İşyerinde Alkol ve Sarhoşluk: İnce Çizgiyi Hukuk Belirliyor

Tarih

Bir kadeh alkol mü, yoksa sarhoşluk mu? İş hukuku açısından bu iki kavram arasındaki fark, bazen yıllarca süren bir davanın sonucunu, ödenecek kıdem ve ihbar tazminatlarını, hatta işe iade kararını belirleyebilecek kadar önemlidir.
Çalışma hayatında en çok yanlış bilinen konulardan biri, işçinin alkol almış olarak işe gelmesinin tek başına işten çıkarılma nedeni olduğu düşüncesidir. Oysa 4857 sayılı İş Kanunu ile Yargıtay’ın yıllardır istikrar kazanmış içtihatları, bu konuda son derece hassas bir denge kurmaktadır.
Aslında hayatın gerçeği şudur: Alkol yalnızca işçilerin değil, işverenlerin de sosyal yaşamlarında zaman zaman yer alan bir olgudur. Bir düğünde, bir kutlamada, bir dost meclisinde ya da bir iş yemeğinde alkol alınması hayatın olağan akışı içinde değerlendirilebilir.
Hukuk da bu sosyal gerçeği görmezden gelmemiştir. Yasaklanan şey “alkol almak” değil; alkolün “iş görme borcuna etkisi “ dir. Eğer alkol iş görme borcunu yerine getirmeyi engelliyorsa , iş güvenliğini tehlikeye düşürüyorsa ve iş disiplinini bozuyorsa işte o zaman hukuk devreye gidiyor.
Alkol alma , alkollü olma , iş yerinde alkol kullanma fiillerine adım adım incelersek;
İlk durum, işçinin işyerine sarhoş olarak gelmesidir. Bu halde kanun, işverene haklı nedenle derhal fesih hakkı tanımaktadır. Çünkü artık sorun alkol alınmış olması değil, işçinin iradesini ve davranışlarını kontrol edemeyecek duruma gelmesi, işini güvenli ve sağlıklı şekilde yerine getirememesidir.
Nitekim Yargıtay’ın yerleşik kararlarında da bu yaklaşım benimsenmiş; iradesini kaybedecek derecede alkollü olarak işyerine gelen işçinin iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedilebileceği kabul edilmiştir.
Ancak uygulamada en çok hata yapılan nokta bundan sonrasıdır.
İşçi işyerine alkol almış olarak gelmiş olabilir. Fakat aldığı alkol, davranışlarını, muhakeme yeteneğini ve çalışma performansını etkilemiyorsa durum tamamen değişmektedir.
Yargıtay’ın yerleşik kararlarında bu ayrım açık bir ifadeyle ortaya konulmuştur:
“İşçinin işyeri dışında aldığı alkollü içki miktarı işçinin irade ve davranışlarını ve işini normal şekilde yürütülmesini etkilemiyorsa, sadece içki almış olması sözleşmenin feshi için yeterli değildir.”
Bu cümle, iş hukukunun konuya bakışını tek başına özetlemektedir. Çünkü hukuk, insanların özel yaşamlarını değil, çalışma ilişkisini korumaktadır.
Yargıtay aynı yaklaşımı başka bir kararında daha da netleştirmiş ve şu tespiti yapmıştır:
“İşyerine alkol alarak gelmek sarhoşluk derecesine ulaşmadıkça feshe sebep olmaz.”
Demek ki işçinin üzerinde alkol kokusu bulunması veya bir miktar alkol almış olması, tek başına haklı fesih nedeni değildir.
Belirleyici olan, bunun iş görme edimini ve işyeri düzenini etkileyip etkilemediğidir.

Buna karşılık üçüncü bir durum vardır ki hukuk burada çok daha katıdır.
İşçinin alkolü işyerine taşıması ve işyeri sınırları içinde alkol kullanması, sarhoşluk meydana gelmese bile haklı fesih nedenidir.
Yargıtay bu konuda da tereddüde yer bırakmayacak şekilde şu değerlendirmeyi yapmaktadır:
“İşyerinde alkollü içki kullanmak, sarhoşluğa yol açmasa bile fesih için yeterli bir sebeptir.”
Çünkü bu durumda ihlal edilen yalnızca iş görme borcu değil; işverenin işyerini düzenleme, güvenliği sağlama ve çalışma disiplinini koruma hakkıdır.
Elbette bütün bunların ispatı da önem taşımaktadır. İşveren, işçinin sarhoş olduğunu somut delillerle ortaya koymak zorundadır.
Salt alkol kokusu ya da soyut tanık anlatımları çoğu zaman yeterli görülmemektedir.
Olayın hemen ardından düzenlenecek tutanaklar, alkolmetre ölçümü, işyeri hekimi raporu ve kamera kayıtları olası bir davada en güçlü delilleri oluşturacaktır.
Ayrıca haklı fesih hakkının, olayın öğrenilmesinden itibaren altı iş günü içinde kullanılması gerektiği de unutulmamalıdır.
Diğer taraftan işçinin çalışma saatleri dışında ve özel yaşamında alkol kullanması, tek başına iş sözleşmesinin feshi için haklı bir neden oluşturmaz.
Bu alan, Anayasa’nın güvence altına aldığı özel hayatın korunması hakkı kapsamında değerlendirilmelidir. Hukuk, işçinin yaşam tarzını değil; bu yaşam tarzının iş ilişkisine yansımasını dikkate almaktadır.
Aslında bütün bu düzenlemelerin temelinde çok eski bir adalet anlayışı yatmaktadır. Aristoteles, Nikomakhos’a Etik adlı eserinde erdemi, “aşırılıkla eksiklik arasındaki doğru denge” olarak tanımlar.
İş hukuku da alkol konusunda tam olarak bu dengeyi kurmaktadır. Ne işverenin disiplin hakkını sınırsız kabul etmekte ne de işçinin özel yaşamına gereksiz müdahaleye izin vermektedir.
Aslında bir bütün olarak bakıldığında, kanunun da, Yargıtay’ın da korumaya çalıştığı değer alkolle mücadele etmek değildir.
Korunan değer, güvenli, düzenli ve verimli bir çalışma hayatıdır. Sorun, alkol almak değil; alkolün işi yapmayı engellemesi, iş güvenliğini tehlikeye düşürmesi ve çalışma barışını bozmasıdır.
İş hukukunda yasal düzenlemelerin ve bu alanda oluşturulan içtihatların belki de en önemli mesajı budur:
Hukuk, insanların yaşam tarzını yargılamaz; davranışlarının çalışma düzenine etkisini değerlendirir.
Hukuk devletini keyfilikten ayıran çizgi de tam burada başlar.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sosyal Medyada Paylaş

Popüler Yazılar

Bunları da sevebilirsiniz
Bunları da sevebilirsiniz

Ayrıntılı Yönetim, Bir Yönetim Biçimidir ve Siz Onu Yanlış Anlıyorsunuz

Sabah kahvenizi yudumlarken telefonunuzda dolaşıyorsunuz. Karşınıza çıkan o ilham...

Futbol & Endüstrisi

Futbolu tarif etmek gerçekten zordur. Kimine göre dünyanın en...

Sessizlik: Modern Liderin En Güçlü Enstrümanı

"Söz gümüşse, sükut altındır" der eski bir bilgelik. Ancak...

CFO’nun En Zor Sınavı: CEO’ya “Hayır” Diyebilmek

Kurumsal stratejinin giderek daha karmaşık hale gelen dünyasında, İcra...