İşe Gitmediğin Gün, Kendinle Karşılaşırsın

Tarih

Emeklilik sanıldığı gibi bir dinlenme hâli değil; modern insanın en hazırlıksız yakalandığı yüzleşmedir. Gürültü bittiğinde kalan sesle ne yapacağını bilmeyenler için zor, ama kaçınılmaz bir dönem . İnsan hayatının büyük bölümünü bir yerlere yetişerek geçirir. İşe, toplantıya, hedefe, ay sonuna, terfiye… Bu yetişme hâli o kadar süreklidir ki, bir gün durduğunda bunun bir duraklama değil, bir boşluk olduğunu sanır. Emeklilik tam olarak bu yanılgının içinden geçer.
Takvim hafifler. Ajanda susar. Telefon daha az çalar. İlk günlerde bu sessizlik huzur gibi gelir. İnsan kendini tebrik eder: “Oh be, sonunda.” Uzun zamandır hayalini kurduğu o an gelmiştir. Sabah alarm yoktur. Trafik yoktur. Pazartesi sendromu diye bir şey kalmamıştır. Ama birkaç hafta sonra fark edilen şudur: Gürültü gitmiştir, evet. Fakat onun altında bastırılan bir ses yavaş yavaş yükselmeye başlamıştır. O ses, insanın kendisidir.
Çalışmak; en kibar kaçış biçimidir aslında Modern dünyada çalışmak yalnızca geçim sağlamak değildir. Aynı zamanda varoluşsal bir çözümdür. İş, insanı meşgul eder. Meşguliyet ise kendinden kaçmanın en saygın yoludur. “Vaktim yok” cümlesi, çoğu zaman “kendimle kalmaya hazır değilim” demenin toplumsal olarak kabul edilebilir hâlidir. İyi ve dolu bir kariyer bu kaçışı daha da meşrulaştırır. Çünkü ortada görünür sonuçlar vardır: başarılar, rakamlar, projeler, unvanlar. İnsan kendine bakmak yerine bunlara bakar. Kimliğini hissetmek yerine performansını ölçer. Bu yüzden çalışırken “Ben kimim?” sorusu pek sorulmaz. Sorulsa bile aceleyle geçilir. Çünkü yapılacak işler vardır. Bitirilecek hedefler vardır. Emeklilik bu düzeni bir gecede bozar. Artık “yoğunum” deme hakkı yoktur. Zaman vardır. Hem de fazlasıyla. Ve zaman, insanın en acımasız aynasıdır. Hiç düşündünüz mü? Kartvizit gittiğinde geriye kim kalır diye? Emekli profesyonelin yaşadığı mutsuzluğun merkezinde genellikle tek bir soru vardır:
“Ben şimdi kimim?” Bu soru basit değildir. Çünkü insan yıllarca kendini yaptığı işle tanımlamıştır. Müdürdür, yöneticidir, uzmandır, sorumludur. Bir sorun çıktığında ona sorulur. Bir karar alınacaksa masadadır. Bu roller yalnızca işlev üretmez; kimlik de üretir. Emeklilik ile birlikte bu roller sessizce geri alınır. Kimse açıkça “artık gerek yok” demez. Ama kimse de “gel sen anlat” demez. İşte bu sessizlik, insanın içini kemirir. Çünkü insan en çok yok sayıldığında küçülür. Görünmez olmak, fiziksel değil varoluşsal bir eksilmedir. İşte o an kişi kendine çok yanlış bir teşhis koyar
Yetersizlik Hissi. Emeklilik döneminde sıkça dile getirilen duygu yetersizliktir.. “Eskisi gibi değilim. ”“Artık bir işe yaramıyorum.” Oysa bu his çoğu zaman yanlıştır. Sorun yetersizlik değildir; bağlam kaybıdır. Bir bilgi, bir deneyim, bir sezgi durduk yere değersizleşmez. Ama kullanılacağı zemin ortadan kalktığında insan kendini işlevsiz sanır. Modern toplum bu noktada acemidir. Deneyimi yavaş bulur. Bilgeliği ağır görür. Hız çağında yavaş olan her şey kenara alınır. Bu yüzden emeklilik bireysel bir başarısızlık değil, toplumsal bir körlüktür.
Bazen “Ben Eskiden” diye başlayan cümlenin arkasındaki hakikat nedir diye hep sormuşumdur kendime. Ve sanırım emekli profesyonellerin sıkça “ben eskiden” diye başlayan cümleler kurması da çoğu zaman yanlış anlaşılmıştır. Bu bir övünme değil, bir tutunma çabasıdır. İnsan geçmişini anlatır çünkü orada hâlâ bir rolü vardır. Orada hâlâ gereklidir. Bugün ise gereksiz değildir ama çağrılmamıştır. Bu çağrılmama hâli insanı yavaş yavaş içe kapatır. Konuşsa “karışıyor” olur, susarsa “çekilmiş” sayılır. Bu ikilemin içinde insan, kendini geri çekerek var olmaya çalışır. Bu sessiz çekilme, mutsuzluğun en görünmez biçimidir.
Gelelim en derin mevzuya ki eşlerin itiraf etmese de yıllar sonra en çok sıkıntı duyduğu durum olsa bu gerektir..,,, Evde Fazla Olmak
Emeklilik yalnızca işten değil, ev içi dengelerden de bir şeyler alır. Yıllarca “akşam gelen kişi” olan insan ve/veya eşler, artık gün boyu oradadırlar. Ev buna alışık değildir. İnsanlar da. Bir süre sonra fikirler artar. Deneyimler taşar. Ama bunların diğer eş tarafından talep edilmediği fark edilir. En bilgili olunan dönemde en az söz hakkına sahip olmak, insanın içini inceltir. Bu yüksek sesli bir çatışma değildir. Kimse kavga etmez. Ama içten içe bir tarafta “fazlalık” hissi büyür. Ve İnsan, fazlalık hissettiği yerde kök salamaz..
