İdam mangalarının neden kalabalıkolduğunu hiç düşündünüz mü? Kurumsal sorumluluk nasıl buharlaşır?

Tarih

Genellikle 8-10 kişiden oluşan idam mangalarında, silahlardan yalnızca birine “kör kurşun” (manevra fişeği) koyulur. Hiçbir asker, öldürücü atışı kendisinin yapıp yapmadığından emin değildir. Bu durum, vicdani yükü bireyden alıp kalabalığa yayarak sorumluluğu anonimleştirir. Sorumluluk dağıtıldıkça, vicdan hafifler. Kimse “ben yaptım” demez. Herkes “biz yaptık” der. Nihayetinde hiç kimse gerçekten yapmamış gibi hissetmeye başlar. “Belki de öldürücü vuruşu ben yapmadım.” Sonuç? Bir insan ölür ama ortada bir “katil” yoktur. Sorumluluk parçalara bölünmüş, vicdanlar sterilize edilmiştir.
Şimdi bu sahneyi alıp modern ofislere, o çok sevilen “toplantı odalarına” taşıyalım. Yönetici içeri girer, masadaki 12 kişiye bakarak “Arkadaşlar, son raporlarda ciddi hatalar var. Daha dikkatli olmalıyız.” diye seslenir. Tebrikler! Az önce kendi idam manganızı kurdunuz. Kimse üzerine alınmadı, kimse huzursuz olmadı ve en önemlisi, hiçbir şey değişmedi.
Yeni nesil yöneticilerin en büyük yanılgısı, nezaket ile zafiyeti birbirine karıştırmalarıdır. Kalabalığa konuşmak, bir yönetim eylemi değil, bir rahatlama egzersizidir. Yönetici, “sorunu dile getirdim” diyerek kendi vicdanını soğutur, çalışanlar ise “herhalde benden bahsetmiyor” diyerek konfor alanına çekilir. Modern plazaların en büyük hastalığı, “herkese yazılan mailler” ve “genel değerlendirme toplantıları” dır. Bu dijital idam mangasında, CC’ye eklenen her kişi, aslında tetiği çeken ama sorumluluğu almayan birer askerdir. Mesajın muhatabı “herkes” olduğunda, gerçek muhatap “hiç kimsedir”. Etkili bir liderlik, kalabalığın anonimliği arkasına saklanan o “kör kurşun” lüksünü ortadan kaldırmayı gerektirir. Gerçek geri bildirim biraz terletir, biraz kalp atışını hızlandırır ve evet, biraz da rahatsız eder. Eğer verdiğiniz geri bildirim kimsenin yüzünü kızartmıyorsa, muhtemelen hiçbir işe yaramıyordur.
Kurumsal dünyada “biz” dili çoğu zaman sorumluluğun ötanazisidir. Bir hata “ekibe” mal edildiğinde, o hata aslında yok edilir. Çünkü sorumluluk paylaşıldıkça azalmaz, buharlaşır. Eğer herkes sorumluysa, aslında hiç kimse sorumlu değildir. 10 kişinin ateş ettiği bir yerde kimsenin kendini katil hissetmemesi gibi, 20 kişilik bir departmanda da kimse başarısızlığın yüzü olmak istemez. (Tipik bir eğildim üstümden geçti vakası yaşanır.)
Yeni yöneticilerin en sık düştüğü tuzaklardan biri kalabalığa konuşarak kişileri değiştirebileceğine inanmalarıdır. Halbuki kalabalık, sorumluluğun en büyük düşmanıdır.
Tecrübesiz yönetici, ormana rastgele ateş eden bir avcı gibidir. Gürültü çıkarır, barut harcar, herkesi ürkütür ama hedefi vuramaz. Spesifik bir sorunu çözmek yerine genel duyurular ve toplu maillerle “herkese” konuşur. Hedefle ilgisi olmayan çalışanlar “Neden bu uyarıyı alıyorum?” diye motivasyon kaybederken, asıl sorumlu olan kişi kalabalığın arkasına sinsice gizlenir.
Bir görev ekibe verildiğinde veya geri bildirim genel bir toplantıda yapıldığında (artık eleştiriye dönüşmüştür), herkes o kalabalığın bir parçası olur ve kimse tetiği (yani sorumluluğu) tam olarak üzerine almaz. Sorun bir “süreç” değil, o süreci yöneten bir “insan” hatasıdır. Kalabalığa değil, doğru kişiye, doğru cümleyi kurduğunuzda gerçek liderlik başlar.
