Bir evi ya da arabayı aynı anda kaç kezsatabilirsiniz? Finansal Simya ve Türev Piyasaları

Tarih

Gerçek hayatta bu sorunun cevabı tektir: Bir kez. Kapınızın önündeki arabayı aynı anda on kişiye satmaya kalkarsanız, kendinizi ertesi gün adliye koridorlarında bulursunuz. Tapusu size ait olan ev için 410 farklı kişiden kapora alırsanız, buna “nitelikli dolandırıcılık” denir. Çünkü fiziksel dünya nettir; madde bölünemez, aynı anda iki farklı yerde bulunamaz. Aynı aracı aynı anda birden fazla kişiye satmak, ekonomik bir işlem değil, açık bir suistimaldir.
Ancak söz konusu “finansal piyasalar” olduğunda, mantık rafa kalkar, matematik bükülür ve karşımıza o meşhur “finansal simya” çıkar. Altın ve gümüş, doğaları gereği sınırlıdır. Çıkarılması zaman alır, maliyetlidir ve arzı kontrol altındadır. Ancak modern finansal sistem, bu sınırlılığı aşmanın bir yolunu bulmuştur: Türev piyasalar.
Bugün küresel piyasalarda işlem gören altın ve gümüş kontratlarının toplam büyüklüğü, fiziki mevcut maden miktarının katbekat üzerindedir. Aynı külçe altın, aynı anda onlarca, hatta yüzlerce farklı finansal sözleşmenin dayanak varlığı hâline gelebilir. Ortada dolaşan şey çoğu zaman altının kendisi değil, altına dair bir beklenti, bir vaade dayalı hak iddiasıdır. Bu durum mülkiyet kavramını sessizce dönüştürür. Sahiplik, fizikten kopar ve algıya taşınır.
Bugün altın ve özellikle gümüş piyasasında olan bitende tam olarak budur. Bankalar ve büyük aracı kurumlar, ellerindeki 1 birim gümüşü, tam 410 farklı kişiye “sizin gümüşünüz burada, merak etmeyin” diyerek satmış durumdalar. Altında ise bu oran 1’e 146 civarında. Aynı araca binmek isteyen 410 kişinin otoparkta yaratacağı kaosu bir hayal edin.
Türev araçlar, doğru kullanıldığında finansal sistemin vazgeçilmez unsurlarıdır çünkü kur riskini yönetir, fiyat belirsizliğini azaltır ve profesyonel aktörlere öngörülebilirlik sağlarlar. Sorun, bu araçların ne için değil, kimin için ve nasıl kullanıldığı noktasında başlar. Türev piyasası, bilgi asimetrisini avantaja çevirir. Profesyonel oyuncu için altının fiziki olması önemli değildir, onun amacı fiyat hareketlerinden faydalanmaktır. Küçük yatırımcı ise oyunu fiziksel bir mantıkla okur oysa kâğıttan bir oyunun içindedir.
Sınırsız “kâğıt pozisyon” üretimi, fiyatı doğal arz-talep dengesinden koparır. Bu durum gerçek talebi görünmez hâle getirir ve piyasayı yönlendirmeye açık bir zemine dönüştürür. Küçük yatırımcı çoğu zaman, “Altın alıyorum, güvenli limandayım” varsayımıyla hareket eder. Oysa çoğu durumda alınan şey, fiziki teslimat hakkı olmayan, karşı taraf riskine açık, sadece fiyat hareketine endeksli bir finansal üründür.
Grafikler ve kaldıraçlı işlemler arasında yatırımcı şu can alıcı soruyu sormayı unutur: “Bu işlemin sonunda gerçekten altına sahip oluyor muyum?” Bu soru sorulmadığında, yatırımcı tamamen soyut bir piyasanın içinde işlem yapar. İşte gerçeklikten kopuş tam burada başlar. Bir ev aldığınızda içine girebilirsiniz. Bir araba aldığınızda kontağını çevirebilirsiniz. Peki aldığınız altına dokunabiliyor musunuz? Yerini biliyor musunuz? Kriz anında teslim alabileceğinizden emin misiniz, yoksa elinizdeki sadece bir satır kod mu?
Modern finans, sahiplik hissini ustalıkla üretir. Ancak krizler, her zaman tek bir soruyu sorar: “Gerçekte neye sahipsin?” Finansal illüzyonun bittiği yer, sahip olduğunuzu sandığınız şeyle gerçekten sahip olduğunuz şey arasındaki farktır. Türev piyasaları bu farktan beslenir. Bu oyunda, herkes altından bahseder ama çok az kişi altına gerçekten dokunur. Gerçek servet, kriz anında varlığını ispat edebilen şeydir. Diğerleri ise sadece ekranda görünen sayılardır.
Gerçeklik ve İllüzyon Arasındaki Çizgi
