Birlik Bilinci: Müşterinin Kalbine Giden Yol, Önce Kendi Kalbinden Geçer

Tarih

Tüm stratejiyi, karlılığı, büyümeyi ve değişimi sadece zihniyle tartan, her adımı rasyonel doğrularla planlayan bir lider veya profesyonel düşünün. Her şey kusursuz, raporlar eksiksiz, hedefler net, analizler hatasız. Ancak ortada hissedilen, soğuk bir boşluk var. Tartınız sadece zihninizde kalmışsa, kalbiniz ile aklınız bir olamamışsa, birlikte yürüdüğünüz çalışanın ya da kapısını çaldığınız müşterinin kalbine nasıl gireceksiniz? Kurumların ikna odalarında, toplantı masalarında eksik olan şey formüller mi, yoksa “birlik bilinci” mi?
İnsanın anlam arayışı, tam olarak zihin ve kalbin birleşme noktasında kesişir. İşte tam da bu yüzden, dışarıda aradığımız o samimi bağ, ikna gücü ve sadakat; aslında tamamen kendi içimizdeki büyük hizalanmayla başlar.
Yıllar önce yöneticimle yaşadığım bir diyalog, bu zihin ve kalp çatışmasına bir ayna tutmuştu. Ağustos ayındaydık. Önümüzdeki Ocak ayı için Sidney’e bir tatil planı yapmıştım. Heyecanla yanına gittim ve sordum: “Ocak ayı için böyle bir planım var, siz ve şirketimiz için uygun mudur?” Bana dönerek, “Yılın başında ekiplerin başında olmak ve motivasyonları yönetmek açısından sence Ocak ayı uygun mu?” diye sordu.
İşle ilgili her şeyi önceden organize edeceğimi, hiçbir aksama yaşanmayacağını belirterek sorun görmediğimi söyledim. Ancak aldığım yanıt olumsuz oldu. Konu benim için kapanmıştı ki, aradan kısa bir süre sonra beni tekrar arayıp gidebileceğimi söyledi.
Başta “hayır” deyip, sonra “evet”e dönen yöneticiler sizin de hafızanızda canlandı mı? Yada tam tersini yapanlar. Bir yerlere sormadan, üst mercilerden onay almadan kendi merkezinde karar veremeyen; önce olumsuz barikatlar kurup sonra olumluya dönen o tanıdık liderlik profili… Müşteri karşısında sizin güçlü durmanız için parmağını oynatmayan, ama o müşteri kaybedildiğinde “Niye bana sormadın?” diye hesap soran zihniyet… Yani kısacası, bir liderin başı ile sonu, içi ile dışı nasıl uyumlu olmalıdır?
İşte bu lider tipi, tamamen zihinle tartan, her kararı “Bu benim unvanıma uyar mı? Planlarımı bozar mı?” ego filtresinden geçiren liderdir. Trajikomik olan şu ki; bugün şirketler, yöneticilerini düştükleri bu zihin hapishanesinden kurtarmak, onlara “mindfulness” ya da “duygusal zeka” öğretmek için çuvalla para harcıyorlar.
Çevrenizde sadece çok parlak zihinlerden oluşan bir ekip kurup “Hadi zekamızla dünyayı fethedelim” diyerek yürüyüp gitmek mümkün mü? Sizce de bu büyük bir yanılsama ve yorucu bir iddia değil mi? Çok sevdiğim bir söz vardır: “Bulunduğun ortamda en zeki insan sensen, yanlış ortamdasın demektir.” Hikaye tam olarak burada başlıyor. Zihin size sürekli en zeki olanın “sen” olduğunu fısıldar. Ama hayatın içinde yolunda gitmeyen bir şeyler hep vardır. O zaman zihin hemen yeni bir oyun başlatır: “Bu problemi de çözmeliyim!” Sizi sürekli yeni zihin oyunlarına davet eden bu döngü nereye kadar sürecek?
Kalbin Kusursuz Tartısı ve Teslimiyetin Ferahlığı
Zihnin gürültüsünü susturup kalbin tartısını keşfetmenin yolu, onu hiçbir beklentiye girmeden, bomboş bir sessizlikle dinlemekten geçer. Kusursuz bir kalbin terazisi; zihnin yarattığı zanlardan, önyargılardan ve analizlerden uzaklaşıp, olanda var olan bütünsel kusursuzluğu görebilmektir.
Bu noktada karşımıza iş dünyasının en çok çekindiği ama aslında en çok ihtiyaç duyduğu o kavram çıkıyor: Teslimiyet. Kabul etmek, zihinsel bir karardan ziyade, kalbiyle tartan bir insanın evrensel sistem içinde güvende olduğunu bilme halidir. İbnu’l-Arabi’nin dediği gibi, varlık tek bir hakikatin aynasıdır ve o hakikat birlik bilincidir. Kalbinizde tartmadığınız, inanmadığınız hiçbir yanılsama zihninizi bulandıramaz; asıl ferahlık bu teslimiyette gizlidir. Oysa benim hikayemde yöneticim, kendi doğrusunu dayatmak yerine ortak doğruyu bulma arayışına girmediği için o eşsiz liderlik ve birlik fırsatını kaçırmıştı.
İşte tam da bu yüzden sadece zihinle, yani kurnaz stratejilerle yapılan satış görüşmeleri, ikna çabaları ve kriz yönetimleri bir yerden sonra çökmeye mahkumdur. Süreç kalpten tartılmamışsa, sunduğunuz argümanlar müşterinin kalbinde asla yer bulamaz. Müşteri sizin zihninizin katı tartısıyla karşı karşıya kaldığında, reflekssel olarak kendi zihin terazisini devreye sokar ve o yıkıcı savaş ateşlenir: “Senin doğrun mu, benim doğrum mu?”
