Futbol & Endüstrisi

Tarih

Futbolu tarif etmek gerçekten zordur. Kimine göre dünyanın en güzel oyunu. Kimine göre modern çağın dini. Kimine göre ise hafta sonunu renklendiren masum bir eğlence. Ama konuya biraz uzaktan bakınca insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Futbol gerçekten bir spor mu, yoksa insanlığın keşfettiği en başarılı plasebo mu?
Çünkü başka hangi etkinlik, milyonlarca yetişkin insanı aynı anda televizyonun karşısına oturtabilir, nabzını yükseltebilir, tansiyonunu oynatabilir ve ertesi gün hâlâ aynı olayı konuşmalarını sağlayabilir? Üstelik ortada sadece bir top ve o topun peşinde koşan yirmi iki insan vardır. Tek bir topun dikdörtgen bir üç direğin arasından geçmesi için aklını emanete bırakıp 90 dakika sürüklenen milyonlarca ya da milyarlarca insan . Asıl ilginç olan da budur. Sahada aslında yirmi iki kişi koşar; yorulan ise tribündeki ve ekran başındaki milyonlardır. Bilim insanları mutluluğun formülünü yıllardır araştırıyor. Kimisi serotonin diyor, kimisi dopamin, kimisi endorfin…Oysa futbol bunu çoktan çözmüş görünüyor. Gol olunca normal de birbirini yolda görünce tepeleyen insanlar birbirileri ile sarmaş dolaş oluyor. Gol kaçınca sanki aileden biri evi terk etmiş gibi tribüne ya da ekran başındakilere sessizlik çöküyor. Hakem ofsaytta düdüğü çalınca milyonlar aynı anda öfkeleniyor VAR incelemesi başladığında kalpler duruyor. Bir spor dalının, insan psikolojisini bu kadar kısa sürede bu kadar farklı duygular arasında dolaştırabilmesi gerçekten hayranlık uyandırıcı. Belki de psikiyatri kongreleri statlarda yapılmalı.
Futbolun en ilginç tarafı aslında insanları eşitlemesidir. Patron da aynı heyecanı yaşar işçi de. Profesör de. Berber de. Taksi şoförü de. Bir gol olduğunda kimsenin banka hesabının önemi kalmaz. Herkes aynı anda ayağa kalkar. İşte futbolun belki de en romantik tarafı budur. Ama romantizm uzun sürmez. Maç biter bitmez ise herkes yine kendi hayatına döner. Borçlar yerinde durmaktadır. Kredi kartı ekstresi değişmemiştir. Enflasyon hâlâ yüksektir. Yine aynı yöneticiler vardır. Sadece skor tabelası değişmiştir. İşte bu yüzden bazen düşünüyorum acaba futbol gerçekten mutluluk mu üretiyor, yoksa sadece mutluluğun kısa süreli bir taklidini mi sunuyor? Tıpkı plasebo gibi. İlaç değil ama insanı iyi hissettiriyor.
Bu ay bir de Dünya Kupası var. İşte orası işin zirvesi. Normal şartlarda komşusunun adını bilmeyen insanlar, bir ay boyunca Uruguay’ın orta sahasını, Japonya’nın , Kolombiya’nın savunma hattını, Fas’ın kontra ataklarını tartışmaya başlar. Daha düne kadar haritada yerini gösteremeyeceği ülkelerin bayraklarını ezberler. Bir ay içinde herkes uluslararası futbol uzmanına dönüşür. Dünyanın başka hiçbir organizasyonu bunu başaramıyor.
Birleşmiş Milletler yıllardır dünyayı bir araya getirmeye çalışıyor. FIFA, tek bir fikstür açıklayarak bunu başarıyor. Elbette geçici olarak. Futbol aynı zamanda modern ekonominin en parlak icatlarından biridir. Eskiden topun peşinden sadece futbolcular koşuyordu. Bugün ise topun peşinden sponsorlar, yayıncılar, reklam şirketleri, bahis firmaları, forma üreticileri ve yatırım fonları koşuyor. Artık futbol sadece futboldan ibaret değil. Küresel ölçekte milyarlarca dolarlık bir ekonomi. Bir oyuncunun transfer bedeliyle küçük bir şehir hastanesi yapılabiliyor. Bir kulübün yıllık maaş bütçesi, bazı ülkelerin eğitim bütçesini geride bırakıyor.