2026 yılına geldiğimizde, altının 4.600 doları, gümüşün 85 doları aştığı bu dönemde bile hâlâ bu rasyoların peşinde koşuyoruz. Neden? Çünkü sistem, fiziki madenlerin gerçek değerinin ortaya çıkmasından korkuyor. Eğer gümüşün fiyatı sadece fiziki arz-talebe göre belirlenseydi, bugün ekranlarda gördüğümüz rakamların yanına bir “sıfır” daha eklemek zorunda kalabilirdik.
Elinizle tutamadığınız, kasanıza koyamadığınız, “istediğim an alıp götürebilirim” diyemediğiniz hiçbir maden sizin değildir. O sadece bir bankanın size borcudur ve tarih bize öğretmiştir ki finansal kriz anlarında borçlular, alacaklılarını ilk unutanlardır. Sistemin “kâğıttan” kaplanlarına kanmayın. Arabayı bir kişiye satarlar ama gümüşü 410 kişiye…
Aradaki farkı anladığınız gün, gerçek yatırımcı olursunuz.
“Benim Altınım Bankada Güvende” Diyenlerin Gece Uykusunu Kaçıracak Gerçek: Bail-In
Bankaya girdiğinizde o devasa çelik kapılı kasaları görürsünüz, bir güven hissi kaplar içinizi. Ancak dijital bankacılık uygulamanızda gördüğünüz rakam malınız değil, bankanın size olan borcudur. Bu borcun ödenebilmesi ise sistemin o gün “nefesinin yetmesine” bağlıdır.
Eskiden “Bail-Out” vardı. Banka batarsa devlet halkın vergisiyle bankayı kurtarırdı. 2008’den sonra oyun değişti: Artık “Bail-In” devri başladı. Meali; “Banka batarken devletin parasını değil, içerideki mevduat sahibinin parasını/madenini kullanacağız.” Yani banka zora düştüğünde, hesabınızdaki o “kâğıt” altınları bir gecede bankanın hisse senedine çevirebilirler veya dondurabilirler. Kıbrıs’ta ve Lübnan’da yapılanların yarın devasa ekonomilerde yapılmayacağının garantisi var mı?
Çoğu yatırımcının hesabı “tahsis edilmemiş” (unallocated) hesaptır. Banka o altını “genel havuzda” tutar ve aynı anda yüzlerce operasyon yapar. Banka iflas bayrağını çekerse, “mülkiyet sahibi” değil, sadece “teminatsız alacaklı” olursun.
Gümüş fiyatı fiziki kıtlık nedeniyle patladığında ve bankalar “açığa sattıkları” kontratlar yüzünden milyarlarca dolar zarar yazdığında (ki bu şu an ABD’de yaşanıyor), o meşhur zincirleme reaksiyon başlar. Sermayesi eriyen banka likidite krizine girer ve “Bail-in” düğmesine basıldığında, hesabındaki gümüş bankanın hayatta kalması için feda edilen “ilk kurban” olur.
Eğer altınını elinle tutamıyorsan, sen bir yatırımcı değil, o bankanın risk ortağısın. Hem de banka kâr ederken değil, sadece batarken ortaksın! Sistem, sana mülkiyetin değil, “mülkiyet illüzyonunun” konforunu satıyor. Dijital ekranlar seni zengin hissettirir ama sadece fiziksel gerçeklik seni koruyacaktır.
Merkez bankalarının neden deliler gibi fiziki altın toplayıp kâğıtla uğraşmadığını şimdi anlıyor musun? Bir sabah uyandığında banka uygulamasında “Geçici olarak servis dışı” yazısını gördüğünde, elindeki o “türev” kontratların üzerine bir bardak soğuk su içebilirsin. Unutma; fiyatı matematik değil psikolojinin belirlediği bu 410 katlık illüzyon bittiğinde, elinde sadece “ekran görüntüsü” olanlar “Nerede benim gümüşlerim?” diye soracaklar.
Kendi finansal kaleni kurmak, varlığın yanında özgürlüğünü de getirir. Elinde tutamıyorsan, ona sahip değilsin. Kaleni sağlam kur, kapını içeriden sürgüle, bırak kâğıttan kaplanlar birbirini yesin.
(Yazıda anlatılan konular bilgilendirme amaçlıdır. Yatırım tavsiyesi değildir.)

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sosyal Medyada Paylaş

Popüler Yazılar

Bunları da sevebilirsiniz
Bunları da sevebilirsiniz

Yan masadaki adam senden ne kadar fazla alıyor?

Uzun yıllardır Türk iş dünyasını içindeyim farklı görevlerde, yazıyorum,...

Yorgun İnsan İçin Gerçekçi Bir Hayat

Bazı insanlar hayattan vazgeçmez; sadece hayata yetişemez hale gelir....

İnsan Kaynağında Bütünsel Gelişim Nasıl Olur?

Şirketlerde uzun yıllardır uygulanan kişisel gelişim eğitimleri; iletişim, liderlik,...

Giyinmenin Maliyeti ve Moda Harcama Kültürü

Giyinmek, günlük hayatımızın en doğal parçalarından biri. Sabah dolabın...