Kopya ile Çıkış, Kopya ile Çöküş

Tarih

Bir sınavda kopya çekmek kendi öğrenme sürecini sabote etmektir
Bir doğa yasası olan kopyalama; canlı varlıkların çoğalıp büyümelerinde, hücre bölünmesinde, DNA’nın kendini kopyalamasında, böylece genetik bilginin korunup aktarılmasında eşsiz önemi olan bir olgudur ve bu biyolojik kopyalama mekanizması ile yaşamın sürekliliği sağlanmaktadır. Böylesine yaşamsal önemi olan konuyu tanımlayan bir terminolojinin, tamamen farklı bir olumsuzluğu tanımlamakta da kullanılması, Türkçede şanssız bir metafor seçimi olarak görülebilir. İngilizcede “to cheat”, Almancada “schummeln” veya “mogeln”, Fransızcada “tricher” gibi sözcükler kopya çekmeyi ifade ederken, her üç dilde de bulunan “copie” sözcüğü kopya çekme eylemini tanımlamak için kullanılan sözcüklerin içinde veya arasında yer almamaktadır.
Sınav konusunda yazdığım bir makaleden (Gelecek Yönetim- sayı 44) sonra kopya konusununu da irdeleyerek konunun artı ve eksilerini ortaya çıkarmak istedim. Kopya konusunu kaynaklarda araştırırken kopyanın olumsuzluklarından çok olumlu yanlarının öne çıktığını gördüm. Tarihte kopya, bir yandan bilgeliğin, diğer yandan sahtekârlığın aracı olmuş. Bir el yazmasını kopyalamak, insanlığın belleğini korumak adına büyük bir değer katarken, savaş gibi olumsuzlukları kopyalamak toplumlara büyük zarar vermiştir.
Olumlu kopya sadece bir teknik eylem olmayıp; insanın öğrenme, aktarma ve yaratma biçimi doğmuştur. İnsan sanatı ve iletişimi kopyalama dürtüsünden doğmuş ve bu her dönemde ilerlemenin arkasındaki görünmez güç olmuştur. Dolayısıyla kopya; yaratıcılığın düşmanı değil, onun sürdürülebilirliğinin en önemli araçlarından biri olarak işlevini yerine getirmiş ve getirmektedir.


“Kopya” sahtekarlık anlamında kullanıldığında olumsuz çağrışım yapsa da, uygarlığın ilerlemesinde temel rol oynamış bir olgudur. Tarihte çeşitli konuları incelerken antik çağlar sıklıkla başlangıç noktası olarak alınır, ancak konu mağara resimleri olunca, bunların
MÖ 44 000’lere kadar tarihlendiklerini görmekteyiz. Mağara resimleri doğadaki hayvanların, av sahnelerinin ve insan figürlerinin benzerlerinin çizilmesiyle ortaya çıkmış önemli buluntulardır, geçmiş yaşamın kopyalanmış en önemli kanıtlarıdır.
Mezopotamya tabletleri, bilginin ilk kopyalanma örneklerindendir. Yazının icadı, düşüncenin kopyalanmasının bir biçimidir. Antik Mısır’da hiyeroglif metinler, özellikle dinsel içerikliler, dikkatle kopyalanırdı. Kopyacılar, “yazının kutsallığını koruma” göreviyle, metinleri birebir çoğaltmayı bir ibadet gibi görürlerdi. Antik Yunan’da filozoflar, kopyalamanın bilgiyle, hakikatle ve sanatla olan bağını sorgulamışlar ve bunun özellikle eğitimde ve sanatta temel bir yöntem olduğu kanısına varmışlardır. Pek çok sanat ve zanaatta olduğu gibi yontu sanatçıları da ustalarının eserlerini taklit ederek öğrenirlerdi. Hatta birçok Yunan heykeli, günümüze Roma kopyaları sayesinde ulaşmıştır. Platon, “Devlet” adlı eserinde sanat ve taklidini (mimesis) ele alırken, kopyalamanın gerçeklikten uzaklaştırıcı bir yönü olduğunu savunur. Ona göre, gerçek olan ideadır; dünyadaki nesneler bu ideaların yalnızca birer gölgesi, yani kopyasıdır. Sanatçı ise, zaten kopya olan dünyayı bir kez daha taklit ederek eserini “gerçeğin kopyasının kopyası” hâline getirdiğini savlamaktadır. Ancak Aristoteles, hocasının bu görüşüne karşı çıkar, ona göre taklit (mimesis), bilginin ve öğrenmenin temelidir. Aristoteles kopyalamanın öğrenme, ifade ve yenilik üretme biçimi olduğu inancındadır.
İnsan, doğduğu andan başlayarak çevresini izleyerek öğrenir; dolayısıyla kopyalama öğrenme ve gelişimin başlangıcıdır. Yürümek, yüzmek, konuşmak, yazmak, dans etmek gibi eylemler kopyalama temellidir, bu yüzden insanın her hareketi, öğrenilmiş bir kopyadır. Hayvanların içgüdüsel taklitine karşın insan bilinçle kopyalar ve kopyadan yeni bir “orijinal” yaratır. İnsan, kültürünün köklerinde bulunan kopyalama içgüdüsünü düşünceye, sanata ve bilime aktarmış, böylelikle bilginin yayılmasını ve geçmişin korunmasını sağlamıştır. Orta Çağ’da kilise bir yandan yenilikleri engellemeye çalışırken, bir yandan da manastır kütüphaneleri insanlık bilgisinin en büyük koruyucuları olmuştur; rahipler, el yazmalarını sabırla kopyalayarak çoğaltıyor, böylece Antik Yunan ve Roma düşüncesi, yüzyıllar boyunca yok olmadan aktarılıyordu, o kopyalar olmasaydı bugün felsefe, tarih ve bilim geleneğimizin büyük bir kısmı kaybolmuş olurdu.