Kimse de dönüp “Biz biraz abartmadık mı?” diye sormuyor. Çünkü gol atıldığı anda bütün sorular erteleniyor. En ilginç karakter ise taraftarlardır. Takımı kazanınca “Biz yendik.” der. Kaybedince “Bunlar futbol oynamıyor.” diye veryansın eder. Başarı ortaklaşa sahiplenilir. Başarısızlık ise sahadaki on bir kişiye bırakılır. Hayatta da bu kadar rahat sorumluluk paylaşabilsek keşke. Vergi zamanı “Onlar borçlandı.” diyebilsek mesela. Bir de teknik direktör meselesi var. Dünyada lisansı olmayan ama en çok bulunan meslek budur. Maç başladığı anda milyonlarca teknik direktör göreve başlar. “Sağ kanadı değiştir.”” Üçlü savunmaya dön.”” Bu oyuncu çıkmalı. İşin ilginç yanı, bu tavsiyelerin büyük bölümü koltukta çekirdek yenirken verilir.
Televizyon karşısında yetişen teknik direktör sayısı, dünya üzerindeki gerçek teknik direktörlerin binlerce katıdır. Teknoloji gelişti. VAR sistemi geldi. Kameralar çoğaldı. Yapay zekâ ofsaytı santimetre hesabıyla ölçüyor ama değişmeyen tek şey var: Hakem yine de suçlu. Doğru karar verse de suçlu. Yanlış karar verse zaten suçlu. Bazen düşünüyorum da, hakemlik aslında dünyanın en zor mesleklerinden biri olabilir. Çünkü milyonlarca kişinin aynı anda memnun olduğu tek bir karar bile yok. Peki futbol gerçekten afrodizyak mı? Belki kelimenin gerçek anlamıyla değil. Ama insanları hayata yeniden bağlama gücü açısından kesinlikle öyle.
Hafta boyunca iş stresi yaşayan, ekonomik sıkıntılarla boğuşan, günlük hayatın yükünü taşıyan milyonlarca insan için doksan dakikalık bir kaçış sunuyor. Belki de insanlar futbolu değil, o kaçış hissini seviyor. Çünkü gerçek hayatın VAR sistemi yok. Gerçek hayatta hakem kararını geri almıyor. Hayatta uzatma dakikaları kaç dakika sürecek, onu da kimse bilmiyor. Yine de küçük bir itirazım var. Bazen futbola verdiğimiz tutkuyu başka alanlara gösterebilsek nasıl bir dünya yaşardık diye düşünmeden edemiyorum. Bilime…Sanata…Eğitime…Çevreye…Adalete…Belki aynı coşkuyla onları da savunsaydık, bugün çok daha farklı bir toplum olurduk.
Ama insan doğası böyle. Heyecanı sever. Rekabeti sever. Bir gruba ait olmayı sever. Futbol da tam olarak bunu sunuyor. Belki bu yüzden vazgeçilemiyor. Sonuç olarak futbol ne sadece bir oyundur ne de dünyanın bütün sorunlarının sebebidir. O, insanın umut etme ihtiyacını, kazanma arzusunu ve ait olma duygusunu ustalıkla kullanan devasa bir endüstridir. Evet, milyarlarca dolarlık bir pazardır. Evet, zaman zaman insanların gerçek gündemini gölgede bırakır. Evet, bazen abartıyoruz. Ama bütün bunlara rağmen, son dakikada gelen bir golün ardından tanımadığınız insanlarla aynı sevinci paylaşabilmek de hayatın nadir güzelliklerinden biridir.
Yeter ki doksan dakikalık bir maçın sonucunu, ömrümüzün sonucu sanmayalım. Çünkü futbolun en güzel yanı topun yuvarlak olmasıdır nereye çarpıp gol olacağı belli olmaz. Hayatın en güzel yanı ise, skor ne olursa olsun ertesi sabah yeniden başlayabilmesidir. Belki de asıl şampiyonluk, tuttuğumuz takımın kazandığı kupalarda değil; tribünden çıkıp gerçek hayata döndüğümüzde birbirimize karşı nasıl insanlar olduğumuzda gizlidir. Gerisi mi ?
Gerisi sadece uzatma dakikaları ve ardından döneceğimiz gerçek hayatımız. Keyifli dünya kupaları ve İyi seyirler.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sosyal Medyada Paylaş

Popüler Yazılar

Bunları da sevebilirsiniz
Bunları da sevebilirsiniz

Ayrıntılı Yönetim, Bir Yönetim Biçimidir ve Siz Onu Yanlış Anlıyorsunuz

Sabah kahvenizi yudumlarken telefonunuzda dolaşıyorsunuz. Karşınıza çıkan o ilham...

Sessizlik: Modern Liderin En Güçlü Enstrümanı

"Söz gümüşse, sükut altındır" der eski bir bilgelik. Ancak...

İşyerinde Alkol ve Sarhoşluk: İnce Çizgiyi Hukuk Belirliyor

Bir kadeh alkol mü, yoksa sarhoşluk mu? İş hukuku...

CFO’nun En Zor Sınavı: CEO’ya “Hayır” Diyebilmek

Kurumsal stratejinin giderek daha karmaşık hale gelen dünyasında, İcra...