En güvende hissettiğimiz yer neden en riskli yer?

Tarih

Geçmişime dönüp baktığımda, hayatımın büyük bölümünde konfor alanından uzak durmaya çalışan biri olduğumu fark ediyorum. Bu bilinçli bir tercih miydi yoksa içsel bir yönelim mi, emin değilim. Fakat bildiğim bir şey var: Gelişim, çoğu zaman tanıdık olanın dışında, bilinmeyenin içinde gerçekleşti.
Gençlik yıllarımda farklı şehirlerde bulunmak, farklı insanlarla tanışmak, yeni fikirlerle karşılaşmak ve bazen de belirsizliğin içinde kalmak bana her zaman daha öğretici geldi. Konfor alanı, çoğu zaman güvenli hissettirse de, bir noktadan sonra insanı aynı döngü içinde tutan görünmez bir sınır haline gelebiliyor.
Konfor alanı kavramı, ilk bakışta olumlu bir anlam taşır. Güvenli bir iş, düzenli bir hayat, tahmin edilebilir bir gelecek… Bunlar kulağa oldukça mantıklı geliyor. Fakat bu güvenli alanın içinde uzun süre kaldığımızda fark etmeden gelişim alanımızı daraltmaya başlıyoruz. Çünkü insan zihni, karşılaştığı zorluklar ve yeni deneyimler sayesinde gelişiyor.
Psikolog Lev Vygotsky, öğrenmenin “yakınsal gelişim alanı” dediği bir bölgede gerçekleştiğini söyler. Bu alan, konfor ile panik arasında kalan ince çizgidir. Çok rahat olduğumuzda öğrenmeyiz, çok zorlandığımızda ise geri çekiliriz. Gelişim, tam bu ikisinin ortasında yer alır.
Belki de konfor alanı yanılgısı tam burada ortaya çıkıyor. Konforu, huzurla eş anlamlı görüyoruz. Oysa konfor, çoğu zaman durağanlık anlamına geliyor. Durağanlık ise zamanla gelişimin önündeki en büyük engellerden biri haline gelebiliyor.
Dikkat ederseniz, hayatımızdaki en büyük değişimler genellikle konfor alanımızın dışına çıktığımız anlarda gerçekleşir. Yeni bir şehir, yeni bir iş, yeni bir ilişki ya da yeni bir fikir… Hepsi başlangıçta belirsizlik içerir. Fakat bu belirsizlik, aynı zamanda büyümenin de başlangıcıdır.
Carol Dweck’in “Gelişim Zihniyeti” kavramı da bu durumu destekler. Sabit zihniyete sahip bireyler, hatalardan kaçınır ve risk almaktan uzak durur. Gelişim zihniyetine sahip bireyler ise zorlukları öğrenme fırsatı olarak görür. Bu bakış açısı, konfor alanının dışına çıkmayı bir tehdit değil, bir gelişim alanı olarak değerlendirmeyi sağlar.
Ancak burada önemli bir nokta var: Konfor alanından çıkmak, sürekli huzursuzluk içinde yaşamak anlamına gelmez. Aksine, bilinçli olarak yeni deneyimlere açık olmak demektir.
Bu bazen yeni bir kitap okumak, bazen farklı bir insanla sohbet etmek, bazen de farklı bir şehirde yürüyüş yapmak olabilir.
Konfor alanı, aslında zihinsel bir alışkanlıktır. İnsan tanıdık olanı tekrar etmeye meyillidir. Fakat gelişim, tekrarın değil keşfin içinde gizlidir. Bu yüzden konfor alanı, çoğu zaman fark edilmeden büyüyen bir sınır haline gelir.
Geçmişime dönüp baktığımda, kendime dair önemli farkındalıkları ve gözlemleri hatırlamak istediğimde, neredeyse tamamının ‘mevcudiyeti bozma’ üzerine alınmış kararlardan doğduğunu anımsarım. Çocukluk çağında kitap okumanın, o yaş grubunda rahatsız edici sayılabilecek etkisi bile benim için özgürleşme hissine daha yakındı. Devamında farklı spor dallarında geçen yıllar, bireysel olmanın ve bir takımın parçası olabilmenin önemine dair içsel gözlemler kazandırdı. Yirmili yaşlarda yurt dışında çalışma fırsatı elde ederek daha önce hiç aşina olmadığım, karanlıkta kalan alanlarda yürümeye başladım.
2015 yılında terörün en yoğun olduğu dönemde tecili bozup doğuda askerlik yapmak ise bu deneyim setini bambaşka bir seviyeye taşıdı. Tüm bu süreçlerden bana kalan, bugün hâlâ değerini koruyan zengin anılar oldu.
Bugün dönüp baktığımda, konfor alanımdan uzak durduğum anların bana en fazla katkı sağlayan dönemler olduğunu görüyorum. Çünkü bu dönemlerde yalnızca yeni deneyimler kazanmadım, aynı zamanda kendimi de daha yakından tanıma fırsatı buldum.
Belki de konfor alanı sandığımız şey, bizi koruyan bir alan değil; büyümemizi yavaşlatan bir sınırdır.
Ve belki de kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Konfor alanı, bizi ihtiyaç duyduğumuz şekilde büyüten bir yer mi, yoksa mücadele gücümüzü ve benliğimizin gerçek rengini keşfetme potansiyelimizi daraltan zihinsel parmaklıklar mı?
Çünkü bazen değişim ve gelişim, tam da o parmaklıkları biraz aralamakla başlıyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sosyal Medyada Paylaş

Popüler Yazılar

Bunları da sevebilirsiniz
Bunları da sevebilirsiniz

Zorbalar neden hızlı yükselir?

Bunu birçok beyaz yaka bilir ama yüksek sesle söylemez....

Akan suda durup hayata dokunmayı bilebilmek

Lucius Annaeus Seneca derki "Nehir üzerinde akıp giden saman...

Yeni dünya düzeninde ayakta kalmanın sırrı: Çınar gibi değil, bambu gibi olabilmek

Son aylarda haberleri açtığında hissettiğin o sıkışmayı biliyorsun. Bir...

Üretimin temel taşı insan: Krizde ilk feda edilen mi, ilk korunan mı olmalı?

Günümüzde yapay zeka, robotik teknolojiler ve dijital dönüşüm baş...