Yılbaşı ritüellerinde mitler, Görüşler ve ilginç bilgiler

Tarih

Yılbaşı Ritüellerinde Mitler, Görüşler ve İlginç Bilgiler
Sizler bu yazıyı okurken yeni yıla girmiş çoğunuz bu sayıda ele aldığım konulardan en az birini belki de hepsini yaşamış olacaksınız. Yeni yılın yayımlanan bu ilk yazımda yaklaşık son 1 ayda çevrenizde ve bizzat ailenizde yaşadığınız olguları ele almak, 2026 yılına okunması kolay ve biraz da ilginç hususlara değinmek istedim. Herkese gönlünce bir 2026 geçirmesi dileklerimle…
Kimi gevur adedi, kimi günah der. Kimi de kültürel yozlaşma. Bence en doğrusu: akültürasyon yani 2 veya daha fazla kültürün/kültürlerin etkileşimi (kültür alışverişi) sonucunda kültürlerin belli oranda değişmesi.
Gelin bakalım yeni yılı karşılamak amacıyla Milattan Önce (MÖ) 46 yılında Julius Sezar tarafından başlatılan yılbaşı kutlamalarının ülkemizde en dikkat çeken bazı yılbaşı ritüelleri ile ilgili mitler ve bunlar hakkında bazı uzmanların görüşleri ne imiş? Bazı adetlerimizin kökeni nereye dayanıyormuş? Anlamı neymiş?
Rahmetli büyük Sümerolog ve Cumhuriyet aydını Muazzez İlmiye Çığ’a göre yılbaşı kutlaması ve yılbaşı ağacı süslemesi biz Türklere ait ve bir bayram: Nardugan Bayramı.
NARDUGAN BAYRAMI VE AĞAÇ SÜSLEME
Nardugan anlatısı, kökenlerini İslam öncesi Türk inanç sistemine dayandıran bir “yeniden doğuş” bayramı olarak tanımlanmaktadır.
•Etimoloji: “Nar” (güneş) ve “Tugan” (doğan) kelimelerinin birleşiminden türediği ve “Doğan Güneş” anlamına geldiği iddia edilmektedir.
•Zamanlama ve Anlam: Kutlamaların, en uzun gecenin yaşandığı 21 Aralık kış gündönümünde yapıldığı öne sürülmektedir. Bu tarih, günlerin geceye karşı zafer kazandığı ve aydınlığın yeniden hakim olmaya başladığı anı, yani güneşin zaferini ve yeniden doğuşunu simgelemektedir.
Nardugan Bayramı, kendine özgü semboller ve mitolojik karakterler etrafında şekillenmektedir: Hayat ağacı olan Akçam, Tanrı Ülgen ve Ayaz Ata.
•Hayat Ağacı (Akçam)
Türk mitolojisinde yeryüzünün tam ortasında kökleriyle yeraltını, dallarıyla gökyüzünü birbirine bağladığına inanılan kutsal “akçam” ağacı yer almaktadır. Bu “Hayat Ağacı”, dallarının gökteki Tanrı Ülgen’in sarayına kadar uzandığına inanılmakta, yaşamın ve sürekliliğin sembol ettiği belirtilmektedir. Hayat Ağacı motifi, Anadolu halı ve kilim desenlerinde de varlığını sürdürmektedir.
Tanrı Ülgen
Nardugan ritüellerinin adandığı ilahi figür Tanrı Ülgen’dir. Orta Asya Türk inancında İyilik Tanrısı olarak tanımlanan Ülgen, uzun sakallı ve kaftanlı olarak tasvir edilmektedir. İnsanların dualarını ilettiği, güneşi yeniden insanlığa bahşeden koruyucu bir varlık olarak ortaya çıkmaktadır.
•Ayaz Ata
Noel Baba figürünün kökeni olduğu iddia edilen, kışın en soğuk zamanlarında ortaya çıkan, kimsesizlere, açlara ve düşkünlere yardım eden mitolojik bir kahramandır. “Kar Kız” adında bir yardımcısı veya torunu olduğu da belirtilen Ayaz Ata, Türk kültüründeki yardımseverlik ve paylaşmayı temsil etmektedir.
Nardugan Bayramı kutlamaları sırasında gerçekleştirildiği öne sürülen ritüeller şunlardır:
•Kutsal kabul edilen akçam ağacının süslenmesi ve dallarına dileklerin kabulü için renkli bantlar veya kurdeleler bağlanması.
•Duaların kabul edilmesi umuduyla Tanrı Ülgen’e sunulmak üzere ağacın altına hediyeler bırakılması.
•Bayram hazırlığı olarak evlerin temizlenmesi ve insanların en güzel giysilerini giymesi.
•Ailelerin ve dostların bir araya gelerek özel yemekler yemesi, ağacın etrafında şarkılar söyleyip dans etmesi.
