Performans değil, performatiflik çağı ve kim daha çok parlıyor?

Tarih

Kurumsal Gerçekler-Ekonomi Mizah serisi 3
Artık işler “iş yapmakla” değil, “iş yapıyor gibi görünmekle” yürüyor. Bir zamanlar şirketlerin en değerli kaynağı insan sermayesiydi, şimdi ise algı sermayesi.
Gerçek performans ölçülmüyor; önemli olan, “sunumda performanslı görünmek”.
Çünkü bu çağda Excel dosyaları değil, PowerPoint slaytları kazanıyor.
Plazaların parlak zeminlerinde artık herkesin hedefi aynı: Parlayan kazanıyor.
Kimin ne kadar katkı sağladığı değil, kimin “parladığı” konuşuluyor.Ve kabul edelim: Bu, sadece şirketlerin değil, çağın ruhunun bir özeti.

  1. Performatiflik ekonomisi: Göstermenin gücü
    Bir zamanlar “performans değerlendirmesi” dediğimiz şey, gerçek çıktılara bakardı.
    Bugün geldiğimiz noktada “etki yönetimi” ya da “stakeholder perception alignment” gibi cümlelerle süslenmiş, içi boş bir tiyatro oynanıyor.Yeter ki yöneticinin önünde güzel konuş, geri kalanı sistem zaten unutur.
    Gerçek bir tablo mu hazırladın? Fark etmez. Yeter ki o tabloyu “renk kodlu, gradient geçişli” olsun .(Bunu da bildiğimden değil zamanında bana yapılan bir sunumun alt detaylarına bakarken tesadüfen öğrenmiştim) Mavi tonları sakinlik verir, yeşile güven…
    Yani ekonominin rengini artık kârlılık değil, PowerPoint paleti belirliyor.
    Bir CEO tanıdığım demişti ki:
    “Biz artık veriden değil, verinin hissettirdiklerinden para kazanıyoruz.”
    Evet, haklıydı. Bir grafik yukarı kıvrılıyorsa, moral yükselir.Yöneticinin gözleri parlıyorsa, hisse senedi de parlıyormuş gibi olur.Performatiflik ekonomisi budur: Gerçeği değil, hissi yönetmek.
  2. Zoom çağı kahramanları
    Pandemi sonrası ofise dönüş bile, performanstan çok görünürlük stratejisi haline geldi. Zoom toplantılarında kamerayı açan, arkasına kitaplık koyan, “biraz entelektüel, biraz rahat” bir imajla çıkan çalışanların çağıydı bu.İçerik değil, ışık önemliydi.
    Artık kimse ne dediğini değil, nasıl dediğini hatırlıyor.Toplantıda “aslında burada bir sinerji yaratabiliriz” diyen kişi, otomatik olarak zeki sayılıyor.“Bu konuyu bir think-tank mantığında ele alalım” diyen, yükselmeye bir adım daha yaklaşıyor.Sonuç mu? Genelde yok. Ama enerji yüksek! Yaşasın…
    Plaza lügatinde “enerjisi yüksek” olmak, “verimsiz ama sempatik” demek zaten.
  3. LinkedIn performansçıları
    Bir de ofisin dış cephesinde, yani LinkedIn evreninde oynanan bir sahne var.Orada kimsenin maaş bordrosu yok ama herkes “inspiring journey” içinde. Özellikle parayı bulmuş, işleri tıkırında giderken sıkıntıdan yazayım bari, millette öğrensin modundaki patronlar… Harika .
    Sabah kahvesini “leadership reflection” olarak paylaşan, toplantıya giderken #Monday Motivation yazan, ve hafta sonunda “düşünceli bir yürüyüşte stratejik vizyon” geliştirenlerin çağı.
    Gerçek performans mı? O biraz zahmetli ve az like alıyor.
    LinkedIn, yeni çağın dijital açık ofisi. Burada herkes birbirinin yöneticisi gibi davranıyor; kimse kimseye doğrudan eleştiri yapmıyor ama herkes “growth mindset” ile parlıyor. Sonra o paylaşımlar, gerçek performansı unutturuyor. Yani üretim değil, etki satıyoruz artık. Yerse…
  4. İçerikten çok imaj
    Ofiste bir çalışan düşünün:Sessiz, ama projeleri yürütüyor. Raporları eksiksiz.Ama sesi az çıkıyor, “etkili değil” diyorlar.Öte yandan, bir diğeri:Her toplantıda konuşuyor, not defteri hep açık, ara sıra İngilizce kelimeler serpiştiriyor: “Actually, totally agree, let’s touch base.”Ve bir bakmışsın, terfi etmiş.
