Mükemmeliyetçilik: İş Dünyasının Gizli Zehri Nerede Üretiliyor?

Tarih

Son yıllarda iş dünyasında yöneticilerle, insan kaynakları profesyonelleriyle ve kurum temsilcileriyle yaptığım sohbetlerde benzer şikâyetleri sık duymaya başladım. Çalışanlar teknik olarak daha donanımlı, eğitim seviyeleri daha yüksek, bilgiye erişimleri hiç olmadığı kadar kolay. Buna rağmen karar alma süreçleri uzuyor, risk alma isteği azalıyor, yeni fikirler ortaya çıkmakta zorlanıyor ve çalışanlar giderek daha erken tükeniyor.
Bu tablo çoğu zaman kurum kültürü, ekonomik koşullar ya da kuşak farklılıkları üzerinden açıklanıyor. Elbette bunların her biri önemli etkenler. Ancak çocuk ve ergen psikiyatristi olarak yıllardır düşündüğüm başka bir ihtimal var: Acaba bugün iş dünyasında karşılaştığımız bazı sorunların kökeni çok daha erken dönemlerde, çocukluk yıllarında atılıyor olabilir mi?
Bu sorunun cevabı bizi mükemmeliyetçilik kavramına götürüyor.
Mükemmeliyetçilik dışarıdan bakıldığında çoğu zaman olumlu bir özellik gibi görünür. Mükemmeliyetçi insanlar genellikle çalışkan, disiplinli, sorumluluk sahibi ve başarı odaklıdır. Okul yıllarında öğretmenlerin takdir ettiği, ailelerin gurur duyduğu çocuklar çoğu zaman bu gruptadır. İş hayatında da ilk bakışta başarılı görünürler. İşlerini titizlikle yapar, detayları kaçırmaz ve yüksek standartlar belirlerler.
Ancak mükemmeliyetçiliğin görünmeyen bir yüzü vardır.
Yüksek standartlarla mükemmeliyetçilik aynı şey değildir. Yüksek standartlara sahip bir insan başarılı olmak ister. Mükemmeliyetçi bir insan ise başarısız olmaktan korkar. Aradaki fark küçük gibi görünse de, insanın dünyayla kurduğu ilişkiyi tamamen değiştirir.
Klinikte zaman zaman çok başarılı gençlerle karşılaşıyorum. Notları yüksek, hedefleri net, gelecek planları güçlü. Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda görünür. Ancak görüşmeler ilerledikçe şu tür cümleler duymaya başlıyorum:
“Ya bir gün başaramazsam?”
“Ya beklentileri karşılayamazsam?”
“Ya hata yaparsam?”
İlginç olan, bu cümlelerin çoğu zaman başarısız çocuklardan değil, başarılı çocuklardan gelmesidir. Çünkü mükemmeliyetçilik başarıyla beslenmez; kaygıyla beslenir. Kişi bir hedefe ulaşır, kısa süreli bir rahatlama yaşar ve ardından zihninde yeni bir hedef belirir. Ulaşılan başarı hızla sıradanlaşır. Çıta yeniden yükselir. Böylece kişi sürekli koşar ama hiçbir zaman gerçekten varış hissini yaşayamaz.
Bu durumun temelleri çoğu zaman çocuklukta atılır. Elbette hiçbir anne-baba çocuğunu mükemmeliyetçi yapmak istemez. Tam tersine, onu başarılı ve güçlü görmek ister. Ancak bazen iyi niyetle verilen mesajlar beklenmedik sonuçlar doğurabilir.
“Biraz daha dikkat et.”
“Daha iyisini yapabilirsin.”
“Bu kadar çalıştıysan tam olsun.”
“95 aldıysan neden 100 olmadı?”
Bu cümlelerin hiçbiri tek başına problem değildir. Ancak yıllar boyunca tekrarlandığında çocuk şu sonucu çıkarabilir: “Değer görmek için kusursuz olmam gerekiyor.”
İşte iş dünyasının gizli zehri çoğu zaman burada üretilmeye başlar.
Çünkü çocuklukta hata yapmaktan korkmayı öğrenen bireyler, yetişkinlikte de hata yapmaktan kaçınırlar. İlk bakışta bu olumlu gibi görünür. Ancak modern iş dünyasının ihtiyaç duyduğu beceriler düşünüldüğünde durum değişir.
