İnsan hayatında en çok ne tarafından yorulur diye düşündüğümüzde çoğu kişinin aklına iş stresi, ekonomik problemler, yoğun tempo ya da hayatın zorlukları gelir ve bu da normaldir. Elbette bunların hepsi insanı yoran şeylerdir. Ama bazen insanı asıl tüketen şey, hayatın kendisinden çok, zihnimizde kurduğumuz senaryolarla aynı şekilde ilerlememesidir.
Yani beklentilerden bahsediyorum.
Üstelik beklenti dediğimiz şey çoğu zaman çok sessiz bir şekilde hayatımıza yerleşir. Fark etmeden insanlardan, olaylardan, ilişkilerden ve hatta kendimizden belirli sonuçlar beklemeye başlarız. Sonra gerçek hayat, zihnimizde kurduğumuz senaryoya uymadığında hayal kırıklığı ortaya çıkar.
Aslında bizleri yoran sadece olaylar değildir. Olayın farklı olmasını istemekten doğan içsel dirençlerimizdir.
Bunu günlük hayatın içinde çok net görebiliriz. Bazen bir mesaj bekleriz ve telefon ekranına tekrar tekrar bakmaktan alıkoyamayız kendimizi. Karşı tarafın yazmasını bekleriz, hatta zihnimizde o konuşmanın nasıl ilerleyeceğini bile kurmuşuzdur. Ama mesaj gelmez. Günün sonunda bizi yoran şey sadece o mesajın gelmemesi değildir; zihnimizin saatler boyunca o beklentinin etrafında dönmesidir.
Bazı insanlar ilişkilerde de aynı döngüyü yaşar. Karşı tarafın kendisi gibi düşünmesini, aynı hassasiyeti göstermesini, aynı emeği vermesini bekler. Beklenti büyüdükçe hayal kırıklığı da büyür. Çünkü insanlar çoğu zaman karşımızdaki kişiyi olduğu gibi değil, zihnimizde olmasını istediğimiz haliyle görmeye başlar.
İş hayatında da durum çok farklı değildir.
Daha fazla çalışırsak mutlaka fark edileceğimizi düşünürüz. Emek verdiğimizde aynı karşılığı göreceğimizi varsayarız. Plan yaptığımızda hayatın o plana uyacağını sanırız. Ama hayat bazen bizim kurduğumuz düzende ilerlemez. Tam da bu noktada birçok insan motivasyonunu kaybetmeye başlar.
Çünkü beklenti gerçekleşmediğinde yalnızca sonuç kaybolmaz; enerji de kaybolur.
Bence insanların en büyük yanılgılarından biri burada başlıyor. Beklenti ile hedef kavramını birbirine karıştırıyoruz.
Oysa ikisi aynı şey değil.
Hedef, insanın kontrol edebildiği alandır. Emek vermek, çalışmak, üretmek, gelişmek… Bunlar bizim kontrolümüzde olan şeylerdir. Beklenti ise çoğu zaman sonucu kontrol etmeye çalışmaktır. İnsanların nasıl davranacağını, hayatın nasıl ilerleyeceğini ya da olayların tam olarak istediğimiz gibi gelişmesini beklemektir.
Ve sorun şu ki hayat, bizim zihnimizde yazdığımız senaryoya göre işlemiyor.
Tam da bu yüzden beklentiler bazen insanın enerjisini sessizce tüketmeye başlıyor.
Bir konuya çok anlam yüklediğimizde, sonucu zihnimizde büyüttüğümüzde ve gerçekleşmesini neredeyse bir zorunluluk gibi gördüğümüzde, hayatın doğal akışına karşı görünmez bir direnç oluşturuyoruz. Sonuç farklı geldiğinde ise yalnızca üzülmüyoruz; zihinsel olarak da yoruluyoruz.
Bazı insanlar yıllarca aynı hayal kırıklığını farklı kişilerle yaşayabiliyor. Çünkü değişen insanlar olsa bile değişmeyen şey, beklenti biçimi oluyor.
Belki de bu yüzden insanın zaman zaman kendisine şu soruyu sorması gerekiyor:
“Ben gerçekten hayatın kendisi yüzünden mi yoruluyorum, yoksa zihnimde kurduğum senaryolar gerçekleşmediği için mi?”
Bu sorunun cevabı bazen rahatsız edici olabilir. Çünkü çoğu zaman beklentilerimizi fark etmek istemeyiz. Onları “normal” kabul ederiz. Ama fark edilmeyen her beklenti, beraberinde potansiyel bir hayal kırıklığı taşır.
Bu noktada mesele beklentisiz yaşamak değildir. Zaten bu pek mümkün de değildir. İnsan doğası gereği umut eder, ister, hayal kurar. Asıl önemli olan şey, beklentileri hayatın merkezine koymadan yaşayabilmektir bana kalırsa.
Elinden geleni yapmak…
Emek vermek…
Sevmek…
Çalışmak…
Ama bütün ruh halini tek bir sonuca bağlamamak…
Belki de insanı gerçekten özgürleştiren şey budur.
Çünkü hayat her zaman bizim istediğimiz gibi ilerlemeyecek. İnsanlar her zaman bizim düşündüğümüz gibi davranmayacak. Her emek aynı karşılığı getirmeyecek.
Ama bazen huzur, hayatı kontrol etmeye çalışmayı bıraktığımız yerde başlıyor.
Belki de olgunlaşmanın bir kısmı, beklentilerle değil, gerçeklikle daha sağlıklı bir ilişki kurmayı öğrenmekten geçiyor.
Bazen İnsanı Hayat Değil, Beklentileri Yorar
Tarih