Johannes Gutenberg’in matbaayı icadı, insanlık tarihindeki en büyük kopyalama devrimi olmuştur. Matbaanın açtığı bu yol; reform hareketlerini, rönesansı ve aydınlanma çağını hazırlamış, matbaa sayesinde bilgi yalnızca seçkinlerin değil, herkesin erişimine açılmıştır. Fotoğrafçılık bir sanata dönüşürken matbaacılık, fotokopi, rotatif ürünleri kitap, gazete gibi çıktılarla bilim ve sanayinin hala geçerli vazgeçilmezleri olmuşlardır. Bugün internette bir tıklamayla bilgi, görüntü veya belgeyi dünyanın öbür ucuna gönderebiliyor olmamız kopyalama kapasitesinin geldiği en yüksek noktadır. Kopyalama olmasaydı ne bilgi aktarımı olurdu, ne kültür birikimi, ne de uygarlığın devamlılığı.
Kopya, yaşamın ve öğrenmenin doğasında vardır; asıl mesele onun niyeti ve yönüdür. Bu da onu bir tür “yeniden üretim”dir. Bir ustadan öğrenen çırak, onun hareketlerini kopyalar ama zamanla kendi tarzını geliştirir; bir bilim insanı önceki kuramları kopyalar ama yeni gelişmelerle onları aşar; bir sanatçı bir ekolden etkilenir ama o etkiyi dönüştürerek özgünlüğe ulaşır. İşte bu, yaratıcı kopyalama bir anlamda bilginin, estetiğin ve kültürün evrimsel motorudur. İnternet çağında bilgi, kopyalanarak yaşayan bir organizmaya dönüştürülmüştür.
Ve bir gün, bir öğretmen, bir öğrencinin, sınav sırasında bacaklarına bakarak, sınav kağıdına bir şeyler yazdığını saptadı! Bu metafor, kopyanın diğer yüzünün önemine dikkat çekti.
Okulda başlayan kopya sahtekârlığı sadece sınavı geçmekten çok daha fazlasına etki eder: olumsuz alışkanlıklar, ahlaki zaaflar, mesleki yetersizlikler bakımından yaşam boyu izlenir. Kopya çekmek alışkanlık haline gelirse ortaya çıkacak yetersiz bilgi ileride giderilmesi zor eksikliklere dönüşür, okuldan uzaklaştırmaya varabilecek cezalar ile gelecekler karartılabilir. İş yaşamında başarılı olma olasılıkları yüksek olmaz, “güvenilmez” kişi olarak tanımlanırlar. Bu durumda sahtekarlığın çapı büyür, sahte sertifika kullanımı ve ötesine uzanan etik dışı uygulamalar yapılmaya başlanır. Çevrede benzer etik zafiyeti hoş gören kişiler varsa davranış pekişir; sahtecilik, düzmece belge yapımı, dolandırıcılık, kamu kaynaklarının suistimali gibi suçlara kadar varabilir. Sahtekârın kopya amacı öğrenmek veya kendini geliştirmek değil, kolay yoldan bir şeylere sahip olmak, etrafı aldatmaktır. Kaybetme korkusu insanı riskli, yasa dışı yollara itebilir, rekabetçi, denetimsiz, ödül merkezli ortamlarda etik sapmalar artabilir. Ailesel yoğun başarı beklentisi baskısı içinde olan gençler, denetimsizlik, yolsuzluk eğilimi, ekonomik sıkıntı, çaresizlik içinde bulunanlar ile önceden disiplin kaydı bulunanlar “çıkar fırsatları” karşısında daha savunmasızdır.
Hatalarını kabul etme ve onarma fırsatı verilen, tekrarlamayan durumlarda sınavı yineleme olanağı sağlanan, sınav kaygısı giderilebilen, etik bilinci güçlendirilen gençler, değerlendirme yöntemlerinin çeşitlendirmesiyle kopyadan uzaklaşabilirler. Sıkı denetim, şeffaf performans kriterleri ve sürekli gözetim ile kişiler geri döndürülebilir. Şeffaflık, hesap verebilirlik, eğitim ve itiraf, tazminat, mesleki yeniden eğitim programları ve etik danışmanlık rehabilitasyon için etkili yöntemlerdir.