Ne kadar hoş değil mi? Fakat Nardugan Bayramı ve Ayaz Ata’nın Türk tarihinin bir parçası olduğuna dair iddialar, önde gelen tarihçiler tarafından sağlam temellere dayanan eleştirilerle karşılanmaktadır.
•Prof. Dr. Ahmet Taşağıl, erken dönem Türk kaynaklarında, özellikle Orhun Yazıtları gibi temel metinlerde “Nardugan” veya “Ayaz Ata” ile ilgili hiçbir belge veya kaydın bulunmadığını açıkça ifade etmekte ve bu iddiaların tarihsel temelden yoksun olduğunu belirtmektedir.
•Bu anlatının tarihsel bağlamdaki en zayıf noktalarından birini, Prof. Dr. Taşağıl’ın vurguladığı pratik imkânsızlık oluşturmaktadır: “Avrasya bozkırlarında çetin bir ‘hayatta kalma savaşı’ veren eski Türklerin, kışın en zorlu anında şenlik düzenlemesi, tarihsel ve coğrafi gerçeklerle örtüşmemektedir”. Akademik çevrelerdeki genel kanı, eski Türklerin yeni yılı kışın değil, doğanın yeniden canlandığı bahar aylarında (Nevruz / Çıl Pazı) karşıladığı yönündedir.
•Dr. Timur B. Davletov da Ayaz Ata figürünün bir Orta Asya karakteri olmadığını, kökeninin daha çok Sibirya’daki Saha (Yakut) Türklerine ait “Çıs Xaan” isimli bir figüre dayandığını ve Sovyet döneminde popülerleşmiş daha modern bir karakter olduğunu belirtmektedir.
Gelelim Batı dünyasına…
Noel ağacı geleneğinin, Estonya’da 1441’de Letonya Riga’da 1510’da ortaya çıktığı ve Protestanların, süslenmiş ağaçları evlerinin içine taşıyarak bu geleneği yaygınlaştırdığı söylenmektedir. Avrupa’da 1539 yılında Protestan reformist Martin Bucer’in öncülüğünde Strasbourg Katedrali’ne konulan ağaç ise resmen belgelenmiş ilk modern anlamda süslenmiş Noel ağacıdır. Noel ağacı Hristiyanlıkla ilişkilendirilmekte ve öncelikle Lüteryen Kiliselerinde görülmektedir. Fakat ilginçtir bir bilgi ki Hristiyanlığın en büyük kalesi olan Katolik Kilisesi Vatikan’daki ilk Noel ağacını 1982 yılında yerleştirmiştir.
Noel ağaçlarının ABD’ye, Pennsylvania’daki Alman göçmenler getirmiştir. 1747’de Alman göçmenlerin mahallelerine yerleştirdikleri Noel ağaçları bulunmaktadır. Fakat Püritenler bu geleneğin pagan kökenleri nedeniyle buna katılmayı reddetmiş hatta Noel’i yasaklayıp 25 Aralık’ta kiliselerini kapatacak kadar ileri gitmişlerdir. ABD’de sergilenen ilk Noel ağacı 1830’larda ortaya çıkmıştır. İngiliz Kraliyet Ailesi İngiltere’de bir öncü oluşturana kadar bu gelenek ABD’de yaygınlaşmamıştır. 1890’lara gelindiğinde Almanya’dan ABD’ye Noel ağacı süslemeleri getirilmiş ve bu ağaçlar yaygınlaşmaya başlamıştır.
Osmanlı ve Türkiye
M. A. Kumtepe’nin 2022 yılında yayımlanan ““Noel Baba Adam Değildir”: Türkiye’de Yılbaşı Kutlamaları Üzerine Bir Değerlendirme” makalesinde ve P. Ersoy’un “Cumhuriyet Döneminde Yılbaşı Kutlamaları Üzerine Halkbilimsel Bir İnceleme” başlıklı yüksek lisans tezinde (bazı düzeltmeler gözden kaçmış maalesef):
Osmanlı’nın Hıristiyan yılbaşına ilk ilgisi 1829 yılında İngiltere’nin İstanbul elçisinin Haliç’te bulunan bir gemide verdiği baloya devlet adamlarının katılmasıyla başlamaktadır. 1856 yılında ise Sultan Abdülmecid Fransız elçisinin verdiği yılbaşı balosuna katılmıştır. Halkın alafranga yılın son gecesi olan yılbaşına katılımı ise daha çok Hıristiyanların yaptıkları şenliklere katılmak şeklinde olmaktadır. Ercümend Ekrem Talu’nun anlatımına göre, Türk halkı yılbaşı şenliklerinin izleyicisiydi. Osmanlı’da yılbaşının aydın kesimce kutlanması, meşrutiyet inkılâbıyla başlamakta ve bunda Jön Türkler’in büyük rolü bulunmaktadır. Refik Halit Karay ise, Müslüman halkın arasına yılbaşını kutlama âdetinin girişinin, Mütareke zamanında İstanbul’a yoğun bir şekilde gelen ve haroşa kelimesini çok sık kullandıkları için “haroşalar” olarak adlandırılan beyaz Ruslardan sonra olduğunu söylemektedir.
