Masalsı bir ülke: Butan

Tarih

2025 yılını geride bırakırken, bu yıl beni en çok etkileyen ne oldu diye düşündüm. Aklıma ilk gelen şey, Butan seyahatim oldu. Yıllar önce yakın bir arkadaşımın, metaforik olarak Butan’ı “içine kapanık, kendi dünyası içinde yaşayan, geleneksel değerlere bağlı ve doğaya saygılı” olması sebebiyle, kendi kozası içinde var olan oluşumlara benzetmesi ile duymuştum. Kabaca baktığımda, en ilginç gelen nokta, ülkenin etrafına kapalı olmasına rağmen içsel yapısında oldukça derin bir felsefesinin olmasıydı. İnternette yaptığım küçük araştırmada, ülke, bana sanki başka bir yüzyıldan kalmış, film platosu gibi bir yer imajı vermişti. Bu yıl gittiğimde, çok da yanılmadığımı anladım.
Wikipedia’da Butan: Güney Asya’da denize kıyısı olmayan bir ülkedir. Doğu Himalayalarda bulunan ülkenin batısında ve güneyinde Hindistan, kuzeyinde ise Çin’in Tibet bölgesi yer alır. Çok yakın olmalarına rağmen Bangladeş ve Nepal’le sınırdaş değildir. 754.000’in üzerinde nüfusa sahiptir, 38.394 km²lik alanıyla yüzölçümlerine göre ülkeler listesinde 133. ülkedir. Tarihî İpek Yolu üzerinde, Hint altkıtası, Güneydoğu Asya ve Tibet’in kesişim noktasında yer alan Bhutan meşrutiyetle yönetilir ve Mahayana Budizmini baz alan bir ulusal kimliğe sahiptir.
Ülke ile ilgili internet üzerinden de pek çok bilgi derlenebilir elbette, bendeki yansımalarını paylaşmak isterim. Butan, öyle dingin bir yer ki, olayları yaşarken sizdeki izdüşümünü de takip etmeniz kolaylaşıyor, etrafta olanla kendimde olanı aynı anda fark edebiliyorum. Havaalanına girer girmez, klasik bir havaalanı yerine neredeyse sergi salonu gibi tasarlanmış ve sessiz bir ortama girmiş olmak şaşırtıyor insanı. Pasaport kuyruğunda beklemek bile stressiz ve huzurlu bir süreç, görevliye “burası hep böyle mi?” diye soruyorum, önce sorumu hiç anlamıyor. Açıklayınca, “evet, hep böyle” diye cevap veriyor.
Azlığın elbette bu sakinlikte payı büyük. Kurulan düzenin pratikte kolayca uygulanabilir olmasının sebeplerinin en başında, “800.000 nüfus” ile pek çok şehrimizden daha küçük bir ülke olması geliyor. Ülkenin her yerinde kral ve ailesinin fotoğrafları var; kralın ailesinin kutsallığı ile, aile kavramının kutsallığı sanki aynı çatı altında birleşiyor. Monarşi ile yönetilen bir ülkede kralın bu kadar sevilmesine şaşırmadığım söylenemez; ancak uygulamalarını anlattıklarında içimdeki ses “Neden sevilmesin ki?” diyor, kralları sevmemeye sanırım Pamuk Prenses ormana öldürülmeye götürüldüğü zaman karar vermiştim. Tüm bahsi geçen uygulamalar doğaya saygıdan başlayarak, tüm canlıların esenliğine hizmet edecek şekilde kurgulanmış.
Tüm seyahat sırasında, bu alışık olmadığım koşullarda en çok neyin dikkatimi çektiğini not aldım fırsat buldukça. Budist öğretisinin her yanda kabul gördüğü, dua bayrakları ile donatılmış ülkede en çarpıcı bulduğum şey “Tutarlılık”. İnsanların yaklaşımları koşullara göre değişkenlik göstermiyor. Kutuplaşmanın en yüksek seviyede yaşandığı günümüzde, taraf olmadan, kendi değerleri ile var olma halini epeyce unuttuğumu fark ediyorum. Söylemeye çalıştığım şu: siz gürültü de yapsanız, derli toplu da dursanız size karşı hep güler yüzlü ve yardımsever yaklaşıyorlar; esasen sadece kendi tavırlarından sorumlu olduklarının farkındalar. Tavırlarını belirleyen şey karşısındaki değil, kendi varoluş biçimleri; tepkisel değil, değerleri üzerinden yaşıyorlar. Budizm’i anlatırken, ben inançlı biri değilim diyen bir misafire, Budizm bir felsefedir, inanmak zorunda değilsiniz diyerek son derece kapsayıcı bir tonla karşılık veriyorlar. İş hayatımızda, liderlik stilimizin ne kadarı koşullara göre beliren tepkisel davranışlardan, ne kadarı iç pusulamızın göstergelerinden kaynaklanıyor, hiç düşündünüz mü?
