Zorbalar neden hızlı yükselir?

Tarih

Bunu birçok beyaz yaka bilir ama yüksek sesle söylemez. İş hayatında bazen en çalışkan olan değil, en sert olan öne çıkar. En çok katkı sunan değil, en çok alan kaplayan fark edilir. Hatta bazen en kibar insan odada görünmez hale gelirken, zorba olan kişi “güçlü karakter” muamelesi görür.
Şirketler bu gerçeği kabul etmeyi sevmez. Çünkü kurumsal hayat kendini hep güzel kavramlarla anlatır. Takım ruhu der, empati der, saygı der, ortak akıl der. Ama terfi listelerine, yönetici tercihlerine, toplantı düzenine bakınca başka bir hikaye çıkar ortaya. Orada çoğu zaman sakin insanlar değil, zorbalar kazanır.
Çünkü iş hayatı ne kadar profesyonel görünürse görünsün, aslında biraz güç oyunudur. İnsanlar sadece ne yaptığınıza bakmaz. Odaya nasıl girdiğinize, nasıl konuştuğunuza, ne kadar baskı kurabildiğinize de bakar. Bazı yöneticiler için birini germek, masaya yumruğunu koymak, insanları köşeye sıkıştırmak hala “liderlik emaresi” gibi okunur. Oysa çoğu zaman görünen şey liderlik değil, zorbalığın cilalanmış halidir.
Bunu özellikle büyük şirketlerde daha net görürsünüz. Bir toplantıda herkesin sözünü kesen kişi için “ağırlığını koydu” denir. Ekip arkadaşının emeğini sahiplenen kişi “kendini iyi pazarlıyor” diye anlatılır. İnsanları huzursuz eden yöneticiye bazen “zor ama sonuç odaklı” diye kılıf bulunur. Yani sorun sadece kötü davranış değil. Sorun, zorbalığın kurumsal dil içinde meşrulaştırılması.
Bir yerden sonra insanlar şunu öğreniyor: Nazik olmak prim getirmiyor. Dikkatli olmak görünürlük sağlamıyor. Ölçülü konuşmak sizi güçlü göstermiyor. Hele ki işyerinde sesini yükselten, sert mail atan, herkesin içinde azarlayan insanlar ödüllendiriliyorsa, kurum aslında bütün çalışanlarına örtülü bir mesaj veriyor: Burada iyi insan olmak yetmez.
Bence beyaz yakanın içten içe yorulmasının sebeplerinden biri tam da bu. Çünkü herkes neyin olduğunu görüyor. Kim gerçekten iş yapıyor, kim sadece güç gösterisi yapıyor, ofiste insanlar bunu anlıyor. Ama kurum çoğu zaman yanlış kişiyi öne çıkarıyor. Sonra da dönüp neden çalışan bağlılığı azaldı, neden ekipler dağınık, neden insanlar sessizleşti diye soruyor.
Neden olduğunu gerçekten bilmiyor olamazlar.
Zorbalar kısa vadede işe yarıyor gibi görünür. Çünkü korku hızlı sonuç üretir. Baskı, dışarıdan bakıldığında disiplin gibi görünebilir. Sertlik, özellikle üst yönetimin gözünde, bazen netlik zannedilir. Birileri ortalığı gerdiğinde, başkaları susar. Herkes sustuğunda da buna düzen denir. Oysa bu düzen değil. Bu, insanların içeri çekildiği bir çalışma biçimi.
Böyle yerlerde çalışanlar zamanla fikir söylememeye başlar. Risk almak istemez. Hata yapmaktan değil, küçük düşürülmekten korkar. Toplantılar ortak akıl üretme alanı olmaktan çıkar, dikkatli konuşma seansına döner. Kimse kimseye tam güvenmez. Herkes cümlesini tartarak kurar. Böyle bir yerde belki iş yürüyor gibi görünür ama aslında kurum içeriden çürümeye başlamıştır.
Daha ilginç olan şu: Zorbaların başarılı olduğunu söylerken çoğu zaman meseleyi sadece kişilik meselesi gibi anlatıyoruz. Sanki ortada birkaç kötü karakter varmış da sorun onlardan ibaretmiş algısı öne çıkıyor. Bence asıl problem o değil. Asıl problem, şirketlerin başarıyı nasıl tanımladığı. Eğer bir kurum sadece sonuca bakıyorsa, sonucun nasıl alındığını umursamıyorsa, orada en sert oyuncular doğal olarak avantaj kazanır. Çünkü vicdanı daha esnek olan, ilişkileri daha rahat harcayan, gerektiğinde insan ezmeyi mesele etmeyen kişi bu yarışta daha hızlı hareket eder.
Bu da şu rahatsız edici gerçeğe getiriyor bizi: Bazı ofislerde zorbalık istisna değil, araç haline gelmiş durumda.
Tabii buna hemen itiraz edenler çıkacaktır. “İş dünyası serttir” denir. “Hassas olan ayakta kalamaz” denir. “Biraz kalın derili olmak gerekir” denir. Doğru. İş hayatı çocuk parkı değil. Rekabet var, baskı var, zor kararlar var. Ama başka bir şey daha var: Gereksiz hoyratlık. Ve biz uzun zamandır bu ikisini birbirine karıştırıyoruz.
İnsanı ezmeden de net olunabilir. Bağırmadan da otorite kurulabilir. Sert olmadan da standart yükseltilebilir. Ama nedense birçok kurum hala en gürültülü kişiyi en etkili kişi sanıyor. En çok korku yayanı en güçlü kişi zannediyor. Sonra da iyi çalışanlar, düzgün insanlar, omurgalı ama sakin profesyoneller bir süre sonra geri çekiliyor. Kimi susuyor, kimi kabuğuna çekiliyor, kimi de ilk fırsatta gidiyor.
Geriye kim kalıyor? Oyunu en iyi oynayanlar.
O yüzden belki soruyu şöyle sormak daha doğru: Zorbalar neden başarılı oluyor?
Çünkü birçok işyerinde başarı ile karakter arasında doğrudan bir bağ kurulmuş değil. Hatta bazen tam tersi var. Karakter, hızın önünde engel gibi görülüyor. Nezaket zayıflık sanılıyor. Vicdan ise fazlalık.
Bu yüzden bazı insanlar yükseliyor olabilir. Ama gerçekten başarılı mı oluyorlar, orası ayrı mesele. Çünkü arkasında ezilmiş ekipler, dağılmış güven duygusu ve yorulmuş insanlar bırakan bir yükselişin adına kariyer denebilir belki, ama buna başarı demek için insanın başarıdan ne anladığını yeniden düşünmesi gerekir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sosyal Medyada Paylaş

Popüler Yazılar

Bunları da sevebilirsiniz
Bunları da sevebilirsiniz

Akan suda durup hayata dokunmayı bilebilmek

Lucius Annaeus Seneca derki "Nehir üzerinde akıp giden saman...

Yeni dünya düzeninde ayakta kalmanın sırrı: Çınar gibi değil, bambu gibi olabilmek

Son aylarda haberleri açtığında hissettiğin o sıkışmayı biliyorsun. Bir...

Üretimin temel taşı insan: Krizde ilk feda edilen mi, ilk korunan mı olmalı?

Günümüzde yapay zeka, robotik teknolojiler ve dijital dönüşüm baş...

Finans neden sevilmez?

Bir şirketin koridorlarında ayak sesleri duyulduğunda, hangi departmanın geldiği...