Modern Türkiye’de, Kumtepe durumu şu şekilde açıklamaktadır: “1926 yılında kullanılmaya başlanan miladi takvime geçişle beraber 1926 yılını 1927’ye bağlayan gece saat tam 00:00’da Elektrik İdaresi’nin ışıkları bir dakika söndürmesiyle bir gelenek başlamıştır. 1929 yılbaşında ise, daha sonraki senelerde giderek yaygınlaşacak olan ‘Noel ve yılbaşı baloları’nın ilki Ankara Palas’ın salonlarında yapılmaktadır. Yılbaşının asıl yaygınlık kazanması ise 1931’i 1932’ye bağlayan gece Tayyare Piyangosu’nun ilk özel yılbaşı çekilişinin düzenlenmesiyle olacaktır. Fiilen kutlanan yılbaşı gecesinin resmi tatil olarak ilan edilmesi 1935 yılında verilen kanun tasarısıyla gerçekleşecek ve buna göre 31 Aralık öğleden sonrasıyla 1 Ocak resmi tatil günleri arasına eklenecektir. Bu tarihten sonra da yılbaşı baloları ve kutlamaları giderek yaygınlaşarak, halkın büyük kesimi tarafından sahiplenilip, yurdun farklı yelerinde, çeşitli şekillerde kutlanmaya başlayacak, 1950’li yıllarda ise artık geleneksel sıradan bir eğlence halini alacaktır”.
Verified Market Research’ün, Mayıs 2025’te yayınlanan raporuna göre, sadece Avrupa Noel ağacı pazarının 2032 yılına kadar 4,7 milyar dolara ulaşması ve 2026 ile 2032 yılları arasında yıllık bileşik büyüme oranının %4,5 olması beklenmektedir.
Market Data Forecast’a göre Amerika, Noel ağacı endüstrisinin en büyük pazarıdır ve toplam satışların %40,4’ünü veya 25 milyon doğal ağaç olduğunu bazı kaynaklar ise bu rakamı 30 milyon olarak tahmin etmektedir.
Küresel olarak Statista’nın 2025’de yayımladığı 2023 yılı verilerine göre ağaç ve süsleme pazarı 7 milyar Amerikan Dolarını geçmiştir. Market Data Forecast ise 2024 yılında sadece ışık ve süsleme pazarının 8.09 milyar Amerikan Doları olduğunu, 2033 yılı tahminlerinin ise 11.30 milyar Amerikan Dolarına ulaşacağını tahmin etmektedir.
KOKİNA
Yaygın kanının ve yukarıdaki resmin aksine, Kokina yukarıdaki gibi tek bir bitki değildir. Esasen, dikenli yeşil bir bitkinin dallarına, “silcan” olarak bilinen parlak kırmızı meyvelerin elle tek tek bağlanmasıyla oluşturulan el yapımı bir düzenlemedir. Bu emek-yoğun süreç, geleneğin en belirgin özelliğidir. Üretiminin tamamen el işçiliğine dayanması, mevsimselliği ve sınırlı sayıda üretilebilmesi, Kokina’nın yılın bu dönemindeki değerini ve özgünlüğünü artırmaktadır.
•Kökeni
Kaynak metinler, Kokina geleneğinin kökenlerini İstanbul’un çok katmanlı kültürel dokusuna dayandırmaktadır. Kelimenin etimolojisi, Rumca’da “kırmızı” anlamına gelen “kokkino” sözcüğüne dayanmaktadır. Geleneğin, İstanbul’daki Rumlar tarafından Noel döneminde evleri süslemek amacıyla başlatıldığı belirtilmektedir. Zamanla bu zanaat, İstanbul’daki Roman halkı tarafından öğrenilmiş ve benimsenmiştir. Günümüzde geleneğin ana üreticileri ve taşıyıcıları olarak, ormanlardan topladıkları malzemelerle bu düzenlemeleri hazırlayıp satışını yapan Romanlardır. Bu durum, kültürlerarası aktarımın canlı bir örneğini teşkil etmektedir. İyi kırmızı meyveler İstanbul, Samsun ve Zonguldak (Çaycuma)’dan temin edilmektedir. Bu da bu zanaatın yalnızca emek-yoğun değil, aynı zamanda ciddi bir lojistik gerektirdiğini de somut bir şekilde ortaya koymaktadır.
•Sembolik Anlamı ve Ritüeller
