Koro

Tarih

Her ne kadar biyolojik evrim teorilerine mesafeli dursam da bazen sürü psikolojisine ne denli yatkın olduğumuzu düşünürüm. Fazlasıyla itaatkâr bir toplumuz çünkü.

Zararsız, kendi halinde ve topluma maddi manevi katkı sağlayan bir tabiatımız var sonuçta. Emeğimizden ve sabrımızdan fazlasıyla yararlanılır.

Yönlendirilmeye çok açığız. Otoritenin sert yüzünden çekiniriz. Kolayca ikna oluruz. Kalabalık içinden birisi ne yaparsa çoğumuz arkasından gideriz. Basit kazanımlarla avunur, başkalarının yükümüzü almasına razı oluruz.

Yüzyıllar boyu tek bir merkeze sadakat göstermiş bir kültür hafızası için çok şaşırtıcı değil bu.

Ülkemizde bol miktarda amatör koro görebilirsiniz. Hemen her şehirde sanat müziği, halk müziği toplulukları bulunur. Özellikle üç büyük şehirde adım başı bir müzik cemiyetine rastlarsınız. İzmir de bunlardan biridir.

Bu koroları anlatacağım bugün size.

Bu korolar, adeta tatlı birer sahne parodisidir. Genelde vakit değerlendiren kıdemli üyelerden oluşan TSM ve THM korolarında, en önde sahne heyecanıyla abartılı makyaj yapmış hanımlar, arkada ise sahnede olmanın ciddiyetiyle kaskatı kesilmiş beyefendiler bulunur. Sazendeler, ya geleneksel müzisyenlerimiz, ya hobi olarak enstrüman çalanlar veya eski ustalardır. Tek seslidirler. Herkes aynı ezgiyi seslendirir, aynı notayı çalar. Şef ise orkestrasyon yerine daha çok tempoyu tutar. Asıl amaç, keyifli vakit geçirmektir.

Hoş, ülkemizdeki koro veya orkestra yöneticilerinin ne kadarının doğrudan şeflik eğitimi aldığı da ayrı bir tartışma konusudur.

Tek sesli bir koronun önünde sadece vuruş göstererek “Şef” unvanıyla duran bu kişilerin pedagojik yetkinliği çoğu zaman tartışmalıdır. Kimi şefler, TRT kökenli olmanın getirdiği tecrübeyle kendilerini dünyanın en büyük orkestrasını yönetiyormuş havasına sokabilirler. Oysa kamu bünyesinde çalışan bir sanatçının mevzuat dışı ek kazanç sağlaması disiplin hükümlerine tabidir; emekli olanlar içinse bu durum serbesttir. Şef biraz karizmatik veya gençse koroda bulunanlar onunla fotoğraf çektirmek için yarışır. Aşırı ilgi gösterenler veya şefi kendi çevresiyle tanıştırma hevesine girenler bile olur. Koristler, şefe sevimli görünüp solo eser icra etmek için birbirleriyle tatlı bir rekabete girer. Solo alamayanlar ise şefe sitem eder.

Eski Levent Kırca skeçlerindeki o absürt koro manzaraları tamamen gerçektir yani.

Çoksesli korolarda ise durum oldukça farklıdır. Çoksesli bir koronun şefi olmak için konservatuvarın koro şefliği bölümünden mezun olmak, armoni, partisyon okuma ve piyano bilmek gerekir.

Şimdi gelelim konunun asıl yapısal boyutuna.

Türk Sanat Müziği ve Türk Halk Müziği, kültürümüzün iki kıymetli temel taşıdır. Her ikisinde de muhteşem eserler vardır. Peki amatör Türk Halk Müziği ve Türk Sanat Müziği toplulukları, ülkeye ve bu sanatlara gereken vizyonla hizmet ediyorlar mı? Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı profesyonel topluluklar ayrı bir kulvardadır. Onlar kamu sanatçısıdır. Onların niteliğini ve verimliliğini ilgili kurumlar denetler; denetlemelidir de. Gerçi kurumsal icra kurumlarımızın da sahne dinamizmi zaman zaman eleştirilir, ancak yerel dernek korolarımız bu işi pedagojik olarak doğru yapıyor mu?

İnsanların sosyalleşmek için korolara katılması son derece kıymetlidir. Ancak bu korolar, katılımcılara yalnızca şarkı ezberletmemeli; temel solfej, ritim, makam bilgisi, müzik tarihi ve icra disiplini de kazandırmalıdır. Çeşitli derneklere bağlı faaliyet gösteren bu topluluklar, dinleyicinin müzik zevkini geliştirmek ve Türk müziğinin çağdaş düzeyde tanıtımı için nitelikli konserler vermeli, ulusal ve uluslararası festivallere açılmalıdır.

Avrupa’da küçük yerleşimlerde dahi yerel korolar, amatör orkestralar bulunur ve en temel topluluklar bile çoksesli disiplinle çalışır.

Tercih bizim. Sürü psikolojisiyle sadece önümüze konulanla yetinmek mi, yoksa kültürel mirasımızı doğru metotlarla işleyip çoksesli bir vizyonla dünyaya taşımak mı?

Kararı birlikte vereceğiz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sosyal Medyada Paylaş

Popüler Yazılar

Bunları da sevebilirsiniz
Bunları da sevebilirsiniz

Dijital Dönüşüm mü, Next-Gen mi? Dönüşümün Sınırında Duruyoruz

Bir kavramın ömrü bittiğinde, kimse cenazesine gitmez. Sessizce dolaptan...

Başkasının Deneyiminden Kurduğumuz Dünya: Kamuoyu İnsan, dünyayı gerçekten ne kadar biliyor?

Bu soruya ilk anda vereceğimiz cevap muhtemelen olduğumuzdan daha...

Şirketlerde İnsan Sevmeyen İK’cı Olabilir Mi?Dedim Olabilir…

Bu soruyu ilk okuduğunuzda içinizden "İnsan Kaynaklarında çalışan biri...

İşçiyi “Kadrolu” ve “Geçici” Diye Ayırmadan Önce Hukuka Bakalım

Sanayi işletmelerinde hayat her zaman aynı tempoda akmaz.Bir ay...