Kültürün parmak izinde sıkışan hayatlar

Tarih

İnsanoğlu doğduğu anda, kendi kararlarını verdiğini zannettiği bir hayata adım atar. Fakat aslında gerçekte olanın çok daha karmaşık olduğunu düşünüyorum. Zihnimize daha konuşmayı bilmeden önce yüklenen kültürel kodlar, davranışlarımızı, inançlarımızı, seçimlerimizi belirlemeye başlıyor. Bu kodların çoğu, farkında olmadan içselleştirdiğimiz bir “üst yazılım” gibidir. Ve işte bu yazılımın temel taşlarından biri, sosyolojide “Etnosantrizm” olarak geçen kavramdır.
Etnosantrizm, bireyin kendi kültürünü evrensel kabul ederek diğer kültürleri bu perspektiften yargılamasıdır. Yani bizler, doğduğumuz çevrenin değerlerini, “doğru olan” diye etiketleyerek hayata başlıyoruz. Ailemizden öğrendiğimiz ‘ayıp’, toplumdan gelen ‘doğru’, dinlediğimiz ‘şahsi doğrular’ bizi şekillendirir. Ancak çoğu zaman unuturuz: Bunlar evrensel değil, yerel ve kişiseldir. Yani bizim için doğru olan, başkası için geçerli olmayabilir.
İşte bu noktada davranışlarımızda bir sapma başlar. Bilinçdışı bir şekilde kendi kültür merkezimizi, evrenin merkezi sanarak yaşamaya başlarız. Bu da hem bireysel hem kolektif anlamda çatışmaların, dışlamaların ve zihinsel körlüklerin temelini atar.
Bu kavram ile ilk karşılaşmamda mevcut kültürümüzün etnosantrizm’i ne kadar derinden yaşadığını ve bireyin farkında olmadan bu etki ile bir ömür geçirdiğini hatta bu bireylerin sayısal olarak hiçte azımsanmayacak kadar fazla olduğunu düşündürdü bana. Durumu bazı örnekler üzerinden aydınlatmak isterim.
– Etnosantrik Tepki: İlişkilerde Sessizlik
Bir birey, bir tartışma sırasında sessiz kalmayı seçebilir. Kendi iç dünyasında bu davranışı “olgunluk” olarak etiketlemiş olabilir. Ancak partneri için bu sessizlik, “ilgisizlik” ya da “soğukluk” olarak algılanabilir. Buradaki çatışma, iki farklı kültürel kodun çarpışmasıdır. Biri “sessizlik erdemdir” derken, diğeri “duygular açıkça ifade edilmeli” der. Oysa ikisi de kendi etnosantrik haritalarının doğrularını yaşar.
– Kariyer Seçimi: Ailemiz Bizim Yerimize Seçti mi?
Türkiye’de birçok genç, ailesinin yönlendirmesiyle mühendislik, tıp veya öğretmenlik gibi alanlara yöneltilir. “Garanti meslek” söylemi, toplumun ekonomik kırılganlıklarından türeyen kolektif bir değerdir. Ancak bireyin ruhu başka bir yöne çağrıldığında, bu toplumsal yazılım büyük bir iç çatışmaya neden olur. Kendi haritan olmayan bir rotada yürümeye çalışmak, başarı hissini bile boş hale getirebilir.
– Acıdan Kaçış: Ayrılığı Ertelemek
Bir ilişki bitmiştir aslında, ama kişi ayrılığı erteler. Çünkü çevresinden duyduğu “ilişkiler hemen bitirilmez”, “aileye ayıp olur”, “yalnız kalınmaz” gibi cümleler, onun etnosantrik pusulasını sabitlemiştir. Acıdan kaçmak yerine o acıyla kalmak, içgörü kazanmak ve o acıdan yeni bir ben doğurmak mümkündür. Ama bunun için önce pusulanın gerçekten kişiye ait olup olmadığının anlaşılması gerekir.
İnsan, doğası gereği acıdan kaçmak ve hazza yönelmek ister. Fakat neyin acı, neyin haz olduğu bile, çoğu zaman etnosantrik değerlerle belirlenmiştir. Örneğin; bir toplumda suskunluk erdemdir, diğerinde ise zayıflıktır. Bir yerde aşk acısı kutsanırken, başka bir yerde gereksiz zayıflık sayılır. Burada kendimize sormamız gereken soru – “Bu acıdan neden kaçıyorum? Bu hazza neden yöneliyorum?”
Cevap büyük ihtimalle, durumun sandığımız kadar özümüze ait temellere dayanmadığı olacaktır. Etnosantrik filtrelerin, bize neyin “doğru zevk” ya da “kaçınılması gereken acı” olduğunu çoktan fısıldamıştır.
Her insan, bir zihin haritasıyla dolaşır. Bu harita, yolculuğunun yönünü belirler. Ancak çoğumuz, bu haritanın çizildiği kalemi hiç sorgulamayız. Halbuki haritayı çizen, büyük oranda etnosantrik değerlerdir: Yetiştiğimiz çevre, gördüğümüz ilişkiler, izlediğimiz diziler ve dinlediğimiz nasihatler…
Ve sonra bir bakarız, hayatta bazı yolları kendi adımıza seçmemişiz bile; onlar bizim adımıza çoktan seçilmiş. Bazen bir ilişkiyi bitirmekten korkarız çünkü “ayıp olur”. Bazen bir kariyer yoluna adım atamayız çünkü “bizden biri yapmaz öyle şey”. Bu seslerin sahibi kim?
Zihin haritamız değişebilir. Bu, iyi haber. Etnosantrik kalıplar, sabit kodlar değildir. Onları fark etmek, dönüştürmenin ilk adımıdır. Kendimize şunu sorarak başlayabiliriz:
“Bu seçim gerçekten bana mı ait, yoksa bana öğretilen bir yoldan mı geçiyorum?”
Her birey, kendi zihinsel sınırlarını gözlemleyerek ve sorgulayarak bir “içsel devrim” başlatabilir. Bu devrim, başkalarının acısını küçümsemekten vazgeçmeyi, kendi hazlarını sorgulamayı ve “ben kimim?” sorusuna samimi cevaplar bulmayı gerektirir.
Etnosantrizm, görünmez bir pusuladır. Ama bu pusulayı fark ettiğimizde, kendi içimizde yeni bir yön doğar. Artık haritayı kendi adımıza çizebiliriz. Zevke giderken gerçekten mutlu muyuz, acıdan kaçarken kendimizden mi kaçıyoruz? Bunları dürüstçe sorduğumuzda, belki de ilk kez kendi hayatımızın mimarı olabilmek adına ciddi bir adım atabiliriz.
Etnosantrite’yi sadece bir sosyoloji terimi gibi görmek eksik olur. Bu, bireyin kendi zihinsel rotasında tekrar eden bir oto-pilot sistemidir. İlişkilerimizi, kariyerimizi, korkularımızı ve seçimlerimizi doğrudan etkiler. Kendi değer setimiz dışındaki her şeyi reddetmeye veya tehdit gibi görmeye başladığımızda, hayatın sunduğu birçok deneyimi baştan kaybetmiş oluruz.
Bu zihinsel filtre, çoğu zaman fark edilmeden işler. Çünkü bize öğretilmiş, normalleştirilmiş, hatta ödüllendirilmiş bir bakış açısına sahiptir. Ancak farkındalık olmadan gelişim olmaz.
Bu haritayı tamamen yok etmek mümkün değil, ama haritayı yeniden çizmek mümkün. Bunun için üç adım önemli:

  1. Fark Et: Düşüncelerinin ne kadarı gerçekten sana ait?
  2. Sorgula: Bu inanç ne zaman, kim tarafından yerleştirildi?
  3. Genişlet: Başka kültürleri, fikirleri, deneyimleri gözlemle ve zihinsel esnekliğini artır.
    Son Soru:
    Bugünden baktığında, 5 yıl sonraki senin yaşamasını istediğin hayat için bugün sana ait olmayan hangi kalıpların fark edilmesi gerek?

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sosyal Medyada Paylaş

Popüler Yazılar

Bunları da sevebilirsiniz
Bunları da sevebilirsiniz

Ölçüm Paradoksu: Performansın İstatistiki Ölümü ve Stratejik Doğuşu

Geleneksel yönetim pratiklerinin kutsal kasesi sayılan "Ölçemediğini yönetemezsin" mottosu,...

Güvenlik Duygusu Sarsıldığında: Çocuklar, Kaygı ve Sessizleşen Zihinler

Bir trajedinin ardından psikolojik güvenlik ve safeguarding üzerineSon günlerde...

Müşteri Sadakati: Sayıların ÖtesindeBir Bağ Kurmak (Bölüm 1)

"Yeni birini kazanmak için harcadığınız enerji, elinizdekini korumak için...

Belirsizliklerin adı ne ara “yeni normal” oldu?

Hemen her alanda bir şeylerin netleşeceği beklentisi, günümüzün en...