•Şans ve Bereket: En yaygın inanışa göre Kokina, yeni yılda eve şans, mutluluk, barış ve refah getirir. Parlak kırmızı meyveleri ve canlı yeşil dalları, umudu ve yeniden doğuşu simgelemektedir.
•Dilek Ritüeli: Popüler bir inanışa göre, satın alınan bir Kokina demeti bir sonraki yılbaşına kadar solmaz, çürümez veya meyvelerini dökmezse, sahibinin bir dileğinin gerçekleşeceğine veya o yıl içinde bir ev sahibi olacağına inanılmaktadır.
Son yıllarda Kokina’ya olan talepte belirgin bir artış gözlemlenmektedir. Ülkemizde son 5-6 yılda talep önceki yıllarla karşılaştırılamayacak biçimde artmıştır. Bu yıl ise geçen yıla göre de talebin 2 katına çıktığı vurgulanmaktadır. Fiyatlara baktığımızda demedi büyüklüğüne göre ve şehirden şehire 200-1.500TL arasında değişmektedir. İstanbul Çiçekçiler Odası’nın verdiği bilgilere göre geçen yıl İstanbul genelinde yaklaşık 100.000 demet satılmış ve bu sezonun sonunda satışların 200.000 demete ulaşması ve elde edilen toplam gelirin sadece İstanbul’da 50 milyon Türk Lirası’nı (1,1 milyon dolar) aşması beklenmektedir.
YILBAŞI ÇEKİLİŞİ
Serdal Çabuk’un 2009 tarihli “Şans Oyunlarının Toplum Üzerine Etkisi (Milli Piyango Örneği)” yüksek lisans tezine göre, piyangonun ilk örneklerine, ilk çağlarda kura yoluyla arazi dağıtımına şeklinde rastlanmaktadır. Halka açık, para ödüllü ilk piyangonun1530’da Floransa’da düzenlenen “La Loto de Firenze” olduğu sanılmaktadır. Günümüze kadar gelen devlet piyangolarının en eskisi, Hollanda’nın 1726 yılında kurulan Klasslotterie’si olarak belirtilmektedir.
Osmanlı Döneminde Lotorya sözcüğünü kullanarak piyangodan söz eden en eski kaynak, 18. yüzyıl sonlarında yazılmış bir sefaretnamedir. Osmanlı İmparatorluğu’nda piyango çekilişleri, diğer Batı kökenli hemen hemen her şey gibi, öncelikle gayr-i Müslimler arasında başlamıştır. Piyango düzenlemenin kârlı bir iş olduğu fark edilip, kiliselere yardımın ve hayır işlerinin dışına taşılması ve özel çıkar sağlama amacıyla piyangolar tertiplemeye girişilmesi üzerine Sultan Abdülmecit 1857 Ağustosunda piyangonun tamamen yasaklanması O’nun ölümüyle 1861’de tahta geçen Sultan Abdülaziz’in ilk saltanat yıllarında yeniden ortaya çıkmıştır. 1887 yılında İzmir Islahhanesine yardım ve hapishanede bir sanayihane yapmak için, Defterdar Kadri Bey Padişahtan izin alarak bir piyango düzenleme girişiminde bulunmuştur. Vali Halil Rıfat Paşa da aynı amaçla II. Abdülhamit’ten 1890’da izin almış 12 aylık nakit para ödüllü bir sınıf piyangosu tesis etmiştir. 1899’da “İzmir Hamidiye Sanayi Mektebi Piyangosu” oluşturulmuştur. 1877–78 Osmanlı-Rus ve 1897 Osmanlı-Yunan savaşlarından sonrasında da Ziraat Bankası’na bir dizi piyango düzenleme görevi verilmiş, 25 Ocak 1906 tarihinde dokuz maddelik bir nizamname çıkartılmış fakat padişah daha çekilişler başlamadan bütün piyangoları yasaklamıştır. İlk organize edilmiş piyango uygulamaları Osmanlı Donanma Cemiyeti Heyeti Temsiliyesi’nce (kurulusu 19 Temmuz 1909) tarafından donanma için gerekli kaynağı sağlamak amacıyla başlatılmıştır.
Cumhuriyetsin ilanından sonra, 1925’te Türkiye Tayyare Cemiyeti Mektepleri yararına üç ayda bir para ödüllü piyangolar düzenlenmiş ve aynı yıl içinde (1 Temmuz, 15 Eylül, 15 Aralık tarihlerinde) üç çekiliş yapıldıktan sonra ülkenin hava savunma gücüne katkı sağlamak amacıyla 9 Ocak 1926 tarihli ve 710 sayılı kanunla karşılığı nakit ödenmek üzere piyango düzenleme hakkı ” Türk Tayyare Cemiyeti” ne verilmiş ve 1939 yılında ise Milli Piyango İdaresi kurulmuştur.

