İş Dünyasında “Başarılı” Olmak mı,Yoksa “Değerli” Olmak mı?

Tarih

Profesyonel yaşamın gerektirdikleri, dikte ettirdikleri ve dayattıkları zaman zaman kişileri çaresiz bırakabilir mi? Evet, bırakabilir! Bu sebeple işi ağırdan almak, her “hıyar” diyene tuzluğu kapıp koşmamak gerekir.
Çok uzun yıllardır çalışma yaşamının içindeyim. Sıradan bir eleman gibi başladım, beyaz yakalı gibi çalıştım; beyaz yakalı olduğumda da amele gibi çalışmaktan geri durmadım. Profesyonel yaşamımda binden fazla uluslararası ve/veya uluslar üstü markaya, fatura ile neticelenen 13 binden fazla iş yaptım. Pek çok kişiye göre “başarılı”, hem de “çok başarılı” oldum; ama ne kadar “değerli” olduğum konusunda soru işaretleri ile baş başa kaldım.
O yılları tekrar yaşayabilseydim, seçimimi en baştan “başarı” yerine “değerli” olmaktan yana yapardım! Bugün bu değişimi var gücümle yaşamıma geçiriyorum. Başarılı olmayı geride bıraktım, değerli olmanın peşindeyim…
İş dünyası çoğu zaman ölçülebilir olanı ödüllendirir; ciro, adet, hız, görünürlük belli başlılarıdır. Bunun karşılığı da “başarı” olarak tanımlanır, maddi kriterler ile takdir edilir. Oysa insanın iç dünyası ölçülemez, arananlar da farklıdır: saygı, sınır, anlam, itibar gibi, terazide tartılamazlar. Bu iki alan ara ara yan yana gelse de her zaman örtüşmez.
Bu da ister istemez “başarı” ile “değerli” kavramları arasında, insan yaşamını etkileyecek türden bir gerilim yaratır. Başarı çoğu zaman sonuçtur, değer ise hem başkalarının gözünde hem kendi gözünde algıdır.
Bu algı her zaman ulaşılabiliyorsan, her işi kabul ediyorsan, hep fedakârlık yapan tarafsan ve kendini pazarlamak yerine sadece çalışıyorsan sistem seni “çok işe yarar” görür! Acıdır ki toplum o kişiyi “vazgeçilmez” görmeyebilir. İş dünyasında değer, biraz da kıtlıkla oluşur.
Ketum olmak önemli; kartlarını kapalı tutmayı öğren…
Ketum olmak önemli bir seçiciliktir ve aslında güç yönetiminin de ta kendisidir. Fazla şeffaflık günümüzde bazen zayıflık olarak algılanabilir. Duygularla karar vermek uzun vadede kesinlikle zarar getirir. Sadece uzun vadede değil orta ve hatta kısa vadelerde bile olumsuz izler bırakır. Her tartışmaya iyi niyetle girer ve ne pahasına olursa olsun yapıcı davranmayı seçersen, karşı taraf galip gelmeye davet etmiş olur ve doğal olarak kaybedebilirsin.
Kaba bir benzetme ile açık kitap gibi olma, gelen-giden sayfalarını karıştıramasın. Barındırdığın bilgilere sadece o kitabı satın alan erişebilsin!
Bilinmezlik, “korku” kadar “saygı” da yaratır. Karşındaki seni çözmeye çalışırken hiç farkına bile varmadan kendi açıklarını verir. Kontrolsüzce konuşmak mahremine kapı aralar. Sana da sabırla beklemek ve dikkatle gözlemek düşer.
Unutmayınız ki zaferler gecenin karanlığında kazanılır, kutlamaları ise aydınlıkta yapılır… Herkesin gözleri kapalıyken ya da uykudayken yapacaklarınla kazanır, herkesin gözleri açıkken de başarını ilan edersin.
Kimseye rengini belli etme, duygularınla değil aklınla karar ver!
Bu vektör ile bakıldığında; ketumiyet ile soğukluk, strateji ile manipülasyon, mesafe ile kibir arasındaki ince çizgiyi çok net görmek gerekir. Değerli olmak için her şeyi söylememek, kendinden taviz vermemek ve karakterini yitirmemek esastır.
Konu ne olursa olsun, kendini kanıtlamaya kalktığın an, yetersizliğini ortaya koymaya başlayacağını unutma! Güç, sakin olmayı gerektirir çünkü kişinin korkacağı bir şey yoktur.