Bugün kurumlar yalnızca verilen görevi eksiksiz yapan çalışanlar aramıyor. Belirsizlik içinde karar verebilen, yeni fikir geliştirebilen, risk alabilen ve değişime uyum sağlayabilen insanlara ihtiyaç duyuyorlar. Yapay zekânın rutin görevleri giderek daha fazla üstlendiği bir dönemde, insanı farklılaştıracak olan şey yalnızca bilgi değil; yaratıcılık, esneklik ve öğrenme kapasitesi olacak.
Ne var ki bu becerilerin tamamı hata yapabilme cesareti gerektiriyor.
Yeni bir fikir ortaya koymak risk almaktır. Yeni bir ürün geliştirmek risk almaktır. Yeni bir pazara girmek risk almaktır. Liderlik etmek bile risk almaktır. Riskin olduğu yerde ise başarısızlık ihtimali vardır.
Mükemmeliyetçi zihin tam da burada zorlanır.
Çünkü onun temel amacı öğrenmek değil, hata yapmamaktır.
Bu nedenle birçok kurumda ilginç bir tablo ortaya çıkıyor. İnsanlar çok çalışıyor ama cesur kararlar alınamıyor. Toplantılar yapılıyor ama kararlar erteleniyor. Herkes yeni fikirlerden söz ediyor ama kimse ilk adımı atmak istemiyor. Çünkü ilk adımı atan kişi hata yapma ihtimalini de üstlenmek zorunda.
Aslında mükemmeliyetçilik kurumlarda çoğu zaman başarı kılığında dolaşır. Bu yüzden fark edilmesi zordur. Çalışan performanslı görünür, yönetici titiz görünür, ekip disiplinli görünür. Ancak zamanla karar süreçleri yavaşlar, inovasyon azalır ve psikolojik esneklik kaybolur.
Bugün dünyanın en yenilikçi şirketlerine baktığımızda ortak özelliklerinden birinin hata yapmaya izin veren kültürler oluşturmak olduğunu görüyoruz. Çünkü inovasyonun olduğu yerde hata vardır. Öğrenmenin olduğu yerde hata vardır. Gelişimin olduğu yerde hata vardır.
Belki de bu nedenle geleceğin kurumları için en kritik soru şu olacak:
Kusursuz çalışanlar mı istiyoruz, yoksa öğrenebilen çalışanlar mı?
Bu soru aslında aileler için de geçerli.
Çocuklarımızın hata yapmadan büyümesini istemek anlaşılır bir arzu olabilir. Ancak hayatın kendisi hatalarla, denemelerle ve yeniden başlamalarla ilerliyor. Eğer çocuklarımıza yalnızca başarılı olmayı öğretir, başarısızlıkla nasıl baş edeceklerini öğretmezsek, onları geleceğe değil yalnızca performansa hazırlamış oluruz.
Oysa geleceğin dünyasında başarıdan daha değerli bir beceri olacaksa, o da öğrenmeye devam edebilme kapasitesidir.
Çünkü geleceği şekillendirecek olanlar kusursuz insanlar değil; hata yaptığında yeniden deneyebilen, düştüğünde ayağa kalkabilen ve değişim karşısında öğrenmeye devam edebilen insanlar olacak.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sosyal Medyada Paylaş

Popüler Yazılar

Bunları da sevebilirsiniz
Bunları da sevebilirsiniz

“Dijital dönüşüm” Söyleminin Arkasındaki Entelektüel Tembellik Dijital Dönüşüm Düşünmemenin En Pahalı Yolu Mu?

Yönetim toplantılarında bir cümle vardır; söylendiği an tartışmayı başlatmaz,...

Birlik Bilinci: Müşterinin Kalbine Giden Yol, Önce Kendi Kalbinden Geçer

Tüm stratejiyi, karlılığı, büyümeyi ve değişimi sadece zihniyle tartan,...

Algoritmaların gölgesinde unutulan sezgi/ler!

İnsanın içini tirreten bu soruyu bir adım ileri götürecek...

Şirketlerin varda, Bireylerin “Konkordato” hakkı yok mu?

Hem maddi (ekonomik) hem de manevi (psikolojik) boyutta bireylerin...