Emekli olan kişinin artık bol zamanı vardır ama anlamlar kıtlaşmaktadır. Emeklilikte zaman vardır ama yapı yoktur. Günler uzar. Haftalar hızlanır. Pazartesi günü ile pazar arasındaki fark silinir. Takvim ilerler ama insan yerinde sayar. Bu noktada insan kendine kızmaya başlar: “Bu kadar vaktim var, neden mutlu değilim? ”Bu soru acımasızdır’’. Çünkü mutsuzluğu tembellik sanır. Oysa mesele tembellik değildir. Mesele yönsüzlüktür. İnsan anlamını kaybettiğinde hareketsizleşir. Hareketsizlik ise yanlışlıkla tembellik diye adlandırılır. İşte kişi şanslı veya farkında ise tam da bu noktada felsefe yapma dönemi başlar. Felsefe, akademik bir uğraş değil, bir dayanma biçimidir. İnsan işe yaramadığını sandığı noktada düşünmeye başlar. “İşe yaramak ne demek?” sorusu burada doğar. “Değer üretmek zorunda mıyım?” sorusu onu izler. Bu sorular rahatsız edicidir çünkü hızlı cevapları yoktur. Ama dürüsttürler. Felsefe şunu hatırlatır:
İnsan bir araç değildir. Kullanım dışı kalmaz. Sadece insan başka bir anlam alanına geçmiştir. Ama bu alan, performansla değil farkındalıkla ölçülür. Felsefe ile başlayan sürecin ardından kişi mizaha kavuşur. Ve mizah ince bir dayanıklılıktır. Emekli profesyonelin mizahı genellikle sessizdir. Kahkaha üretmez, tebessüm bırakır. “Biz de artık ev danışmanıyız” gibi cümleler bu mizahın ürünüdür. Bu mizah bir kaçış değil, bir tampon işlevi görür. İnsan kendine gülebildiği sürece tamamen dağılmaz. Ama mizah her şeyi çözmez. Sadece çökmeyi geciktirir
Altında hâlâ aynı , ‘’Ben hala bir şey miyim?’’ sorusu dursa da bu yeni hayatta yapılan en büyük hata yeni hayatı eski hayatın ölçüleri ile değerlendirmeye çalışmaktır. Ajandalar, hedefler, verimlilik hesapları… Bunlar bir süre işe yarar ama sonra aynı soru geri gelir: “Bunları neden yapıyorum? ”Yeni hayat planla değil, kabulle kurulur. Kabullenilmesi gereken ise şudur: Artık bir şey yetiştirmek zorunda değilsin. Bir şey kanıtlamak zorunda değilsin. Bir yere varmak zorunda değilsin.
Bu özgürlük ilk başta ürkütür. Çünkü insan uzun süre yük taşıdıktan sonra yükü bırakınca dengesini kaybeder. Ama denge zamanla gelir. Emeklilik mutsuzluğu bir kusur değildir. Yetersizlik hissi bir zaaf değildir. Bunlar, kimliğin yeniden kurulduğu bir dönemin doğal sancılarıdır. Belki de emeklilik, hayatın “ne işe yarıyorum” sorusundan “ne oluyorum” sorusuna geçtiği yerdir.
Bu soru cevap istemez. Sadece dikkat ister. Çünkü işe gitmediğin gün, kendinle karşılaşırsın.
Bu yazıyı emekli olanları değil, emekliliğe doğru yürüyenleri düşünerek kaleme aldım. Çünkü asıl hazırlıksız yakalananlar, henüz o gün gelmemiş olanlar. İşin, unvanın, koşturmanın seni sen sandığın günler bitince geriye ne kalacağını hiç düşünmeyenlerden birisi de ben olduğum için.
Emeklilik bir yaş meselesi değil. Bir kimlik meselesi.
İnsan, işe gitmediği gün tembelleşmez; çoğu zaman ilk kez durur. Ve durmak, modern hayatın öğretemediği bir beceridir. O yüzden zor gelir. O yüzden mutsuzluk, yetersizlik, sıkıntı gibi kelimeler hemen dolaşıma girer.
Ama belki de sorun bu duygular değildir. Belki sorun, onlara hemen bir kusur muamelesi yapmamızdır. Ben emekliliği bir bitiş olarak değil, gürültünün kesildiği bir eşik olarak görüyorum. Gürültü kesildiğinde insanın kendisi duyulur. Bu ses bazen hoş değildir. Bazen rahatsız edicidir. Ama gerçektir. Ve gerçek olan şey, insanı er ya da geç büyütür.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sosyal Medyada Paylaş

Popüler Yazılar

Bunları da sevebilirsiniz
Bunları da sevebilirsiniz

Ev gençleri hakkında kimsenin söylemediği şey

Türkiye'de 4,7 milyon genç ne okuyor ne çalışıyor ne...

Uyanıştaki Gizli Kibir: Uyumlanamama Hali

Son yıllarda uyanış, farkındalık ve bilinçlenme kavramları sadece bireysel...

Alışverişin şifresi yaş ve cinsiyet ne söylüyor?

Alışveriş, günlük hayatın sıradan bir parçası gibi görünse de...

CFO’dan CEO Olur mu?

CFO rolü, çoğu zaman bir uçağın kokpitindeki yardımcı pilota...