten önce keşfedildi.
Ve bence bunun çok önemli bir nedeni vardı.
Yönünüz yanlışsa, hızınız sadece hatanızı büyütür.
“Deciding what not to do is as important as deciding what to do.”
- Steve Jobs
