Yorgun İnsan İçin Gerçekçi Bir Hayat

Tarih

Bazı insanlar hayattan vazgeçmez; sadece hayata yetişemez hale gelir. Yorgunlukları tembellikten değil, fazla denemekten gelir. Çok istemiş, çok beklemiş, çok hazırlanmış, çok inanmışlardır. Ve bir noktadan sonra, her yeni umut bir yük gibi omuzlarına binmeye başlar. İşte o noktada insan şunu fark eder: Sorun hayatta değil, hayata yüklediği beklentilerdedir.
Yorgun insan için hayat, artık “daha fazlası” değildir. Daha büyük hedefler, daha parlak cümleler, daha iddialı planlar onu heyecanlandırmaz. Aksine, bunlar onu daha da yorar. Çünkü yorgun insanın sorunu eksik motivasyon değil, fazla hayal kırıklığıdır.
Modern dünyada hepimize aynı şey fısıldanır: “Biraz daha dayan, az kaldı.” Oysa kimse şunu sormaz: Dayanmak ne zamandan beri bir yaşam biçimi oldu?
Yorgun insan için gerçekçi bir hayat, büyük atılımlar yapmayı değil, çökmemeyi hedefler. Bu bir geri çekilme değildir. Bu, hayatta kalma refleksinin olgunlaşmış halidir.
Gerçekçi hayat, sabah uyanınca “Bugün neyi başaracağım?” sorusuyla değil, “Bugün kendime neyi daha fazla yüklemeyeceğim?” sorusuyla başlar. Çünkü yorgun insan için asıl mesele ilerlemek değil, dağılmamaktır.
Bir gün borcun artmaması, bir gün kendini aşağılamamak, bir gün sırf mecbur hissedildiği için değersiz bir işe razı olmamak… Bunlar dışarıdan küçük görünür ama içeride büyük bir dirençtir. Yorgun insan için başarı artık alkışlanan bir sonuç değil, sessizce korunan bir dengedir.
Para meselesi burada kilit noktadır. Yorgun insanın parayla ilişkisi bozulmuştur. Çünkü para onun için sadece geçim değil, aynı zamanda umut, kurtuluş ve kendini ispat etme aracına dönüşmüştür. Her “büyük fırsat” beklentisi, her “bir hamleyle her şey değişir” düşüncesi sinir sistemini yıpratır.
Bu yüzden gerçekçi hayat, büyük kazançlar vadetmez. Ama şunu vadeder: Tahmin edilebilirlik.
Az ama düzenli bir gelir, yorgun insan için lüks sayılır. Çünkü bu, zihni sakinleştirir. Uluslararası bir şirketten emekli iseniz , oradan gelen bir emekli maaşınız yanında kamudan gelen bir maaşınızda varsa şanslısınızdır. . Prestijli görünmeyen ama her ay gelen para, insanın omuzlarını gevşetir. Hayal satmayan, risk şişirmeyen, “olabilir” demeyen bir düzen… Bu düzen zenginlik getirmeyebilir ama kalan ömründe insanı ayakta tutar.
Yorgun insan için bir diğer hayati konu, kendini anlatma zorunluluğundan kurtulmaktır. Sürekli plan anlatmak, açıklamak, savunmak… “Ne yapıyorsun?”, “Neden böyle?”, “Şunu denedin mi?” soruları iyi niyetli bile olsa yorar. Çünkü yorgun insanın enerjisi, başkalarını ikna etmeye yetecek durumda değildir.
Gerçekçi hayat, kimseye uzun uzun izah edilmek zorunda olmayan bir hayattır. Kısa cevaplar, sade planlar, sessiz ilerleme… Güç çoğu zaman gürültüde değil, anlatmama özgürlüğünde geri gelir.
Sosyal çevre de bu noktada yeniden şekillenir. Yorgunken herkesle görüşülmez. Sürekli kıyaslayanlar, akıl verenler, kendi hayatını ölçü olarak sunanlar yorgun insanın omzuna fazladan yük bindirir. Gerçekçi hayat, kalabalık değil, temiz temas ister. Bir-iki insanla, sık değil ama sahici bağlar kurmak yeterlidir.
Maneviyat ise bu hayatın süsü değil, dayanağı olur. Yorgun insan artık “Daha fazlasını ver” diye dua etmez. Onun duası daha sessizdir: “Dağılmadan taşıyabileceğim kadar güç ver.” Bu dua, sonucu değil, dayanıklılığı merkeze alır. Olursa şükür vardır ama olmazsa da çökülmez.
Yorgun insan için gelecek planları da değişir. Beş yıllık hedefler, uzun vadeli hayaller bir süreliğine rafa kalkar. Çünkü zemin sallanırken kule çizmenin anlamı yoktur. Gerçekçi hayat, geleceği inşa etmeye çalışmaz; önce zemini sağlamlaştırır. Önümüzdeki ay, bir sonraki fatura, verilecek tek bir karar… Hayat yeniden küçük parçalara bölünür ve bu, insana kontrol hissini geri verir.
Bu noktada en önemli farkındalık şudur: Yorgun insan hayattan kaçmıyordur. Kendini onarıyordur.
Bu, başarısızlık değildir. Bu, bilgeliktir. Çünkü herkes hızlanırken durabilmek, herkes büyütmeye çalışırken sadeleşebilmek ciddi bir iç güç gerektirir.
Toplum bize hep aynı hikâyeyi anlatır.
Büyük hayaller kur, çok iste, asla vazgeçme.
Ama kimse şunu öğretmez: Ne zaman duracağını bilmek de bir erdemdir.
Yorgun insan için gerçekçi hayat, umut etmeyi tamamen bırakmak değildir. Umudu daha küçük, daha sağlam ve daha incitmeyen yerlere koymaktır. Daha az beklenti, daha az hayal kırıklığı… Ve buna rağmen, daha fazla iç huzur.
Belki bu hayat dışarıdan sıradan görünür. Ama içeride sessiz bir mucize vardır: İnsan yeniden kendisiyle kalabilmektedir.
Ve bazen hayatta kazanmak, ileri gitmek değil; kendini kaybetmeden kalabilmektir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sosyal Medyada Paylaş

Popüler Yazılar

Bunları da sevebilirsiniz
Bunları da sevebilirsiniz

Yan masadaki adam senden ne kadar fazla alıyor?

Uzun yıllardır Türk iş dünyasını içindeyim farklı görevlerde, yazıyorum,...

İnsan Kaynağında Bütünsel Gelişim Nasıl Olur?

Şirketlerde uzun yıllardır uygulanan kişisel gelişim eğitimleri; iletişim, liderlik,...

Giyinmenin Maliyeti ve Moda Harcama Kültürü

Giyinmek, günlük hayatımızın en doğal parçalarından biri. Sabah dolabın...

İyi Bir CFO Nasıl Olmalı?

Bir CFO aramaya karar verdiğinizde genelde ilk baktığınız başlıklar...