    Çünkü içerik artık ikincil. Yeni ölçüm aracı “kim daha çok yankı bırakıyor?”
    Performansın görünmez, ama etkileyiciliğin görünürse, ekonomideki ağırlığın da artıyor.Bir tür “kurumsal influencerlık” bu. Çalışan değil, marka kişiliği gibi davrananlar yükseliyor. Hatta bazı şirketlerde insan kaynakları departmanı bile bu kişilerden “marka elçisi” yaratıyor.
  5. Sunum ekonomisi: Gerçeğin makyajlanması
    Bir araştırma sunumu geldi diyelim.Veriler iyi değil ama renkler güzel.Metin sıkıcı ama anlatıcı enerjik…İşte, bu durumda herkesin yorumu aynı olur:
    “Sunum çok etkileyiciydi.”
    Hiç kimse, “ama veriler kötüydü” demez.Çünkü performatif çağda başarı, sahneye çıkabilme cesaretiyle ölçülür.Hatalar bile “deneyim kazanımı” olarak pazarlanır.Kimse başarısız olmaz, sadece “öğrenir.”
    Yeni motto şu: “Gerçeklik değil, algı yönetimi. ”Ekonominin de, kariyerin de formülü bu hale geldi. Bir şirkette büyüme yoksa, “stratejik yeniden konumlanma” denir. İşten çıkarmalar varsa, “verimlilik optimizasyonu. ”Zam yapılamıyorsa, “çalışan bağlılığını güçlendirme süreci. ”Yani ekonomi bile artık bir tür sahne sanatına dönüştü.
  6. Peki kim daha çok parlıyor?
    Asıl soru bu. Kim daha çok çalışıyor değil; kim daha çok görülüyor? Bu farkı anlayanlar zaten piramidin üstünde.Kimi insanların kariyeri “görünürlük stratejisi” üzerine kurulu.Kimi ise “sessiz üretim” yolunda gidiyor — ama görünmez kalıyor.
    Ofiste en zeki kişi genellikle en sessiz olan değildir artık.En dikkat çeken, “en hazır cevap” olandır.Çünkü çağımız, hızla cevap verenlerin çağında;derin düşünenlerin değil, hızlı yazışanların dönemi.
    E-posta yanıt süresiyle bile kariyer ölçülür hale geldi.10 dakika geç yanıt veren “yetersiz”,ama 3 dakika içinde “Harika fikir!” yazan, “proaktif.”
  7. Yeni ekonomi: İmajda büyüme
    Ekonomi artık ikiye ayrılıyor: Gerçek ekonomi ve algı ekonomisi. Birinde üretim, diğerinde hikâye anlatımı.TV kanallarında neye inanacağınız artık size kalmış. Tabidir ki sadece anlatılanlara inanarak yaşayanlardan değilseniz. Birinde satış, diğerinde sunum. Hangisi daha değerli derseniz, cevabı LinkedIn beğenilerinde yada ratinglerde gizli.
    Görünür olmayı başaran, gerçek başarının da önüne geçiyor.Hatta bazen sadece “gibi” yapmak bile yetiyor.Yani bu çağın sihirli fiili: -miş gibi yapmak.Çünkü yatırımcı da, yönetici de, hatta bazen çalışan dagerçeği değil, hikâyeyi satın alıyor.
  8. Final: Performans değil, sahne ışığı
    Sonuçta bu çağda herkes kendi spot ışığını taşıyor.Bir toplantı, bir paylaşım, bir “gülümseme anı” bile,bir sonraki terfinin kapısını aralayabiliyor.
    Performans, dosyaların arasında sıkışmış bir kavram artık. Ama performatiflik?
    O her yerde:Sunumda, postta, kahve molasında bile.
    Belki de yeni KPI şu olmalı:
    “Ne kadar iş yaptığın değil, ne kadar ışık saçtığın.”Çünkü günün sonunda,patronun gözüne parlayan kazanıyor.
    Gerisi?
    Gölge ekonomi.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sosyal Medyada Paylaş

Popüler Yazılar

Bunları da sevebilirsiniz
Bunları da sevebilirsiniz

Yan masadaki adam senden ne kadar fazla alıyor?

Uzun yıllardır Türk iş dünyasını içindeyim farklı görevlerde, yazıyorum,...

Yorgun İnsan İçin Gerçekçi Bir Hayat

Bazı insanlar hayattan vazgeçmez; sadece hayata yetişemez hale gelir....

İnsan Kaynağında Bütünsel Gelişim Nasıl Olur?

Şirketlerde uzun yıllardır uygulanan kişisel gelişim eğitimleri; iletişim, liderlik,...

Giyinmenin Maliyeti ve Moda Harcama Kültürü

Giyinmek, günlük hayatımızın en doğal parçalarından biri. Sabah dolabın...