Hemen her alanda bir şeylerin netleşeceği beklentisi, günümüzün en görkemli mucizesi kabul edilen Yapay Zeka sayesinde hızla “yeni normal” haline geldi, gelmeye devam ediyor ve gelecekte de etkisi daha da ağırlaşacak!
Yaşam dediğimiz karmaşık yapı, giderek daha zor hatta anlaşılmaz bir hal alıyor. Sanattan tıbba, arkeolojiden sosyolojiye, hukuktan teknolojiye uzanan tüm alanlara dikkatle bakacak olursanız “hype” kovalamaktan bir yığın hakikatin gözden kaçırıldığını görecek ya da en azından fark edeceksiniz.
Bu durum “iyi” ya da “kötü” veyahut da “doğru” ya da “yanlış” olarak tasnif edilemeyecek kadar komplike bir tablo koyuyor insanın belki de insanlığın önüne! Anlaşılması güç durumlar çıkıyor karşımıza, birinin ardına ikincisi, ikisinin ardına onlarcası, biraz zaman uzadığında yüzlercesi sıraya giriyor. Emin olabilirsiniz ki binlercesi belki de milyonlarcası var o kapıdan geçip yaşamlarımıza dahil olabilmek için uygun zamanı bekleyen ya da fırsat kollayan…
Andrew Ng; benim “yapay bilinç” kavramının daha doğru tanımladığını düşündüğüm yapay zekâ konularında çalışan, makinelerin öğrenme becerilerine yönelik araştırmalar yapan, bir bilgisayar bilimcisi, akademisyen ve eğitimci. Bir de sıkı durun; yapay zekanın demokratikleşmesi ve eğitimi konularında derin öğrenme de dahil, dünyaca tanınan ve en etkili isimlerden biri kabul edilen bir girişimci. Bu yazının odağında yer alan “belirsizlikler” ve bunlarla inşa edilen “yeni normal” konusuna en fazla kafa yoranlar arasında, ilk sıralarda yer alıyor.
Yapay Zekâ alanında en büyük hatanın, her şeyin netleşmesini beklemek olduğuna sıklıkla işaret ediyor. “Neden?” diye soranlara verdiği yanıt da çok açık; “çünkü netleşmeyecek!” Kendinden bu kadar emin olmasının dinamiğinin de yapay zekâ konusundaki ilerlemenin (!) akıl almaz bir hızda olmasının altını çiziyor. Bu konuda pek çok araştırma ve raporda “belirsizlik bir geçiş dönemi değil” ifadesine yer veriliyor ve işin daha dikkate değer yanı olarak bunun “yeni normal” olduğu da sıklıkla vurgulanıyor.
Bu vektör ile bakan Ng’nin önerisi de işte bu yüzden geleceği inşa edecekler için fevkalade değerli: “Kontrol edemeyeceğiniz şeylere değil, elinizde olanlara odaklanın” anlayışı ile yeni kabul kriterini ortaya atıyor. Bu aslında “Bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için güç veya cesaret, değiştiremeyeceklerimi kabullenmem için sabır ve bu ikisi arasındaki farkı anlamak için sağduyu veya akıl ver” olarak Türkçeye çevrilebilecek Huzur Duası, orijinal adıyla Serenity Prayer aslında… Temelde; içsel dinamikler gibi kontrol edebileceklerimize odaklanma, kontrol edemeyeceğimiz dışsal dinamikleri de kabullenme öğretisi üzerine kurulu Antik Yunan orijinli Stoacı bir anlayışı ifade ediyor. Yani yaşadığımız gök kubbe altında daha önce söylenmiş ve epey de ilgi görmüş bir yaklaşım aslında…
BU YENİ BİR ŞEY DEĞİL!
Yaşadığımız dünyanın zengin-fakir ya da eğitimli-eğitimsiz ayrımı yapmadan yaşamlarımıza soktuğu yeni dijital ürün ve hizmetler ile bunların nasıl pazarlandığını hatırlayarak yeni normalin ne olduğunu anlayarak bu yoldaki ilk adımlarımızı atabiliriz.