Bu yılbaşı çekilişinde dağıtım garantili rekor büyük ikramiye 800 milyon TL, dağıtılacak ve toplam ikramiye tutarı ise 4 milyar 644 milyon 700 bin TL olacaktır.
SOFRALARIMIZIN BAŞTACI HİNDİ
Kuzey Amerika kökenli bir hayvan olan hindi, ilk göçmenler tarafından keşfedilmiştir. 1520’li yıllarda kaşifler aracılığıyla İspanya’ya ve oradan da tüm Avrupa’ya yayılmıştır. Amerika’da Şükran Günü geleneğinin bir parçası olarak da bilinen hindi, 1800’lü yıllardan itibaren İngiliz arasında tercih edilmeye başlamış ve İngiliz Kraliyet Ailesi bile 1850’lerde yılbaşı menüsünde kuğu yerine hindiyi tercih etmiştir.
Hindinin yılbaşı gecesi özel yemeği olarak tercih edilmesinin bazı nedenleri bulunmaktadır: Hindi, diğer hayvanlara göre daha kolay temin edilebilmekte, yumurtası üretilmediği için yalnızca etinden faydalanılmakta, kalabalık ailelere yetebilmekte, sonbaharda en yağlı ve lezzetli halini almakta ve maliyeti de daha düşük olmaktadır.
Ülkemizde yılbaşı sofralarında yerini alması akültürasyon ve seküler yaklaşım sonucudur.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sosyal Medyada Paylaş

Popüler Yazılar

Bunları da sevebilirsiniz
Bunları da sevebilirsiniz

Eyvah, mülakatta robot var! Yapay zekâ devrinde fark yaratmanın formülü: Entegratör zekâ

Hani o klasik, avuç içlerimizin terlediği, karşımızdaki İK yöneticisinin...

Hesap verebilirliğin görünmez gücü

Sabah kahvenizden ilk yudumu aldığınızda, o günün nasıl geçeceğine...

İnsan kaynaklarında sessiz devrim

Bir zamanlar insan kaynakları denildiğinde akla bordro, izin formları...

Yeni yıl, yeni beklentiler

İlk sayımızdan beri Gelecek Yönetim Gazetesi’nin bu sayfasında yapay...