Duygularınla karar vermeye başladığında, yönetimin başkalarının eline geçer. Öfke, heyecan veya korku gibi duygularını dikkatle bakan herkes okuyabilir. Hangi koşullarda öfkeleniyorsun, nelere sana heyecan veriyor, seni korkutan ne/ler olduğunu karşındaki açık seçik görür. Aklından ne geçtiğini ise sadece sen bilirsin…
Seni okuyamayanın seni yenmesi mümkün değildir.
Her zaman uygun olma yanılgısına düşme, ulaşılmaz olmayı dene!
Erişilebilirlik bir meziyet gibi pazarlanır, empati gibi pek çok “new age” anlayış ile desteklenir. Sonuç her zaman hüsrandır. Her zaman herkese açık olmak, her istendiğinde yardıma hazır olmak genelde pozitif bir tablo çizse de genelde değeri/ni düşürür. Çünkü insanlar zor bulunanı kıymetli kabul eder, sınırı olanı ciddiye alır, hayır diyebilen kişiye saygı duyar. Sınır koymak her zaman değer inşa eder.
Telefonu ilk çalışta açmak ya da sosyal medya paylaşımını o anda görüntülemek ya da beğenmek takdir edilecek bir davranış değildir! Burada “ağır ol, molla desinler” anlayışını devreye sokmak gerekir.
Tartışmalara fikir edinmek için değil, kazanmak için gir.
Bu iş dünyasında var olmanın sebeplerinden biri, belki de birincisi kazanmaktır. Burada sorulması gereken en önemli soru ise: Her kazandığın tartışma; sana değer mi kazandırıyor, yoksa sadece egonu mu tatmin ediyor? Haklı olmak her zaman güçlü olmak ile aynı anlama gelmez, nasıl ki sessiz kalmak kaybetmek anlamına gelmiyorsa!
Laf dalaşına girmek, karşındakini kendi seviyene çıkartmak (!) ya da seni onun seviyesine düşmek anlamına gelir ki her iki durum da istenen türden davranışlar ya da sonuçlar değildir! Seçeceğin sözcükler, metaforik açıdan “mermi” gibi olmalıdır. Hedefe ulaştığında sonuç getirmelidir. Cephane boşa tüketilmemeli; deyim yerindeyse karavana atılmamalıdır!
Çünkü gerçek güç, hangi savaşa girileceğini isabetli seçebilmekte yatar.
Belki de “Onca başarıya rağmen neden içimde değer eksikliği hissi var?” sorusunu sormak gerekir. Başarı dışarıdan ölçülür ve görülür. Değer ise kişinin içinde yatar ve hissedilir.
Bu bilgiler, profesyonellerin önüne bazı önemli noktaları koyar:
•Başkalarının işini büyüttün,
•Markalar kazandı,
•Projeler çoğaldı.
Peki bunları başarırken sen kendin için ne değer yarattın? Sen neredesin? Kendini bir “marka” olarak konumlandırabildin mi? Ortada üretilen bir başarı var ama değer mimarisinden bahsetmek mümkün değildir.
Değer yaratmak, tarih yazmak gibidir! Tıpkı satranç tahtasında hamleleri acele ve telaşla değil, usulca ve sessizce planlamak gibi… Tavlada olduğu gibi gürültü ve şamataya yer yoktur.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sosyal Medyada Paylaş

Popüler Yazılar

Bunları da sevebilirsiniz
Bunları da sevebilirsiniz

Ölçüm Paradoksu: Performansın İstatistiki Ölümü ve Stratejik Doğuşu

Geleneksel yönetim pratiklerinin kutsal kasesi sayılan "Ölçemediğini yönetemezsin" mottosu,...

Güvenlik Duygusu Sarsıldığında: Çocuklar, Kaygı ve Sessizleşen Zihinler

Bir trajedinin ardından psikolojik güvenlik ve safeguarding üzerineSon günlerde...

Müşteri Sadakati: Sayıların ÖtesindeBir Bağ Kurmak (Bölüm 1)

"Yeni birini kazanmak için harcadığınız enerji, elinizdekini korumak için...

Belirsizliklerin adı ne ara “yeni normal” oldu?

Hemen her alanda bir şeylerin netleşeceği beklentisi, günümüzün en...