1976 yılında davranış bilimci Barry Staw, 240 üniversite öğrencisini kurgusal bir şirketin yöneticileri konumuna yerleştirdiği bir deney gerçekleştirdi. Katılımcılardan şirketin iki bölümünden birine yatırım yapmaları istendi. Bir süre sonra bazı katılımcılara verdikleri yatırım kararının beklenen sonucu üretmediği söylendi ve önlerine yeni bir kaynak tahsis etme kararı getirildi.
Mantıken başarısızlığın ardından yapılması gereken şey oldukça açıktı: Yeni durumu değerlendirmek ve gerekiyorsa geri çekilmek.
Fakat Staw’ın gözlemlediği davranış bundan daha ilginçti. Özellikle ilk yatırım kararının sorumluluğunu taşıyan katılımcılar, kötü sonuçlara rağmen verdikleri kararın arkasında durmaya ve daha fazla kaynak ayırmaya eğilim gösterebiliyorlardı.
Başarısızlık her zaman vazgeçmeyi getirmiyordu.
Bazen tam tersine, bağlılığı artırıyordu.
Bu davranış daha sonra farklı çalışmalarla incelendi ve bugün ‘’batık maliyet etkisi’’ olarak bildiğimiz düşünce hatasının anlaşılmasında önemli bir yere sahip oldu.
Kavram aslında oldukça basit.
Bir sinema bileti aldığınızı düşünün. Film başladıktan yarım saat sonra hiç hoşunuza gitmediğini fark ediyorsunuz. Eve dönmek istiyorsunuz ama zihniniz hemen itiraz ediyor:
“Parasını verdim, bari sonuna kadar izleyeyim.”
Oysa ödediğiniz para artık geri gelmeyecek.
Filmden çıksanız da iki saat daha otursanız da biletin bedeli değişmeyecek. O andan itibaren vermeniz gereken kararın geçmişte ödediğiniz parayla değil, önünüzdeki bir buçuk saati nasıl geçirmek istediğinizle ilgili olması gerekiyor.
Batık maliyet tam olarak burada ortaya çıkıyor.
Geçmişte harcadığımız ve artık geri alamayacağımız para, zaman veya emeğin gelecekte vereceğimiz kararları etkilemesine izin veriyoruz.
1985 yılında psikolog Hal Arkes ve Catherine Blumer’ın yayımladığı ‘’The Psychology of Sunk Cost’’ (Batık Maliyet Psikolojisi) çalışması bu davranışı daha sistematik biçimde ortaya koydu. Çalışmalarından birinde sezonluk tiyatro bileti alan kişilerin bir bölümüne normal fiyat, diğerlerine farklı oranlarda indirim uygulanmıştı. Daha fazla para ödeyenlerin özellikle sezonun ilk döneminde oyunlara daha fazla katıldığı görüldü.
Tiyatro aynıydı.
Gösteriler aynıydı.
Değişen şey geçmişte ödenen bedeldi.
İnsan zihni, yaptığı yatırımın karşılığını almak istiyordu.
Bunu öğrendiğimde kendi hayatımdaki bazı kararları düşünmeye başladım.
Özellikle son yıllarda üzerinde çalıştığım projelerde zaman zaman kendimi şu cümleyi kurarken yakaladım:
“Bu kadar uğraştıktan sonra şimdi bırakılır mı?”
Aylarca üzerinde çalıştığınız bir proje düşünün. Para harcamışsınız. Uykusuz kalmışsınız. Araştırmışsınız. İnsanlarla görüşmüşsünüz. Başka fırsatları ertelemişsiniz.
Bir noktada önünüzdeki veriler projenin düşündüğünüz kadar iyi olmayabileceğini göstermeye başlıyor.
Fakat artık yalnızca projeyi değerlendirmiyorsunuz.
Geçmişteki kendinizi de savunuyorsunuz.
Harcanan zamanı.
Verilen emeği.
Ödenen parayı.
Belki de çevrenize söylediğiniz iddialı cümleleri.
İşte batık maliyetin benim için en çarpıcı tarafı burada ortaya çıkıyor.
Bazen bir karara devam etmemizin nedeni geleceğinin iyi olduğuna inanmamız değil, geçmişinin pahalı olmasıdır.
Üstelik bunun yalnızca parayla ilgisi yok.
Bir insan on yılını verdiği meslekte mutsuz olabilir ama “Bunca yıllık tecrübeyi çöpe mi atacağım?” diye düşünebilir.
Yıllardır devam eden bir ilişki artık iki insana da iyi gelmiyor olabilir ama geçirilen yıllar ayrılmayı daha zor hale getirebilir.
Bir girişimci çalışmadığını gördüğü bir projeye tekrar tekrar sermaye koyabilir.
Bir öğrenci yıllarını verdiği bir alanda artık yaşamak istemediği bir geleceğe doğru ilerlemeye devam edebilir.
Çünkü bırakmanın maliyetini hesaplıyoruz.
Ama devam etmenin maliyetini aynı dikkatle hesaplamıyoruz.
Bence asıl farkındalık burada başlıyor.
Geçmişte harcadığımız beş yılı geri alamayız.
Ama sırf o beş yıl boşa gitmesin diye önümüzdeki beş yılı da aynı yere vermek zorunda değiliz.
Kaybettiğimiz para geri gelmeyebilir.
Fakat onu geri kazanma arzusuyla daha fazla para kaybedebiliriz.
Harcanmış emeği kurtaramayabiliriz.
Fakat onu kurtarmaya çalışırken gelecekte harcayacağımız emeğin yönünü seçebiliriz.
Bu yüzden son dönemde karar verirken kendime sormaya çalıştığım bir soru var:
Bugüne kadar hiçbir yatırım yapmamış olsaydım ve bu seçenek bugün ilk kez karşıma çıksaydı, yine onu seçer miydim?
Bu soru geçmişi silmiyor. Verdiğimiz emeği de değersizleştirmiyor.
Sadece geçmişi karar masasındaki yanlış sandalyeden kaldırıyor.
Çünkü geçmişte harcadığımız zaman, para ve enerji bir maliyet olabilir; fakat aynı zamanda bize bugünkü bilgimizi kazandıran deneyimdir.
Asıl mesele o deneyimi geleceği rehin alan bir gerekçeye dönüştürmemek.
Belki de karar verirken yalnızca “Buraya kadar ne kadar verdim?” diye sormamalıyız.
“Buradan sonra ne kadar daha vereceğim?” sorusunu da sormalıyız.
Kaç yıl?
Ne kadar para?
Ne kadar enerji?
Kaç fırsat?
Ve belki daha önemlisi: Nasıl bir hayat?
Çünkü bazı kararların gerçek maliyeti geçmişte ödediğimiz bedel değildir.
O karardan vazgeçemediğimiz için gelecekte ödemeye devam edeceğimiz bedeldir.
Bu yüzden belki de zaman zaman kendimize sormamız gereken en rahatsız edici ama en değerli soru şudur:
Devam ediyorum çünkü önümde hala değerli bir gelecek mi görüyorum, yoksa arkamda bırakamadığım pahalı bir geçmiş mi var?
Geçmişe Ödediğimiz Bedel
Tarih

Merhaba canim,yazilarını okuyorum her biri ayrı güzel ve hayatta yaşarken yasanmıslardan kesitler ,yazılarından çok şeyler ögreniyorum teşekkür ederim .başarıların daim olsun birtanem