Telefon sessiz. Bunu fark ettiğinde biraz üzüldün, değil mi? Hatta belki ilk başta fark etmedin bile. Haftalar geçti, sonra aylar. Bir gün baktın, kimse aramıyor. Kimse “nasılsın” demiyor. O grup sohbeti öylece duruyor, kimse bir şey yazmıyor. Sen de yazamıyorsun, çünkü yazınca kimse cevap vermeyecek gibi geliyor.
İlk tepkin “insanlar ne kadar vefasız” oldu. Bunu kendine bile söylemiş olabilirsin. Hatta bir arkadaşına anlattın, o da “evet, iş arkadaşları böyledir işte” dedi. Biraz rahatlattı bu. Haklılığın onaylanması iyi gelir çünkü.
Ama dur biraz. Şimdi o rahatlattığı yeri bir kenara bırak. Sana sormam gereken bir şey var. Bu soruyu kimse sana sormaz, çünkü insanlar birbirine bunu sormaya çekinir. Ama ben soracağım, çünkü bazen en iyi gelen şey, acıtan sorudur:
Acaba onlara ne yaptın?
Biliyorum, bu soru rahatsız etti. “Ben ne yapmışım ki” diyorsun şimdi içinden. Haklısın, ilk tepki bu olur. Ama bana biraz sabır lı ol. Biraz düşünelim. Birlikte çalıştığımız o yıllara dönelim. O kahve molalarına, o toplantılara, o koridorlardan yürüyüşlere, o öğle aralarına.
O molalarda kimin hakkında konuştun? Kimin hangi hatasını anlattın masadakilere? “Biliyor musun, Ahmet şu raporu böyle yapmış” dedin mi? “Ayşe müdürle ne kadar yakın, dikkat ettin mi?” dedin mi? “Hasan aslında işten anlamıyor ama sürekli herşeyin içinde” dedin mi?
Belki o an bunu kötülük olarak yapmadın. Belki sadece sohbet olsun diye söyledin. Belki herkes bir şeyler paylaşıyordu, sen de katıldın. Ama şimdi şu açıdan düşün: O konuştuğun kişi, yani Ahmet, Ayşe, Hasan, bunu öğrendiğinde nasıl hissetti? Senin arkasından konuşulduğunu öğrendiğinde, o kişi sana karşı ne düşündü?
Dedikodu, konuşan kişiye hafif gelir. Konuşulan kişiye ise ağır. Sen hep hafif tarafındaydın. Şimdi o insanlar seninle konuşmak istemiyor. Belki de o ağırlığı hatırlıyorlardır?
Bir de başka bir şeyi düşünmemiz lazım. Zorbalık dediğimizde aklına ne geliyor? Bağırmak, tehdit etmek, aşağılamak, değil mi? Ama iş yerinde zorbalık çoğu zaman sessiz olur. Sessiz ve kibar görünümlü.
Birinin bir fikrini toplantıda alay ederek eleştirdin mi? “Bu nasıl olur ki” dedin mi? Gülerek, o fikri söyleyen kişinin suratına baktın mı? Birinin hatalarını herkesin önünde konuştun mu? “Şurası eksik kalmış” derken aslında o kişiyi küçük düşürdün mü? Birinin sana bir şey anlattığında, gözlerine bakmadan dinledin mi? Selamını alırken yarım ağızla cevap verdin mi? Birine “Nasılsın” dedin ve cevabı beklemeden yürüdün mü?
Bunlar küçük görünür. Ama her gün yaşandığında, karşı tarafın bedeninde bir yerde birikir. İnsanlar bunu kelimelerle ifade edemez ama hisseder. “Bu insan bana değer vermiyor” der içinden. Söylemez, ama hisseder. Ve bir süre sonra o insan senden uzak durmaya başlar. Sessizce. Kibarca. Hiçbir şey söylemeden.
Şimdi sen gittin. O zorunluluk kalktı. Ve o insanlar uzak durmaya devam ediyor. Çünkü aslında çoktan uzak duruyorlardı. Sadece masalar, toplantılar, projeler araya giriyordu. O engeller kalkınca, aradaki mesafe de ortaya çıktı.
Bir şeyi daha düşünelim. Empati. Birinin çocuğu hastaydı, sen “ama ay sonu geliyor hedefleri kim tutacak.” dedin. Birinin annesini kaybetti, “başın sağ olsun” deyip ertesi gün iş istedin. Birinin maddi zorluk çektiğini biliyordun, “şu an herkes zor” deyip geçtin. Birinin morali bozuktu, “herkes bir şeylerden şikâyet ediyor artık” dedin.
Bunu kötü niyetle yapmadın. Biliyorum. Belki sen de stresliydin, belki senin de kendi dertlerin vardı. Ama o insan o anında, o zor anında, senden bir parça insanlık bekledi. Ve bulamadı. Unutmadı. Unutmuyorlar. İnsanlar, en kırıldıkları anları unutmazlar. Sen unutmuş olabilirsin. Onlar unutmuyor.
Son bir şey daha. Birlikte çalışırken insanları gerçekten önemseyerek ne zaman davrandın, ya da kendi çıkarın için mi önemser gibi davrandın? Birine ihtiyacın olduğunda yaklaştın, işin bitince uzaklaştın mı? Birini yöneticisine övdün, sonra işin bitince o övgüyü unuttun mu? Birini onun seni öne çıkaracağı bir davete çağırdın, çünkü o davette onunla görünmen işine yarardı, ama başka davetlerde o kişi yok muydu?
İnsanlar kullanıldığını anlar. Hemen anlamaz, ama zamanla anlar. Ve anladığında, içlerinde bir şey kırılır. O kırık ne ses çıkarır ne kan. Sadece bir gün o insan seni hayatından çıkarmaya karar verir. Sessizce.
Şimdi ne yapacaksın?
Önce kendinle dürüst ol. Gerçekten. Bu yazıyı okurken için bir yerlerde sıkıştıysa, bir yerlerde “evet, bunu yapmıştım” dediysen, bu kötü bir şey değil. Bu, başlangıç. Çoğu insan buraya gelemiyor. Çoğu insan “ben iyiydim, onlar vefasızdı” diyerek geçiştiriyor. Sen geçiştirme.
Eğer o insanlardan birini gerçekten özlediysen, onlara bir şey yaz. Ama “nasılsın” yazma. O çok geç. Onun yerine, “o dönemde bazı şeyleri yanlış yaptım. Arkadan konuştuğum oldu, seni küçümsediğim oldu, ihtiyacın olduğunda yanında olmadım. Bunu fark ettim geç de olsa. Sana bir özür borçluydum, onu dilemek istiyorum” yaz.
Bunu yazabilecek misin? Bilmiyorum. Belki yazarsın, belki yazmazsın. Ama yazmazsan, o telefon sessiz kalacak. Ve bu sessizlik, bu sefer senin seçimin olacak.
Telefon çalmıyor. Çünkü o telefonun çalması için bir şeylerin yapılması gerekiyordu. O şeyleri sen yapmadın. Şimdi o sonuçla yaşıyorsun.
Ama hâlâ geç değil. Kendine soruyu sor: Ben ne yaptım? Cevabı duymaya hazır mısın? Hazırsan, belki bir şeyler değişir. Hazır değilsen, her şey aynı kalır. Seçim senin.
Tarih
