Geleceğin CEO’su Hangi Çocuktu?

Tarih

Bir sınıfa girdiğimizi düşünelim. Otuz çocuk var. Biri her sınavdan yüz alıyor. Öğretmeninin söylediklerini eksiksiz yapıyor, ödevlerini hiç aksatmıyor. Bir diğeri sürekli soru soruyor. Bazen konuyu dağıtıyor, bazen öğretmenin anlattığı yöntem yerine başka bir yol deniyor.
Bir çocuk grup çalışmalarında hemen öne çıkıyor, görevleri dağıtıyor. Başka biri çok konuşmuyor ama arkadaşları arasında bir sorun çıktığında herkes dönüp ona bakıyor.
Bir başkası kaybettiğinde çok üzülüyor ama biraz sonra yeniden oyuna dönüyor. Bir diğeri hata yaptığında “Nerede yanlış yaptım?” diye merak ediyor.
Bir çocuk ise yetişkinlerin pek hoşlanmadığı o soruyu sık sık soruyor: “Peki bunu neden böyle yapıyoruz?”
Şimdi bu çocuklara bakıp bir soru soralım: Hangisi geleceğin CEO’su?
Muhtemelen cevabı bilmiyoruz. Zaten mesele de tam olarak burada başlıyor.
Çocukları geleceğe hazırlarken başarıyı uzun yıllar oldukça dar bir çerçeveden değerlendirdik. İyi not alan, kurallara uyan, sorumluluklarını eksiksiz yerine getiren, iyi bir üniversite kazanan çocuk başarılı çocuktu. Bunların önemsiz olduğunu elbette söylemiyorum. Çalışabilmek, sorumluluk alabilmek, akademik beceriler ve disiplin hâlâ çok değerli.
Ama dünya değişiyor. Ve dünyanın ihtiyaç duyduğu insan profili de onunla birlikte değişiyor.
Çocuk ve ergen psikiyatristi olarak çocuklarla çalışırken beni en çok düşündüren konulardan biri bu. Bugün bir çocukta geliştirmeye çalıştığımız hangi özellikler, yirmi yıl sonra onun yaşamında gerçekten belirleyici olacak? Çünkü bugün yetiştirdiğimiz çocukların bir kısmı 2040’ların yöneticileri, girişimcileri, bilim insanları, hekimleri, çalışanları ve belki de CEO’ları olacak. Üstelik onların yöneteceği dünya bizimkinden oldukça farklı olacak.
Yapay zekânın çok daha fazla işi üstlendiği, bilginin inanılmaz hızla üretildiği, mesleklerin dönüştüğü, bugün adını bile bilmediğimiz işlerin ortaya çıktığı bir dünyadan söz ediyoruz. Böyle bir dünyada geleceğin CEO’sunun çocukluğunda her sorunun doğru cevabını bilmiş olması çok da önemli olmayabilir. Belki çok daha önemli olan, cevabını bilmediği bir soruyla karşılaştığında ne yaptığıdır. Merak ediyor mu? Soruyor mu? Deniyor mu? Yanlış yaptığında yeniden deneyebiliyor mu? Yoksa bilmediği bir şeyle karşılaşmak onda yoğun bir yetersizlik duygusu mu yaratıyor? Çünkü geleceğin liderliğinde bilgi sahibi olmak kadar, bilmediğini yönetebilmek de önemli olacak.
Geleceğin CEO’su belki de en çok soru soran çocuktu
Çocukların doğal olarak sahip olduğu çok güçlü bir özellik var: merak. “Neden?”, “Nasıl?”, “Başka türlü olabilir mi?”. Çocukluk bu sorularla doludur. Ama eğitim ve yetiştirme sürecinde bazen farkında olmadan çocukların soru sorma kapasitesinden çok doğru cevap verme kapasitesini ödüllendiriyoruz.
Oysa inovasyonun başlangıç noktası çoğu zaman doğru cevap değildir. Doğru sorudur. Bir şirketin geleceğini değiştiren fikir bazen herkesin gördüğü bir probleme, bir kişinin farklı bir soru sormasıyla başlar. “Neden bunu böyle yapıyoruz?”, “Müşteri gerçekten bunu mu istiyor?”, “Bunun başka bir yolu olabilir mi?”.
Bugün sınıfta bizi biraz zorlayan bu sorular, yarın bir yönetim kurulu toplantısında milyonlarca dolarlık bir dönüşümün başlangıcı olabilir. Bu yüzden geleceğin CEO’su belki de çocukken yalnızca çok bilen değil, çok merak eden çocuktu.
Belki de kaybetmeyi öğrenmişti
Geleceğin liderini düşünürken üzerinde durmamız gereken ikinci özellik başarı değil, başarısızlıkla kurduğu ilişki.