Devletin sağlık, eğitim, güvenlik gibi sosyal devlet çerçevesinde vatandaşlarının her ihtiyacını karşıladığı bu ortamda, insanların endişe seviyesini merak ettim. Rehbere sorduğumda “Butan’da adam başına düşen milli geliri değil, mutluluğu ölçüyoruz” dedi. Tam bir mühendis yaklaşımı ile “nasıl ölçüyorsunuz?” diye sordum hemen. “İnsanların yüzüne bakıyoruz.” diye cevap verdi. Performans göstergelerinden, hedef tablolarından başımızı kaldırıp, çalışma arkadaşlarımızın ve iş ortamının mutluluğunu önemsediğimiz olabiliyor mu? Rakamlar dışında dikkate aldığımız kriterlerimiz var mı, başka bir deyişle, rakamları hayatımızdan çıkarsak, geriye kalan liderlik özelliğimiz hangisi?
Sadece Butan’da yaşayan, mitolojik hikayesi de olan bir hayvan türü var: “tikan”. Keçi familyasından gelen bu hayvanlar çiftliklerde özgürce yaşıyorlar, ne etinden, ne sütünden, ne de yününden faydalanıyorlar. Tikan’ların bu özgürlükleri ve onların varlıklarına gösterilen bu sorgusuz kabul ve saygı beni çok etkiledi. Çalışma ortamında, ortak projemiz olmayan, ast-üst ilişkisinde olmadığımız, işimizin düşmediği, özetle, hiçbir şekilde kendisinden fayda sağlamayacağınızı bildiğiniz kişilere nasıl davranıyoruz?
Basında da yer alan, 20 yıl sonra tamamlanacak olan “Mutluluk Şehri” projesini ve insanların bu projede gönüllü çalıştığını duyunca artık kulaklarıma inanamaz durumda, rehbere tekrar soruyorum; evet, doğru anlamışım. Yirmi yıl sonrası için şu an çalıştıklarını teyit ediyorum. Gündemimizde felaketlerin bitmediği, yıl sonunu bile ön göremediğimiz koşullarda bu yaklaşım tabi ki hiç normal gelmiyor. Eğer yangın söndürme ile uğraşmadığımız bir çalışma hayatımız olsa, neyi farklı yapardık? Gelecek için inşâ edeceğimiz şey ne olurdu?
Kaplan tepesi tırmanışından da bahsetmeden olmaz, tamamen fiziksel bir performans denebilecek yaklaşık 2-2,5 saat süren tırmanışın doğanın muazzam manzaralarına kavuşturan zirvesine çıkarken, kendimdeki değişimleri de izledim. Zorlanmaktan hiç hoşlanmadığımı, yanımda destekleyici kimseler olursa zorluğun hiç de canımı sıkmadığını, zoru başarmanın inanılmaz bir mutluluk verdiğini, zorlanırken etraftaki güzellikleri fark edemediğimi, sorumluluklarımın her koşulda benim için çok öncelikli -hatta zaman zaman ayak bağı – olduğunu, zor koşullara ancak vücudundaki değişimleri takip edip yönetebilirsem uyum sağlayabildiğimi fark ettim.
Butan’dan dönerken kendimle daha derin bir bağ kurmuş bir durumdaydım. Rehberimizin ayrılırken söylediği “buradan aldığınız pozitif enerjiyi, gittiğiniz her yere yayın” sözleri zihnime kazınmıştı. Yaymak kısmında çok iddialı değilim ama, pozitif kalmak kısmı ödevim olsun. Belki de masalsı olan ülkenin kendisi değil; gürültüye kapılmadan, faydayı merkeze koymadan, yalnızca değerleriyle yaşamayı mümkün kılan bu yaklaşımın hâlâ bir yerlerde var olabilmesiydi. Butan bana, mutluluğun ölçülebilir bir sonuç değil, tutarlı bir duruşun yan ürünü olduğunu hatırlattı.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sosyal Medyada Paylaş

Popüler Yazılar

Bunları da sevebilirsiniz
Bunları da sevebilirsiniz

Eyvah, mülakatta robot var! Yapay zekâ devrinde fark yaratmanın formülü: Entegratör zekâ

Hani o klasik, avuç içlerimizin terlediği, karşımızdaki İK yöneticisinin...

Yılbaşı ritüellerinde mitler, Görüşler ve ilginç bilgiler

Yılbaşı Ritüellerinde Mitler, Görüşler ve İlginç BilgilerSizler bu yazıyı...

Hesap verebilirliğin görünmez gücü

Sabah kahvenizden ilk yudumu aldığınızda, o günün nasıl geçeceğine...

İnsan kaynaklarında sessiz devrim

Bir zamanlar insan kaynakları denildiğinde akla bordro, izin formları...