Çalışanınızın ya da müşterinizin kalbine giren yol, zihninizin ne kadar üstün olduğuyla ilgili değildir. İçinizdeki “Benim doğrum en doğrusudur” diyen o ego sesini bir kenara koyabilirseniz, gerçek ‘’Ben’’i keşfedersiniz. Doğru tek ise, “Kimin doğrusu?” tartışması zihnin bir oyunundan ibarettir. Hakiki doğru tektir; o da sevgidir, adanmışlıktır ve güven bağı kurmaktır. Doğrunuzu ispat etmek veya onun için savaşmak zorunda kalmadığınızda işinize muazzam bir ferahlık gelir. Çünkü kalplerin bir olduğu ortak doğru, zihnin laboratuvarında üretilemez; o ancak kalpte hissedilir.
Beden Kalbin İçindedir
Bizler kendimizi sadece unvanlardan, kartvizitlerden ibaret zannettiğimizde ve kalbi iki göğüs kafesi arasına sıkışmış bir et parçası olarak gördüğümüzde yanılsama başlar. İş hayatında bir kriz çıktığında “Kalbim sıkışıyor”, bir hayal kırıklığında “Kalbim kırıldı” deriz. Anthony Robbins’in dediği gibi, bizi yöneten şey olaylar değil, onlara yüklediğimiz zihinsel anlamlardır. Oysa gerçek sarsıcıdır: Kalp bedenin içinde değildir; aksine beden kalbin içindedir.
Kalp, sınır çizilemeyen o devasa bilincin, o sonsuz dinginliğin ta kendisidir. Tüm organizasyonlar ve ilişkiler bu bütünsel kalbin içinde var olur. Göğsünüzde atan fiziksel organ ise sadece bu sonsuz varlığın bedendeki yankısıdır. Bunu bilmek, hakiki özü anlamaya, dışsal krizlerden etkilenmeden merkezinde durmayı doğurur.
Peki, bu vizyondan bakınca soruyorum size: Bir kalbin kırılması gerçekten mümkün müdür?
Asla mümkün değildir. Çünkü kalp, her şeyi hoşgörüyle kucaklayan tek merkezdir. Kalbiniz kırılmaz, kırılan tek şey egonuzdur, unvanlarınızdır ve beklentilerinizdir. Zaten liderlik yolculuğunda asıl amacımız o katı ego kabuğunu kırmak ve özgürleşmek değil mi? O halde “Müşterim beni hüsrana uğrattı” dediğiniz her an, aslında zihninizin size sunduğu bir büyüme fırsatıdır, bir lütuftur.
Bu durum egoya biraz sancı verse de, kabulün ardından gelen ferahlık paha biçilemezdir. Sıkıntıyı zihinle çözmeye çalıştıkça onu daha da büyütürsünüz. Çözüm, analitik zihni susturup Dr. Joe Dispenza’nın anlattığı o saf bilinç alanına, kalbin zekasına teslim olabilmektedir. Olayları ve kurumsal rolleri aşırı ciddiye almayı bırakın. Bırakın o geçici kaygı dalgaları özünüzden akıp gitsin. Onlar gittikçe, geride kalan o berrak sularda daha da ferahlayacaksınız.
Sevginin ve Ortak Zekanın Liderliği
Yıllar önce yaşadığım o izin hikayesinde, zihnin tartısıyla değil de bir çalışanın heyecanına ortak olabilme çabası içinde olmak, “ortak ben” dili konuşma fırsatını doğuracaktı. Çünkü her şeyi kontrol etmek isteyen, sürekli eksik arayan ve korku üreten zihin; hem çalışanın adanmışlığını hem de müşterinin kalbindeki o muazzam birlik bilincini ıskalar. Mantık oyunlarıyla satış yapmaya çalışanların, müşterinin güven limanına bir türlü yanaşamayışı tam da bu yüzdendir.
Oysa yol da aynıdır, yolculuk da… Deepak Chopra, ‘’Evrensel zeka ile kalbin zekası birdir’’ der. Biz bu birliği kurumsal hayatın içine, toplantı odalarına ve müşteri ziyaretlerine taşıdığımızda, zorunluluklar biter ve yerini gönüllü adanmışlıklara bırakır. İşte o zaman “Ben” dediğiniz şey, sırtınızda yük olmaktan çıkıp, sizi geleceğe uçuracak vizyoner bir kanada dönüşür. O zaman hafiflersiniz.
Unutmayın; pazarlar değişir, stratejiler eskir, unvanlar el değiştirir. İşinizi, ekibinizi ve müşterinizi ne kadar büyük bir adanmışlıkla, yani sevgiyle kucakladığınız, miras olarak kalır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sosyal Medyada Paylaş

Popüler Yazılar

Bunları da sevebilirsiniz
Bunları da sevebilirsiniz

“Dijital dönüşüm” Söyleminin Arkasındaki Entelektüel Tembellik Dijital Dönüşüm Düşünmemenin En Pahalı Yolu Mu?

Yönetim toplantılarında bir cümle vardır; söylendiği an tartışmayı başlatmaz,...

Mükemmeliyetçilik: İş Dünyasının Gizli Zehri Nerede Üretiliyor?

Son yıllarda iş dünyasında yöneticilerle, insan kaynakları profesyonelleriyle ve...

Algoritmaların gölgesinde unutulan sezgi/ler!

İnsanın içini tirreten bu soruyu bir adım ileri götürecek...

Şirketlerin varda, Bireylerin “Konkordato” hakkı yok mu?

Hem maddi (ekonomik) hem de manevi (psikolojik) boyutta bireylerin...