Şirketlerde İnsan Sevmeyen İK’cı Olabilir Mi?Dedim Olabilir…

Tarih

Bu soruyu ilk okuduğunuzda içinizden “İnsan Kaynaklarında çalışan biri neden insan sevmesin ki?” diye geçirmiş olabilirsiniz; çünkü yıllardır bu departman, çalışanı dinleyen, gelişimini destekleyen, kurum kültürünü oluşturan ve şirket ile çalışan arasında köprü kuran yapı olarak anlatıldı ve hepimizin zihninde de böyle yer etti.
Peki gerçekten öyle mi?
Uzun zamandır farklı şirketleri gözlemledikçe, yöneticilerle sohbet ettikçe, üretim sahalarında çalışanlarla aynı masada yemek yedikçe, ofis koridorlarında insanların birbirleriyle nasıl iletişim kurduğunu izledikçe ve özellikle işten ayrılan çalışanların hikayelerini dinledikçe, beni sürekli aynı noktaya götüren çok önemli bir gerçekle karşılaşmaya başladım.
Bir şirketin büyüklüğünü, teknolojisini, cirosunu ya da üretim kapasitesini konuşmadan önce, o şirketin İnsan Kaynakları departmanının insanlara nasıl baktığını anlamaya çalıştığınızda, aslında o kurumun geleceği hakkında düşündüğünüzden çok daha fazla fikir sahibi olabiliyorsunuz.
Çünkü bugüne kadar gördüğüm şirketlerin büyük bir kısmında çalışan bağlılığını belirleyen asıl unsur maaş değildi, yan haklar değildi, ofisin modernliği değildi, yemeklerin kalitesi değildi; bütün bunlardan önce çalışanın şirkette kendisini nasıl hissettiğini belirleyen görünmez ama çok güçlü bir etken vardı ve o etken de çoğu zaman İnsan Kaynakları departmanının çalışanlara yaklaşım biçimiydi.
İlginç olan ise şu…
İnsanı gerçekten seven bir İnsan Kaynakları departmanını anlamak için aylarca o şirkette çalışmanız gerekmiyor; bazen birkaç saatlik bir gözlem bile size şirketin kültürü hakkında uzun raporların anlatamayacağı kadar çok şey anlatabiliyor…
Çünkü insanı seven İnsan Kaynakları bunu gizleyemediği gibi, insanı sevmeyen İnsan Kaynakları da bunu uzun süre saklayamıyor!
Bunun etkisini önce çalışanların yüz ifadelerinde görüyorsunuz.
Sonra koridorlardaki sessizlikte…
Daha sonra toplantılardaki iletişim dilinde…
Ve en sonunda da sürekli açılan işe alım ilanlarında…
İşte tam da bu yüzden bugün bana bir şirketin geleceğini tahmin etmem istense, ilk bakacağım yer üretim hattı, satış rakamları ya da finansal tablolar olmazdı; önce İnsan Kaynakları departmanının çalışanlarla kurduğu ilişkiye bakardım, çünkü o ilişkinin kalitesi bana şirketin sadece bugünü hakkında değil, beş yıl sonrasıyla ilgili de güçlü ipuçları vermekte.
Çünkü yıllar içinde fark ettiğim en önemli gerçeklerden biri şu oldu:
İnsan Kaynakları insanı seviyorsa, şirket bunu yalnızca çalışan memnuniyetinde değil, bağlılıkta, performansta, verimlilikte, kurum kültüründe ve hatta karlılıkta bile hissetmeye başlıyor; ancak İnsan Kaynakları insanı sevmiyorsa, bunun bedelini önce çalışanlar, ardından yöneticiler ve en sonunda da şirketin kendisi ödüyor.

Ve ne yazık ki birçok yönetim bu bedeli, sorunun kaynağını fark edemediği için yıllarca “Neden insanlar bizde kalmıyor?” sorusunun cevabını yanlış yerde arayarak ödemeye devam ediyor.
İyi Bir Uygulama Örneği: Southwest Airlines
İnsan Kaynakları denildiğinde dünyada akla gelen şirketlerden biri Southwest Airlines’dır.
Yıllar boyunca bu şirketi rakiplerinden ayıran şey, filosu ya da uçak sayısı değil, çalışanlarına bakış açısı oldu. Kurucusu Herb Kelleher’in yıllarca savunduğu çok basit ama güçlü bir yaklaşım vardı:
“Önce çalışanına iyi davranırsan, çalışan da müşterine iyi davranır.”
Bu anlayış yalnızca bir slogan olarak kalmadı.
İnsan Kaynakları departmanı, işe alım sürecinden performans yönetimine kadar her aşamada teknik yeterlilik kadar kişinin ekip çalışmasına yatkınlığına, iletişim becerisine ve kültüre uyumuna önem verdi. Çalışanların birbirini takdir ettiği sistemler kuruldu, yöneticiler sahada görünür oldu ve çalışanların kendilerini değerli hissetmeleri kurum kültürünün temel parçası haline getirildi. Şirket bugün bile kültürünü “People First” anlayışı üzerine tanımlıyor ve çalışanlarına gösterdiği ilgi ile müşteri deneyimi arasında doğrudan bağ kuruyor.
Buradan liderlerin çıkarması gereken ders şu:
İnsan Kaynaklarının görevi yalnızca doğru kişiyi işe almak değildir; doğru insanın şirkette kalmasını sağlayacak ortamı oluşturmaktır.
Liderlere 7 Öneri: İnsan Kaynakları Departmanınız Gerçekten İnsan Odaklı mı?

