İlkokul yıllarında tanımıştık organlarımızı. Mide, Karaciğer, Akciğer, Dil, Burun v.s.
Beyin diye bir organımız vardı bir de. Düşünmeye yarıyordu.
Hayvanlardan bizi ayıran en önemli özellikti aklını kullanmak. İnsan, aklı ve mantığı olan hayvandır derler literatürde. Peki ne oldu bize sizce?
Binlerce yıl önce yaşamış antik toplumlardan bire geriyiz günümüzde. Düşünme, felsefe, ileriyi görme, üretim yok. 21. yüzyıl Dünyasında toplum, yozlaşmış, gülmeyi unutmuş, araştırmayıp ne denirse inanan kişilikler çoğalmış durumda. Teknoloji bağımlısı, iletişimsiz, otistik, engelli kişilerin her geçen gün sayısı artıyor toplumda. Cumhuriyetin yüzüncü yılını geçtik ama onuncu yıldan ileride olduğumuz tartışılır.
Peki neden?
Cevap çok basit. Süt tozu!
Ülkemizin bu hale gelmesi yüz yıllık bir plandır. Çanakkale Savaşı’na, Kurtuluş Savaşı’na hatta İstanbul’un Fethi’ne dayanır. Yüzyıllar boyunca Türkleri yenemeyen Avrupalıların Atatürk’ün ölümü ve ikinci dünya savaşı ile başlattıkları bir politika. Süt tozu ile başlar, entrikalarla, Bizans oyunlarıyla, dışa bağımlılıkla, sürekli değişen eğitim sistemiyle devam eder. Genetiği bozulmuş gıdalar, teknolojik bağımlılık, TV dizileri ve tüketim toplumu alışkanlıklarıyla özbenliğinden uzak, kültürüne yabancı, tembel, kimyası bozulmuş, psikolojik ve fizyolojik hastalıklarla boğuşur hale getirerek bilinçli bir biçimde uçuruma sürükler bizi.
Günümüzde yapay zeka belası var bir de başımızda. Yapay zeka da pek çok şey gibi kötü kullanıma açık bir teknolojik nimet. “İnsansız Nitelik” yani! Niteliksiz insanlardan bıkmış sektör patronlarının yeni gözdesi. İnsanlığın pek çok işini elinden alacak olan bir teknoloji.
Eğitim dediğimizde ilk aklımıza gelenlerden biri de Köy Enstitüleridir. Hasan Ali Yücel ile özdeşleşen bu kurumlar, süreçte tasviye edilerek bilinçli olarak kapatılmıştır. “Yücel’in Çiçekleri” diye anılan buradaki çocuklara yıllarca aşağılayıcı sözler söylenmiştir.
Yaşayarak, üreterek öğrenen; keman, mandolin çalan çocukların önü kesilmiştir.
İşin komik tarafı, kapatılalı yıllar olmuş, yerinde yeller esen bu kurumların her yıl kuruluşu kutlanır ülkemizde.
Oysa bu kurumlar sürseydi şimdi her şehrinde tiyatrolar, orkestralar, korolar olan, teknolojisi en üst seviyede, bilim adamları, buluşlarıyla dünyaya mal olmuş bir insan kaynağı olurdu elimizde.
Ne diyelim?
Beyin, herkeste var ama kullanmasını bilene.
