“Toplantıda sözünüz kesiliyor mu?”
“WhatsApp’tan sadece ‘Acil. Ara beni.’ mesajı geliyor mu?”
“Fikrinizi anlatırken biri telefonuna bakıyor, gözlerini deviriyor ya da ‘Bunu zaten konuşmuştuk’ diyor mu?”
“‘Tamam’ deniyor ama o tamamın içinde kırgınlık, öfke ya da küçümseme hissediliyor mu?”
“Bir hata yaptığınızda ‘Ben sana demiştim’ cümlesini duyuyor musunuz?”
Bazen bir bakış, bazen ses tonu, bazen de söylenmeyen tek bir kelime…
Tanıdık geldi mi?
Bunların hiçbirinde açıkça bağırmak ya da hakaret etmek olmayabilir. Ama yine de insan susar, geri çekilir, bir daha fikrini söylemek istemez.
Çünkü iş hayatındaki görünmeyen şiddet çoğu zaman büyük sözlerle değil, küçük davranışların tekrarlarıyla oluşur.
İletişim yalnızca söylediğimiz kelimeler değildir.
Sesimizdir, bakışımızdır, bedenimizdir, sessizliğimizdir.
Ve bazen üç kelimelik bir WhatsApp mesajı bile karşımızdaki insana saatlerce taşıyacağı bir duygu bırakabilir.
Peki biz işyerinde gerçekten iletişim mi kuruyoruz?
Yoksa farkında olmadan, her gün birkaç küçük cümleyle birbirimizin arasına duvarlar mı örüyoruz?
SHRM’nin araştırmasına göre ABD’li çalışanların %66’sı, son bir ay içinde işyerinde nezaketsiz bir davranış yaşadığını veya buna tanık olduğunu söylüyor. Aynı araştırmada çalışanların %66’sı nezaketsizliğin verimliliği düşürdüğünü, %59’u ise çalışan moralini zedelediğini belirtiyor.
Daha çarpıcı olanı şu:
SHRM’nin 2024 verilerine göre işyerindeki nezaketsiz davranışlar ABD kuruluşlarına verimlilik kaybı ve devamsızlık üzerinden günde yaklaşık 2,7 milyar dolar maliyet oluşturdu.
Demek ki şiddetsiz iletişim yalnızca insani bir tercih değil.
Aynı zamanda bir liderlik ve iş sonucu meselesi.
Asıl savaş, toplantı odasında başlamıyor
Bir yönetici çalışanına bağırdığında problem yalnızca o cümle değildir.
O cümlenin arkasında çoğu zaman başka bir şey vardır:
Kontrol ihtiyacı.
Haklı çıkma arzusu.
Yetersiz görünme korkusu.
Kaybetme endişesi.
Yani bazen karşımızdaki insana değil, kendi içimizdeki korkuya bağırırız.
Budizm’de “Doğru Söz”, yalnızca doğru kelimeleri kullanmak değildir. Sözün doğru zamanda, yararlı, gerçek ve şefkatli olmasıdır.
Zen ise daha da sade bir şey söyler:
Tepki ile cevap arasına bir boşluk koy.
Tasavvuf ise başka bir kapı açar:
Önce nefsine bak.
Çünkü insanın dışarıdaki savaşı çoğu zaman içeride başlamıştır.
İbnü’l-Arabî’nin insanı bir “mana” olarak gören yaklaşımından , karşımızdaki çalışan artık yalnızca “hedefini tutturamayan personel” değildir.
O da kendi hikâyesini taşıyan bir insandır.
Ve liderlik tam burada değişir.
Dört Adımda Tepkiden İdrake
Şiddetsiz iletişim, iş dünyasında dört basit adımla uygulanabilir:
- Gözlem — Zen:
Yargılama, olanı gör.
“Yine geç kaldın” yerine: “Son üç toplantıya 15 dakika geç katıldın.”
İnsanı değil, davranışı konuş. - Duygu — Tasavvuf:
Tepki vermeden önce içine bak.
“Beni sinirlendiriyorsun” yerine: “Bu durum beni endişelendiriyor.”
Duygusunu tanıyan lider, nefsinin değil farkındalığının sesini dinler. - İhtiyaç — Taoizm:
Gücünü artırmak yerine zorlamayı azalt.
“Bu böyle olmaz” yerine: “Toplantılara zamanında başlamaya ve ekip zamanına saygı duymaya önem veriyorum.”
Wu Wei: Gereksiz güç kullanmadan etki yaratmak. - Rica — Koçluk:
Emir vermek yerine sorumluluk alanı aç.
“Bir daha geç kalma” yerine: “Zamanında katılabilmen için nasıl bir düzen kurabiliriz?”
Lider cevabı vermek yerine, karşısındakinin çözüm üretmesini sağlar.
Dört adımın özeti aslında çok sade:
Gör. Hisset. Anla. Sor.
Zen fark ettirir, tasavvuf içe döndürür, Taoizm zorlamayı bırakmayı öğretir, koçluk ise sorumluluğu karşı tarafa verir.
İşte şiddetsiz iletişim, tepkiden idrake giden liderlik yoludur.
Dört Dönüşümün Özü
Zen bize durmayı, Budizm doğru sözü, Taoizm zorlamadan etki etmeyi, tasavvuf ise kalbe dönmeyi öğretir. Dört yolun buluştuğu yer ise aynıdır:
Önce kendini bil. Sonra kendini yönet. Ardından ilişkini ve liderliğini dönüştür.
Çünkü insanın bakışı değişmeden davranışı, davranışı değişmeden iletişimi değişmez.
Belki de bugün kendimize şu soruyu sormalıyız:
“Ben karşımdakini gerçekten görüyor muyum, yoksa onun davranışına kendi önyargılarımı mı yüklüyorum?”
İşte kendini bilmeye açılan kapı tam burada aralanır.
Liderlik, önce başkalarını yönetmek değil, kendi içindeki sesi fark etmektir.
Öfkeni fark edersen dilin değişir.
Dilin değişirse ilişkin değişir.
İlişkin değişirse ekibin değişir.
O halde bir sonraki konuşmadan önce dur.
Bir nefes al. Kendine bak. Sonra konuş.
Çünkü bakışını değiştiren lider, yalnızca iletişimini değil, liderlik ettiği dünyayı da değiştirir.