Konu üzerinde derinleştikçe varoluşta “iki şey” olduğundan bahsetmek ya da üzerinde durmak gerekecek. Andrew Ng’in felsefesini ve o yeni normal kavramını savunan biri için o iki şeyin neler olduğu da aslında çok net:
SIKICI OLAN RUTİNİMİZ
Kendi günlük yaşamımızda ister iş olsun ister başka bir konu, ana hatları ile “sıkıcı” ve kaçınılmaz olarak sınırları olan bir konu ya da probleme odaklanmak. Bu aşamada yapay zekâ ile hasbıhal ederseniz dünyanın nasıl değişeceğini, uçan arabaları hatta Mars’ta yaşanacağını anlatır. Bu yaşamın heyecan veren füturistik yanını önümüze koyar. Oysa gerçek yaşam bize “işe git, her gün e-postalarını oku, raporlar yaz, sunumlar hazırla” ya da “faturaları öde, çocuğu okula götür, alış-veriş yap, yemek hazırla” türünden “daha rutin” güne dair talimatlar verir. Bu konuda acımasız olduğunu söylemeye gerek yok; yapman gerektiği halde yapmadığın ya da geciktirdiğin her şeyin bedelini ödersin. İşinde uyarı alırsın, özel yaşamında yapmadığın ya da geciktirdiğin her alanda ilgili kamu kuruluşunun yaptırımları ile yüz yüze gelirsin. Özetle; otomatikleşirsiniz…
Odaklanmanız gereken iş ve/veya diğer konular muhteşem bir vizyonlar gerektirmez, sizin kontrol edebileceğiniz ve ölçebileceğiniz, kaçınılmaz olarak da “sıkıcı” bir senaryodaki rolü oynamanızı gerektirir. Yapay Zekâ işte bu noktada çeldirici olarak devreye girer, yükünüzü alır, saatler süren araştırma ve yazma işlerini “emrin olur” üslubu ile dakikalar içinde halleder. Günlük işlere ayıracağınız zamanda yaklaşık yüzde 80 civarında belki de daha fazla zaman ve emek tasarrufu sağlarsınız, hata olasılığı da neredeyse yüzde 0’a kadar geriler.
İNSAN DÖNGÜSÜ HAREKET KATAR
İnsan doğasında olan ve “human-in-the-loop” anlayışı, yani İnsan Döngüsü kavramında zihin yeni bir kafayı, o kafayla farklı sistemler tasarlamak ister. Yaratıcı yan devreye girer, insanlık tarihi boyunca çıktıları ile tanıdığımız inovasyon tahta çıkar. Özetle “ateşi kibritle mi yoksa çakmakla mı yakayım?” türünden “araç” odaklı sorular biter “bu işi nasıl hallederim?” türünden tasarım temelli “amaç” odaklı sorular devreye girer. Bu, bir tür paradigma değişimidir. Uzmanların her fırsatta tekrarladığı araçlardan amaçlara geçiştir. Süreç içinde size satılmaya çalışılan ChatGPT, Midjourney, Claude ve benzer yüzden fazla ürün vardır. Türevleri katarsak bu sayı bir anda binlere ulaşır. Bazıları fotoğraflar üzerinde bindirdikleri efektler ile eğlence sunar, fotoğraflarınız bir anda dans eden, şarkı söyleyen videolar haline dönüşür.
Yıllar önce “akıllı telefonlar” kullanıcılara sunulduğunda hiç kimse bunlarla bankacılık işlemleri yapabileceğini, bilmediği bir dildeki yayını kendi diline çevirebileceğini aklından geçirmemişti. Herkesin telefon hakkındaki ortak düşüncesi, uzaktakiler ile konuşma olanağı sağlar anlayışı ile sınırlıydı. Görüntülü görüşmelerin benimsenmesi toplumlarda, özellikle de 50-60 yılı geride bırakanlar arasında uzun zaman aldı. Oyda yaşam deneyimleri 5-6 bile olanlar bu işi çok hızlı hallettiler…
EĞRİ OTURUP DOĞRU DÜŞÜNMEK
Bu noktada odaklanılması gereken, araçlardan ziyade amaçlardı. Nasıl kullanılacakları ve sunacağı katma değerler başlı başına önemliydi. Özetle insanların o sürece nasıl entegre olacağı ve/veya edileceği meselesi öne çıktı, önem kazandı!
Araçlar her gün yenileniyor, ek özellikler ile kullanıcılara daha geniş olanaklar sunar hale getiriliyor. Söz geliş OpenAI yeni bir model çıkarabilir ya da Google sözcük arama özelliğinin üzerine görsel aramak gibi yeni bir özellik sunabilir! Bu durum yıllardır böyle geldi, böyle de gidecek gibi gözüküyor. Her yenilik anlaşılması gereken yeni unsuru yaşamımıza katıyor, başka bir ifade ile kullanıcıların karşı karşıya olduğu belirsizlik biraz daha artıyor. Eğer bu durum tespiti için “evet” diyorsanız; her alanda ve konuda stratejinizi de değiştirmek zorunda olduğunuz anlamına geliyor. Yeni stratejiniz de eskiden olduğu gibi “doğru olanı bulmak” değil, “hızla bozulmayan, adapte olabilen bir sistem kurmak” olmalı…
Belirsizliklerin adı ne ara “yeni normal” oldu?
Tarih
