Öyle bir çağda yaşıyoruz ki her gün, her saat hatta neredeyse her dakika yeni bir uzmana denk gelmemek pek mümkün değil.
Elimizden düşmeyen telefonlarımız sayesinde en basit kavramlardan en karmaşık konulara kadar hemen herkesin söyleyecek bir şeyi var. Sosyal medya platformları yalnızca bilgiye erişimi kolaylaştırmadı; aynı zamanda milyonlarca insanı cevap vermeye teşvik eden devasa bir sahneye dönüştü.
Bir yatırım uzmanı neden piyasaların yükseleceğini anlatıyor.
Bir girişimci başarıya ulaşmanın formülünü paylaşıyor.
Bir eğitmen öğrenmenin en doğru yöntemini açıklıyor.
Bir içerik üreticisi mutlu olmanın yollarını sıralıyor.
Kısacası herkes konuşuyor.
Herkes anlatıyor.
Herkes açıklıyor.
Ama bazen bu kalabalığı izlerken aklıma takılan bir soru oluyor:
Bu kadar cevabın arasında gerçekten yeterince soru var mı?
İşte tam da bu noktada yaklaşık 2500 yıl önce yaşamış bir insan geliyor aklıma: Sokrates.
Yıllar önce Sokrates’in Savunması’nı okuduğumda beni en çok etkileyen şey onun bilgisi değildi. Açıkçası büyük bir filozofun insanlara doğruları anlattığı, onları ikna etmeye çalıştığı bir anlatımla karşılaşmayı bekliyordum.
Ancak okudukça farklı bir şey fark ettim.
Sokrates insanlara ne düşünmeleri gerektiğini söylemiyordu.
Kendi doğrularını empoze etmiyordu.
Karşısındaki insanı susturmaya ya da fikirlerini kabul ettirmeye çalışmıyordu.
Bunun yerine sorular soruyordu.
Üstelik sıradan sorular değil.
İnsanın düşünce yapısının içine nüfuz eden, onu kendi fikirlerini yeniden gözden geçirmeye zorlayan sorular…
Bir düşüncenin kaynağını sorgulatan sorular…
Kişinin emin olduğu şeylerden gerçekten emin olup olmadığını ortaya çıkaran sorular…
Sokrates’in yöntemi aslında oldukça ilginçti. Bir öğretmen gibi cevap vermekten çok, bir rehber gibi eşlik ediyordu. Karşısındaki kişinin kendi düşüncelerindeki eksikleri, çelişkileri veya varsayımları fark etmesine yardımcı oluyordu.
Belki de onu farklı kılan şey buydu.
Çünkü insanların çoğu cevap vermeye odaklanırken, o düşünmeye odaklanıyordu.
Bugün içinde yaşadığımız dünyaya baktığımda, Sokrates’in yaklaşımının her zamankinden daha değerli olduğunu düşünüyorum.
Çünkü bilgiye erişim konusunda tarihin en şanslı nesillerinden biriyiz.
Birkaç saniye içinde dünyanın herhangi bir yerindeki bilgiye ulaşabiliyoruz.
Bir konu hakkında yüzlerce video izleyebiliyor, binlerce görüş okuyabiliyoruz.
Fakat bilgi miktarındaki artış, aynı ölçüde düşünme kalitesini de beraberinde getirdi mi?
İşte burada durup düşünmek gerekiyor.
Çünkü günümüzde birçok insan bir fikrin doğru olup olmadığını araştırmaktan çok, kendi düşüncesini destekleyen görüşleri bulmaya çalışıyor.
Bir haberi paylaşmadan önce doğruluğunu sorgulamıyoruz.
Bir fikri savunmadan önce kaynağını araştırmıyoruz.
Bir görüşe katıldığımızda neden katıldığımızı bile bazen bilmiyoruz.
Sadece tekrar ediyoruz.
Belki de modern dünyanın en büyük paradokslarından biri burada yatıyor.
Bilgi hiç olmadığı kadar arttı.
Ama sorgulama alışkanlığı aynı hızla gelişmedi.
Bu yüzden bazen düşünüyorum.
Sokrates bugün yaşasaydı ne yapardı?
Muhtemelen sosyal medyada takipçi sayısı peşinde koşmazdı.
Kimseyi küçük düşürmeye çalışmazdı.
Tartışmaları kazanmak için uğraşmazdı.
Belki de insanların karşısına geçip sadece birkaç soru sorardı:
“Bu düşüncenin kaynağı ne?”
“Bundan neden bu kadar eminsin?”
“Bunun tersinin doğru olma ihtimali var mı?”
“Bu gerçekten senin fikrin mi, yoksa tekrar ettiğin bir düşünce mi?”
İlginç olan şu ki, bu sorular bugün de birçok insanı rahatsız ederdi.
Çünkü doğru sorular çoğu zaman cevaplardan daha rahatsız edicidir.
Cevaplar bize güven verir.
Sorular ise bizi düşünmeye zorlar.
Belki de bu yüzden Sokrates yaşadığı dönemde yalnızca bir filozof olarak görülmedi. Aynı zamanda insanları rahatsız eden bir figürdü. Çünkü insanların düşünmeden kabul ettikleri şeyleri sorguluyordu.
Aradan geçen yüzyıllara rağmen bu durum çok değişmiş görünmüyor.
Bugün de insanlar çoğu zaman yeni cevaplar arıyor.
Oysa belki de ihtiyacımız olan şey yeni cevaplardan önce daha iyi sorular.
Daha fazla bilgi değil, daha fazla sorgulama.
Daha fazla konuşmak değil, biraz daha düşünmek.
Belki de Sokrates bugün yaşasaydı ardında yeni bir öğreti, yeni bir sistem ya da yeni bir teknoloji bırakmazdı.
Ama bize yeniden düşünmeyi hatırlatırdı.
Çünkü bazen bir insanın hayatını değiştiren şey verilen cevap değildir.
Doğru zamanda sorulan doğru sorudur.
Ve belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:
Bu kadar çok cevabın arasında, gerçekten düşünmeye ne kadar zaman ayırıyoruz?
Cevapların Çağında Bir Sokrates
Tarih