Çocuklarımızın başarılı olmasını istiyoruz. Bu çok doğal. Ancak bazen onları başarısızlıktan korumaya o kadar odaklanıyoruz ki başarısızlıkla ne yapacaklarını öğrenmelerine fırsat vermiyoruz. Oyunu kaybetmesin. Notu düşmesin. Üzülmesin. Hayal kırıklığı yaşamasın…
Oysa liderlik hayatı bunların hepsini içeriyor. Bir proje başarısız olacak. Bir yatırım beklenen sonucu vermeyecek. Yanlış bir insan seçilecek. Rakip daha hızlı davranacak. Bazen yıllarca üzerinde çalışılan bir fikirden vazgeçmek gerekecek. Geleceğin CEO’sunun farkı hiç yanlış karar vermemesi olmayacak. Yanlış karar verdiğini fark ettiğinde ne yaptığı olacak. Savunmaya mı geçiyor? Suçlu mu arıyor? Gerçeği inkâr mı ediyor? Yoksa hatasını kabul edip yeni bilgiyi kullanarak yönünü değiştirebiliyor mu?
Çocukken kaybetmesine izin verilen, hayal kırıklığı yaşadığında hemen kurtarılmayan ama yalnız da bırakılmayan çocuk, burada önemli bir deneyim kazanıyor: Bir şeyin kötü gitmesi, her şeyin bittiği anlamına gelmez. Bu, geleceğin liderliği açısından küçümsenmeyecek bir psikolojik sermaye.
Her zaman öne çıkan çocuk lider olmayabilir
Liderlik konusunda çocuklukta yaptığımız başka bir varsayım daha var. En girişken, en çok konuşan, grubu yöneten çocuğu kolaylıkla “lider ruhlu” olarak tanımlıyoruz. Oysa liderlik yalnızca konuşabilme becerisi değildir. Dinleyebilme becerisidir de. Bir odadaki en yüksek sese sahip olmakla, o odada söylenmeyeni fark edebilmek aynı şey değildir. Geleceğin liderlerinin farklı uzmanlıklara sahip insanları bir araya getirmesi, kendisinden daha fazla bilen insanlarla çalışabilmesi ve gerektiğinde onların fikrine alan açabilmesi gerekecek. Bu nedenle empati, duygusal okuryazarlık ve ilişki kurabilme kapasitesi artık “yumuşak beceriler” olarak kenarda tutulabilecek özellikler değil. Bunlar doğrudan liderlik becerileri.
Bir çocuk arkadaşının yüzünden üzgün olduğunu anlayabiliyorsa, bir çatışmada yalnızca kendi haklılığına odaklanmıyorsa, karşısındakini dinleyebiliyor ve kendi duygusunu ifade edebiliyorsa gelecekte çok değerli olacak bir kapasite geliştiriyor. Çünkü şirketler Excel tablolarıyla yönetiliyor gibi görünse de, kararları hâlâ insanlar alıyor. Ve insanların olduğu her yerde duygu var.
Duygusunu yönetebilen çocuk
Bir başka önemli özellik ise regülasyon. Geleceğin CEO’sunun çok sakin bir çocuk olduğunu söylemiyorum. Belki öfkeleniyordu. Kaygılanıyordu. Kaybettiğinde üzülüyordu. Ama zaman içinde bu duygularla ne yapacağını öğreniyordu. Bu ayrım çok önemli.
Duygusal regülasyon, duygu yaşamamak değildir. Duygunun davranışı tamamen ele geçirmesine izin vermeden onunla kalabilme ve yeniden düşünebilme kapasitesidir. Bunun yetişkinlikteki karşılığını bir kriz anında düşünelim. Piyasa değişiyor. Beklenmedik bir sorun ortaya çıkıyor. Şirketin önemli bir projesi başarısız oluyor. Herkes yöneticisine bakıyor. O anda liderin yalnızca teknik bilgisi devrede değildir. Kendi kaygısını ne kadar yönetebildiği, belirsizlik içinde düşünmeye devam edip edemediği ve ekibine nasıl bir duygusal iklim sunduğu da devrededir.
Bir önceki yazılarımızda konuştuğumuz gibi, lider yalnızca stratejiyi değil, bazen odadaki duyguyu da yönetir.
“Bilmiyorum” diyebilen çocuk
Bence geleceğin liderliğinde giderek daha değerli olacak başka bir özellik daha var: fikrini değiştirebilmek. Biz yetişkinler bazen çocukların kararlı olmasını çok önemsiyoruz. Oysa bilişsel esneklik, kararsızlık değildir. Yeni bilgi geldiğinde eski düşüncesini gözden geçirebilmektir. Yapay zekâ çağında bu özellikle önemli olacak. Çünkü bugün doğru bildiğimiz bazı şeylerin birkaç yıl sonra geçerliliği kalmayabilir. Bugün sahip olduğumuz bazı uzmanlıklar dönüşebilir. Bir liderin yıllarca kendisine başarı getiren bir yöntemin artık işe yaramadığını kabul etmesi gerekebilir.
