Anlamını kaybeden iş, pusulasını da rotasını da kaybeder

Tarih

Uzaktan gelen cırcır böceklerinin sesiyle gözlerimi açtığımda, gökyüzündeki yıldızların ışıltısıyla bir an rüya gördüğümü sandım. Kendime gelmeye başladığım anda, yan taraftan gelen depocuların yorgun ama istekli konuşmalarına karışan dizel kamyon homurtuları iliklerime kadar işledi. Soğuk hava deposunun karşısındaki kaldırımda otururken ardımdaki çimlere uzandığım an uyuyup kalmıştım. Sabah namazı okunmak üzereydi ve ekip harıl harıl çalışmaya devam ediyordu.
Bundan tam bir hafta önce, Manavgat distribütörümüz Sebahattin Bey’le müsait bir soğuk hava deposu aramak için dişimizi tırnağımıza taktığımız o gecenin sabahında da çorbacıya oturduğumuzda yine sabah namazı okunmak üzereydi.
Gerçekten çok zorlayıcı, yorucu ve üzücü bir hafta geçirmiştik. Ülkemiz yine orman yangınlarıyla karşı karşıyaydı ve ormana komşu olan depomuz gözlerimizin önünde yanıp kül olurken üzülmeye vakit bulamadan kamyonlarımızı yangından kaçırabilmiş olmanın buruk sevincini yaşıyorduk. İnsanoğlunun ne kadar aciz ve çaresiz kaldığını gözyaşları içinde seyrediyordum. Yanmaya başlayan kozalaklar birer havai fişek gibi fırlıyor, Manavgat Nehri’ni aşıp karşı yakada yeni yangınlar çıkarıyordu. Rüzgarın etkisiyle yayılan yangına müdahale etmek ise neredeyse imkansızdı. Devlet ve vatandaş seferber olmuş, tek yürek çabaladık ama o canım ağaçların yanıp kül olmasını engelleyemedik.
Sabahın ilk ışıklarıyla durumun vehameti daha da net anlaşıldı. Yemyeşil bir tablonun üzeri, simsiyah bir kalemle baştan sona karalanmış gibiydi. Ayakta kalabilen ağaçlar da yangını söndürmeye çalışanlar gibi boyunlarını bükmüş, kaderlerine razı olmuşlardı.
Güneyde, oteller bölgesinde dondurma satıyorsanız Temmuz ve Ağustos aylarındaki günlük cironuz, yıllık cironuzun %1’inden daha fazladır ve yılın başarısını ağırlıklı olarak o dönem belirler. Bir gün bile kaybetmek ciddi bir ciro kaybına sebep olur. Kendimize geldiğimizde hemen bir seferberlik planı yapıp üzüntümüzü içimize gömerek satış operasyonunu aksatmadan nasıl devam ettirebileceğimizi planlamaya başladık. Kamyonlardaki stok o günkü müşterilere gidecek şekilde yüklüydü ancak bir sonraki gün tam bir muammaydı. Telefonlarımız hiç susmuyor; kimi geçmiş olsun dileklerini iletiyor, kimi de ürün sevkiyatında aksama olup olmayacağını soruyordu. Otel menüsünde yer alan ürünler müşteriye verilemediğinde şikayet alıp puanları düştüğü için otel yönetimlerinde panik oluşmuştu. Şayet biz dondurma tedarik edemeyeceksek başka nereden alabileceklerinin hesabını yapıyorlardı.
İmdadımıza ilk yetişen kardeş depolarımız Antalya ve Alanya oldu; ama satışın zirvede olduğu o dönemde onlar da tam kapasite çalışıyordu. Onların ne kadar destek verebileceğini hesapladıktan sonra geriye kalan büyük açığı kapatmak için, neredeyse hiç uyumadığımız gecenin sabahında alternatif soğuk hava depoları aramaya başladık. Sezonun ortasında Antalya’da bizim standartlarımıza uyan bir soğuk hava deposu bulmak mucize gibi bir şeydi. Isısı bize uyan ancak yükleme ve sevk koşulları bizi oldukça zorlayan üç farklı konumdaki soğuk hava deposunu bulup el sıkıştığımızda biraz rahatlamıştık. Ardından, yine sabah namazı okunurken çorbacıya oturup ikinci aşamayı planlamaya başladık.