Yetkin yönetici keskin nişancı misali cerrahi müdahaleler yapar. Tetiği çekmeden önce rüzgarı, mesafeyi ve hedefi hesaplar. Mesajı ekibe değil, ilgili kişiye iletir. Namlu doğrudan performansa dönüktür, kimsenin “kör kurşun bende olabilir” deme lüksü kalmaz. Geleceğin dünyasında “genel mesajlar” yerini cerrahi müdahalelere bırakmak zorundadır. Bir keskin nişancı titizliğiyle hareket edilmeli, nokta atışı yapılmalıdır. Stratejik yönlendirmeler genel toplantılarda yapılırken, “hesap verebilirlik” ve “düzeltici faaliyetler” birebir görüşmelere saklanmalıdır.
Kimin, neyi, ne zaman yapacağı netleşmediğinde, herkes bir başkasının tetik çekmesini bekler. Yuvarlak cümleler güvenli hissettirir ama değişim yaratmaz. “Bazı arkadaşlar” diye başlayan belirsiz ifadeleri bırakın. Yüzleşmenin gücünü kullanın ve isim telaffuz etmekten korkmayın. Sorumluluğu kristalize etmek ve anonimlik zırhını kırmak için göz teması kurun. Etkin bir vücut dili eşliğinde birebir geri besleme verin. “Bu rapordaki veri hatasının sorumluluğunu almanı bekliyorum” diyebilmek zordur, terletir ama işe yarayan tek yöntemdir.
Ayrıntıları önemseyin. Bir iş akışında hatayı sadece tespit etmek yetmez, o hatanın hangi süreçten kaynaklandığını bir nişancı titizliğiyle bulup o noktayı iyileştirin. “Geçen hafta konuştuğumuz hatayı nasıl düzelttin?” sorusu, disiplinli şirketlerin turnusol kağıdıdır. Ayrıntılara gösterilen özen, çalışana “izleniyorum ve değer görüyorum” mesajını verir.
Takip edilmeyen geri bildirim, hiç verilmemiş sayılır, organizasyonun gri alanlarında sönümlenip gider.
Etkili bir lider, idam mangası anonimliğine sığınan bir yapı yerine; her bir bireyin kendi sorumluluğunun, etkisinin ve geri bildiriminin farkında olduğu, şeffaf ve birey odaklı bir akış kurmalıdır.
Liderlik, kalabalığın konforunu okşama sanatı değildir. İdam mangası paradoksunu kırmak, her bir bireyin elindeki tüfekte gerçek mermi olduğunu ona hatırlatmaktır. Başarısızlık kapıyı çaldığında “Biz yapamadık” diye sızlanmak kolaydır, zor olan, o kapıyı kimin açık bıraktığını işaret edecek cesarete sahip olmaktır. Eğer şirketinizde işler sarpa sararken herkes akşam eve “vicdanı rahat” gidiyorsa, mangada çok fazla kör kurşun var demektir. Kurumsal dönüşüm rastgele ateş ederek ortalığı toza boğmak yerine, doğru hedefe, doğru zamanda, doğru bilgiyi ulaştırmakla başlar.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sosyal Medyada Paylaş

Popüler Yazılar

Bunları da sevebilirsiniz
Bunları da sevebilirsiniz

Zorbalar neden hızlı yükselir?

Bunu birçok beyaz yaka bilir ama yüksek sesle söylemez....

Akan suda durup hayata dokunmayı bilebilmek

Lucius Annaeus Seneca derki "Nehir üzerinde akıp giden saman...

Yeni dünya düzeninde ayakta kalmanın sırrı: Çınar gibi değil, bambu gibi olabilmek

Son aylarda haberleri açtığında hissettiğin o sıkışmayı biliyorsun. Bir...

Üretimin temel taşı insan: Krizde ilk feda edilen mi, ilk korunan mı olmalı?

Günümüzde yapay zeka, robotik teknolojiler ve dijital dönüşüm baş...