  1. İnsan Kaynaklarını Evrak Üreten Birim Değil, Kültürün Taşıyıcısı Olarak Konumlandırın
    Birçok şirkette İnsan Kaynaklarının başarısı hala kaç kişiyi işe aldığı, kaç eğitim düzenlediği ya da bordroları hatasız hazırladığı üzerinden değerlendiriliyor. Bunlar elbette önemli operasyonel süreçlerdir; ancak güçlü kurum kültürü, eksiksiz hazırlanan bordrolarla değil, çalışanın kendini değerli hissettiği ortamlarla oluşur. Bu nedenle İnsan Kaynakları departmanınızdan yalnızca süreç yönetmesini değil, şirketinizin kültürünü yaşatmasını da bekleyin.
  2. Çalışanların İnsan Kaynaklarına Güvenip Güvenmediğini Ölçün
    Bir çalışanın İnsan Kaynakları odasına hangi duyguyla girdiği, onlarca memnuniyet anketinden daha değerli bir göstergedir. Çalışanlar sorun yaşadığında ilk olarak İnsan Kaynaklarına mı gidiyor, yoksa mümkün olduğunca uzak mı duruyor? Çünkü güvenin olmadığı yerde bağlılık gelişmez, bağlılığın olmadığı yerde ise performans uzun süre sürdürülemez.
  3. Çalışan Devir Hızını Değil, Ayrılma Sebeplerini Analiz Edin
    Her ay kaç kişinin işten ayrıldığını bilmek önemlidir; ancak asıl önemli olan neden ayrıldıklarını gerçekten anlamaktır. Eğer çıkış mülakatları yalnızca doldurulan formlardan ibaretse, şirketiniz en değerli verilerinden birini kaybediyor demektir. Ayrılan her çalışan, aslında şirketiniz hakkında ücretsiz bir danışmanlık raporu bırakır; önemli olan onu gerçekten dinleyebilmektir.
  4. İnsan Kaynaklarının Masasında Değil, Çalışanların Arasında Olmasını Sağlayın
    İnsan Kaynakları yalnızca ofisinde oturarak çalışan deneyimini yönetemez. Üretim sahasına inmeli, ofisleri dolaşmalı, yeni başlayan çalışanlarla düzenli olarak görüşmeli ve yöneticilerle çalışanlar arasında doğal bir iletişim köprüsü kurmalıdır. İnsanların arasına karışmayan bir İnsan Kaynakları departmanı, zamanla insanı değil yalnızca evrakı yönetmeye başlar.
  5. İnsan Kaynaklarını Sadece Mevzuat Bilgisiyle Değil, İletişim Yetkinliğiyle de Değerlendirin
    İş Kanunu’nu bilmek, bordro süreçlerini yönetebilmek ya da SGK uygulamalarına hakim olmak İnsan Kaynakları için temel gerekliliklerdir; ancak çalışan bağlılığı oluşturan şey bunlar değildir. Empati kurabilen, etkin dinleyen, zor konuşmaları sağlıklı yönetebilen ve güven oluşturabilen İnsan Kaynakları profesyonelleri, şirketinizin görünmeyen rekabet avantajlarından biridir.
  6. İnsan Kaynaklarının Performansını Çalışanların Gözünden de Ölçün
    Yöneticilerin İnsan Kaynakları hakkındaki değerlendirmeleri tek başına yeterli değildir. Asıl önemli olan, çalışanların bu departmanı nasıl gördüğüdür. Belirli aralıklarla şu soruyu sorun:
    “Bir sorun yaşadığınızda İnsan Kaynaklarından destek alabileceğinize inanıyor musunuz?”
    Bu soruya verilecek dürüst cevaplar, uzun raporların gösteremeyeceği gerçekleri ortaya çıkaracaktır.
  7. Şunu Asla Unutmayın: İnsan Kaynakları Şirketin Kalp Atışıdır
    Bir şirketin finansı bozulduğunda bunu bilanço gösterir.
    Üretim aksadığında bunu teslim tarihlerinde görürsünüz.
    Satış düştüğünde rakamlar alarm verir.
    Ancak İnsan Kaynakları insanı kaybetmeye başladığında, bunun etkisi hemen görülmez. Önce motivasyon azalır, sonra güven zedelenir, ardından bağlılık kaybolur ve en sonunda en iyi çalışanlar sessizce şirketten ayrılmaya başlar.
    İşte bu yüzden güçlü liderler, İnsan Kaynaklarına yalnızca personel yöneten bir departman olarak bakmaz; kurum kültürünü, çalışan deneyimini ve şirketin geleceğini şekillendiren stratejik bir ortak olarak görür.
    Niyetimiz bağcıyı dövmek değil üzüm yemek ise bu farkındalıkla tüm yöneticilere son bir soru;
    İnsan Kaynakları birimindeki çalışanlarınız ‘insan’ seviyor mu?

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sosyal Medyada Paylaş

Popüler Yazılar

Bunları da sevebilirsiniz
Bunları da sevebilirsiniz

Dijital Dönüşüm mü, Next-Gen mi? Dönüşümün Sınırında Duruyoruz

Bir kavramın ömrü bittiğinde, kimse cenazesine gitmez. Sessizce dolaptan...

Başkasının Deneyiminden Kurduğumuz Dünya: Kamuoyu İnsan, dünyayı gerçekten ne kadar biliyor?

Bu soruya ilk anda vereceğimiz cevap muhtemelen olduğumuzdan daha...

İşçiyi “Kadrolu” ve “Geçici” Diye Ayırmadan Önce Hukuka Bakalım

Sanayi işletmelerinde hayat her zaman aynı tempoda akmaz.Bir ay...

Koltuk Var, Dolduran Var; Bir de Sadece Üzerinde Oturanlar

Şöyle etrafınıza bir bakın. Toplantı masalarında, karar verici mercilerde,...