Bir tarihte Türkler ile İnkaların kültürlerinin benzer olduğuna dair bir araştırma yazısı okumuştum. Hatta İnkaların kökenine dair iddialar bile ortaya atılmıştı.
İnkaları bilmem ama lamalar ile bir benzerliğimiz olabilir bence. Çünkü tükürmeyi tuhaf biçimde alışkanlık haline getirmiş bir toplumuz. Lamalar öfkelenince tükürür; bizim için ise gerekçe çok.
Nazar değmesin diye övgü niyetine tükürürüz mesela insanın suratına. Arpacık çıktıysa göze, hırsımızı alamadıysak feleğin çarkına tükürürüz.
İnsanlarımız görüş ayrılıklarında birbirine laf yetiştirirken dozu kaçırır; beğenmediğimiz sanat eserinin de içine tükürürüz.
Vapurda en uzağa kim tükürecek diye yarışır çocuklar. Olimpiyat şampiyonunun bizden çıkacağı neredeyse kesindir.
Yolda yürürken yere tükürmek ise en yaygın alışkanlıklarımızdan biri. Tüm mahalleyi inleterek, sanki bir marş edasıyla gürleriz bunu yaparken; bütün sokak duyar sesini.
Sanırım kendi yaşadığı çevreye, bastığı toprağa bu kadar hoyratça tüküren az bulunur dünyada. Tükürük hokkasına çevirdik koca sokakları.
“Ne Olacak Şimdi” adlı Yeşilçam klasiğinde Perran Kutman, Şener Şen’i yakalayınca çocuğuna demişti ya hani: “Tükür evladım şu babanın yüzüne!” diye… Örneği büyüklerimizden alıyoruz besbelli.
Aziz Nesin, Seyahatname adlı eserinde bu toplumsal manzaraları çok iyi anlatır. Karşıyaka’da yürürken balkondan çöp poşeti düşebilir önünüze. Bir ara sokakta serinleyin diye başınızdan aşağı çamaşır suyu dökülebilir. Her an bir çukura rastlayabilirsiniz yolda; yerdeki tükürük öbeklerine basmamak için sek sek oynarsınız.
Şehirlerimiz bu tip manzaralar konusunda ne yazık ki epey zengin. Turist rehberi arkadaşlarımdan, geziye gelen turistlerin sıkça şu soruyu sorduğunu duyarım: “Burada yere tükürmek ve çöp atmak bir gelenek mi?” Pek çok alanda olduğu gibi çevreye hoyratlık liginde de üst sıralarda olduğumuz bir gerçek.
Lafa gelince çevreye ve memlekete sevgide mangalda kül bırakmayız. Ancak iş uygulamaya gelince çifte standart hemen başlar. Başka coğrafyalarda yere atılan tek bir izmaritin cezasını titizlikle takip eden insanımız; kendi kıyısına, kordonuna geldiğinde çekirdek kabuklarından geçilmez hale getirmekte hiçbir beis görmez.
Hâlâ işin ciddiyetinin farkında değiliz. Yıllardır kirlettiğimiz doğa, artık dengesini kaybederek faturasını önümüze koyuyor. Ormanları yok ediyor, tabiatı tahrip ediyor, yaşadığımız alanların kıymetini bilmiyoruz. Üzerinde yaşadığımız toprağa bu denli duyarsız kalmak anlaşılır gibi değil. Pek yakında nefes alacak temiz bir köşe bile bulamayacağız bu gidişle.
Fazla söze ne hacet?
Kirlet çocuğum bu duyarsızlığa; doğanın suratımıza gerçeği çarpacağı günler pek yakın!
KİRLET ÇOCUĞUM SOKAĞINI
Tarih