Bunun için yalnızca zekâ yetmez. Egonun da esnek olması gerekir. “Bilmiyorum.”, “Yanılmışım.”, “Sen bu konuda benden daha fazla biliyorsun.”, “Bunu yeniden düşünelim.”. Bunlar zayıf liderlik cümleleri değildir. Tam tersine, geleceğin güçlü liderlik cümleleri olabilir.
Peki hangi çocuğu yetiştirmeye çalışıyoruz?
Belki de asıl soru geleceğin CEO’sunun hangi çocuk olduğu değil.
Biz bugün nasıl bir çocuk yetiştirmeye çalışıyoruz?
Her soruya doğru cevap veren mi?, Yoksa soru sorabilen mi?, Hiç hata yapmayan mı?, Yoksa hatasından öğrenebilen mi?, Her zaman kazanan mı?, Yoksa kaybettiğinde yeniden oyuna dönebilen mi?, Her söyleneni yapan mı?, Yoksa gerektiğinde “Neden?” diye sorabilen mi?, Hep güçlü görünen mi?, Yoksa zorlandığını fark edip yardım isteyebilen mi?, Ve belki en önemlisi: Kendisini yalnızca başarılarıyla değerli gören bir çocuk mu, yoksa başarısız olduğunda da kendi değerini koruyabilen bir çocuk mu?
Çünkü geleceğin liderlerinden inovasyon, esneklik, empati, cesaret, belirsizlik yönetimi ve duygusal dayanıklılık bekleyeceksek bunları bir sabah otuz beş yaşında bir liderlik eğitiminde ortaya çıkaramayız. Bu becerilerin kökleri çok daha erken atılıyor. Evde. Sınıfta. Oyun alanında. Kaybedilen bir maçın ardından. Yanlış yapılan bir soruda. Bir arkadaş kavgasından sonra. Bir yetişkinin “Ben senin yerine halledeyim” demek yerine “Sence şimdi ne yapabiliriz?” diye sorduğu o küçük anda.
Elbette her meraklı çocuk CEO olmayacak; olması da gerekmiyor. Çocuk yetiştirmenin amacı CEO yetiştirmek hiç değil. Ama geleceğin CEO’sunda aradığımız birçok özelliğin çocuklukta gelişen temel insani beceriler olduğunu fark etmek önemli. Belki de bu nedenle geleceğin insanını yetiştirirken çocuklarımızın CV’sini şimdiden doldurmaya bu kadar odaklanmamalıyız. Daha fazla kurs. Daha fazla sertifika. Daha fazla başarı.
Bunların yanında başka bir yatırım alanını da görmeliyiz. Merak edebilen bir zihin. Hata yapmaya dayanabilen bir benlik. Duygularını tanıyabilen bir insan. Başkalarını dinleyebilecek kadar güvenli bir özgüven. Bilmediğini kabul edebilecek kadar sağlam bir özdeğer. Ve düştüğünde yeniden ayağa kalkabilecek kadar duygusal dayanıklılık.
Çünkü geleceğin CEO’su belki sınıfın en başarılı çocuğu değildi. Belki her yarışmayı da kazanmadı.
Belki zaman zaman öğretmenini çok soru sorarak yordu. Belki yanlış kararlar verdi, kaybetti, fikrini değiştirdi ve yeniden başladı. Ama bütün bunların içinde çok önemli bir şeyi öğrendi: Dünyayı yönetebilmek için önce belirsizlik içinde kendini yönetebilmeyi. Ve belki de geleceğin liderlerini belirleyecek en önemli özellik tam olarak bu olacak.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sosyal Medyada Paylaş

Popüler Yazılar

Bunları da sevebilirsiniz
Bunları da sevebilirsiniz

Biz bir aile değiliz. İyi ki de değiliz.

"Biz bir aileyiz" cümlesi çoğu zaman iyi niyetle söylenir....

İyilik Yapmanın Esası: Bir Yol Temizliği Hikayesi

Bir çoğumuz, "hedef", "KPI" ve "başarı" hırsları arasında, çoğu...

Siyah-Beyaz düalizmi karşısında bilişsel esnekliğinizde kaç renk var?

Siyah-Beyaz netliği marifet gibi anlatılır ama kişiyi esneklikten uzaklaştırır....

Osmanlı Döneminde Ekim Uğursuz Ay

Osmanlı Maliyesinde Borç Yapılandırması ve Küresel Risk Yönetimi Analizi1875...