Mesai başladığında merkezdeki tüm yetkilileri arayıp sevkiyatlarda öncelik almıştım. Kardeş depolarda kendi kamyonları yüklendikten sonra, gece yarısında ikinci mesai başlıyor ve yanan deponun kamyonlarının yüklemeleri yapılıyordu. Bu pek de kolay bir operasyon değildi; çünkü alınan her koli ürünün titizlikle sayılması, o deponun stoğundan diğer depoya aktarılması ve sabah stokların güncellenmiş olması gerekiyordu. Herhangi bir hata, bir çalışanın maaşından kesilecek para olasılığı demekti. Her gün gelen siparişler 5 ayrı noktadan yüklenmeye çalışılıyor, bazen kamyonlar 2 veya 3 ayrı depodan ürün almak zorunda kalıyordu.
Bu büyük krizin yaşandığı dönemde büyük bir mucize daha gerçekleşti. Başta büyük müşterilerimiz olmak üzere tüm müşterilerimiz (binin üzerinde nokta) ziyaret edildi. Ürün tedariğinde bir sıkıntı yaşanmayacağı iletilerek kendilerinden bir ricada bulunduk. “Lütfen sizde bir aksama yaşanmaması ve bize destek olunması adına mümkün olan en yüksek miktarda stok yapınız ki olası gecikmelerde sorun yaşanmasın.”
Muazzam bir destek gördük. Oteller soğuk hava depolarına yüklü miktarlarda dondurma aldılar, dolaplar ağzına kadar dolduruldu. Stoğu olmayan ürünler görmezden gelindi ve ayın sonunda imkansız gerçekleşti. Satış hedefimizi gerçekleştirmekle kalmayıp, depomuz dahi olmadan ciddi bir artış sağladık. Yaşamasam inanmayacağım bir tabloyla karşı karşıyaydım.
Bu başarının kahramanları ise Manavgat, Antalya ve Alanya depolarımızda çalışan tüm arkadaşlarımdı. Gece gündüz kavramı gözetmeksizin, “benim işim, benim görevim” demeden, taleplerimizi ikiletmeden canla başla çalışmışlardı. Kamyonlarda, depolarda kâh uyuyarak kâh çalışarak sabahlamış, yine de müşterinin karşısına güler yüzle çıkmışlardı. Buradan bir kez daha hepsine tek tek teşekkürlerimi sunarım.
İşte ben de depoda sabahladığım o gecelerden birinin sabahına karşı uykuya yenik düşmüş, oturduğum kaldırımda, arkamdaki çimlere uzanarak uyuyakalmıştım. Evet, çok ama çok yorgundum ama kendime geldiğimde içimde büyük bir huzur vardı. Bugün de cengaverler işlerini layığıyla yerine getirmiş, sahaya çıkmaya hazırlanıyorlardı. Hâlâ o günleri hatırladığımda, yanan ağaçlar için büyük bir hüzün, başarılarımız için de büyük bir gururla Mona Lisa misali buruk bir tebessüm belirir yüzümde.
Son dönemde özellikle satış ekiplerinin başarısızlığından, yüksek iş değiştirme oranlarından ve aidiyet duygusundaki düşüşten sıkça bahsediliyor. Acaba tüm suç çalışanlarda mı, yoksa o işe yüklenemeyen anlam ve sahiplenme duygusundaki eksiklikte şirketlerin de günahı var mı?
Kendini bir yere ait hissedemeyen, bir ekibin parçası olmakta zorlanan ve “Ben niye buradayım, neden hayatımı burada geçiriyorum?” sorularının cevabını netleştiremeyen her çalışan, pusulası bozulmuş, yönünü kaybetmiş denizciler gibi sonunda karaya vurmaya mahkûm kalıyorlar.
Başarılı ekipleri diğerlerinden ayıran ise baştan istikameti belli, tek yürek olabilmiş azimli ve çalışkan birer takım olmalarıdır. Böyle takımları ne yangınlar durdurabilir ne de rakipler…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sosyal Medyada Paylaş

Popüler Yazılar

Bunları da sevebilirsiniz
Bunları da sevebilirsiniz

Hayal, Odaya Sığmayan En Büyük Şeydir

Hayalini ne zaman bıraktın? Dur, cevap verme. Biliyorum, "bırakmadım"...

Sayın Liderler Değişime Direnenleri Değil,Değişiyormuş Gibi Yapanları Fark Edin

Her şirket bir gün değişmek zorunda kalır. Çünkü pazar...

Çalışma Hakkı ile İşverenin YönetimHakkı Arasında Bir Sınır Çizgisi: Fazla Çalışma

Fazla çalışma denildiğinde çoğu zaman akla yalnızca “45 saati...

Yönetim Kurulundaki Problem Galiba Yönetim Kurulu

Bir şirketin başarısızlığını sadece yanlış alınmış bir kararla açıklamak...