Doğal olarak kopya çeken her öğrenci için yukarıda saydığımız olumsuzluklar yaşanacak anlamına gelmemektedir; öğrencilik yaşamı boyunca hiç kopya çekmemiş öğrenci sayısının çok fazla olmadığı kanısındayım. Belli dönemlerin sonunda bu olumsuzlukların kendiliğinden bırakılarak etik değerlere saygılı öğrenci ve birey olma durumu sıkça görülen bir olgudur. Kötü alışkanlığını terk etme isteği olup da bunu başaramayanlar için çeşitli yöntemler bulunmaktadır. Psikolojik danışmanlık, ceza yerine öğrenme odaklı yaptırımlar, itiraf edenlere rehabilitasyon fırsatı verilmesi ve açık kitap ortamında sınav teknikleri, sözlü sınav uygulamaları kopya döngüsünü kırma seçeneklerinden bazıları olarak akla gelmektedir.
Kopya sahtekarlığını ülkelerin tarihsel eğitim sorunları bağlamında inceleyecek olursak, karşımıza genel eğitim anlayışının yönü, bilgiye ulaşım ve etik değerlerin yeğlenmesine uygun bir yaklaşım çıkmaktadır.
Ülkemizde Cumhuriyet dönemi ile başlamış olan eğitim seferberliği Köy Enstitülerinin 17 Nisan 1940 tarihinde kurulması ile tepe noktaya ulaşmış, 27 Ocak 1954’deki kapanışına kadar büyük eğitim kalkınması gerçekleşmiştir. (Bk. Gelecek yönetim sayı 11). Günümüzde “mandolin çalmakla eğitim olmaz” denilerek değersizleştirilmeye ve hatta aşağılanmaya çalışılan bu sistem ile ülkemiz eğitimde büyük yol katetmiştir.
Tarihsel köklerine bakıldığında, kopyalama insan uygarlığının gelişmesinde yaratıcı, koruyucu ve öğretici bir rol oynamıştır. Kopyalamak, taklit etmek değil, bilginin kalıcılığını ve paylaşılabilirliğini sağlamış olan en temel insani eylemlerden biridir. “Kopya” kavramı, özellikle modern dönemde, etik ve özgünlük tartışmalarıyla olumsuz anlamlar kazanmaya başlamış, çoğu zaman sahtekârlık, hırsızlık, özgünlük yokluğu gibi olumsuz anlamlarıyla anılır olmuştur. Okulda başlayan basit kopya sahtekârlığı, tek başına kişiyi suçlu yapmaz, bu davranış giderek normalleşir, içselleşir, yanlış koşullar ve fırsatlarla birleşirse etik değer sınırlarının aşılmasına, büyüyerek mesleki ahlaksızlığa ve hukuka aykırı suçlara dönüşebilmektedir. Okulda başlayan kopya alışkanlığı doğru eğitim ve kişisel bilinçle geri döndürülebilir, bireyin yaşamını yeniden doğru yola çekebilir. Kopyalamayı hile veya çıkar için kullanan birey ve toplumlar duraklar ve geri kalır.
”Bir ülkede eğitim sürecini sabote etmek, o ülkeyi topyekün sabote etmektir.”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sosyal Medyada Paylaş

Popüler Yazılar

Bunları da sevebilirsiniz
Bunları da sevebilirsiniz

Ölçüm Paradoksu: Performansın İstatistiki Ölümü ve Stratejik Doğuşu

Geleneksel yönetim pratiklerinin kutsal kasesi sayılan "Ölçemediğini yönetemezsin" mottosu,...

Güvenlik Duygusu Sarsıldığında: Çocuklar, Kaygı ve Sessizleşen Zihinler

Bir trajedinin ardından psikolojik güvenlik ve safeguarding üzerineSon günlerde...

Müşteri Sadakati: Sayıların ÖtesindeBir Bağ Kurmak (Bölüm 1)

"Yeni birini kazanmak için harcadığınız enerji, elinizdekini korumak için...

Belirsizliklerin adı ne ara “yeni normal” oldu?

Hemen her alanda bir şeylerin netleşeceği beklentisi, günümüzün en...