Player Coach Sarmalı

Tarih

Aslında bu ifade spor dünyasında kaynağını bulmaktadır. Bir dönem spor dünyasında hem antrenör olup, hem de sahada oyunculuk görevini üstlenen figürler vardı. 1960’ların sonunda Boston Celtics kadrosunda oyuncu olan Bill Russell aynı zamanda takımın baş antrenörüydü. Yine bir başka örnek ise Kenny Dalglish’dir. Dalglish bir dönem Liverpool FC takımında hem oyuncu olarak sahada, hem de kulübede yer almıştır. Böyle bir rolü üstlenmek hem sahada takımın performansına fiziksel katkı yapmak hem de takımın stratejik ve psikolojik liderliğini birlikte üstlenmeyi gerektirir.
Böyle bir modelin bazı teknik faydaları olsa da, uzun vadede bir sarmala dönüşür ve ortaya önemli sorunlar çıkar. Çift yönlü ve çoğu zaman birbiri ile çatışan sorumluluk alanı içerisinde aynı kişinin bulunması otorite ve samimiyet, strateji ve operasyon, kollektif çıkarlar ve bireysel hedefler, liderlik ve performans arasında bulunması gerekli çizgilerin esnemesine sebebiyet verir.
İlk akla gelebilecek takımın stratejik hamle gücünün zayıflamasıdır. Çünkü sahada performans göstermekle meşgul olan bir lider, dışarıdan geniş gözlem kabiliyetini kaybeder. Fiziksel ve psikolojik enerjisinin büyük bir kısmını sahada gösterdiği performans üzerinde yoğunlaştıran lider, stratejik hamlelerde yetersiz kalabilir. Kritik noktalarda alınacak kararların gecikmesine sebebiyet verebilir.
Player coach sarmalının diğer bir boyutu psikolojiktir. İki farklı motivasyonu birlikte sürdürmek zorunda olan kişi sürekli olarak rol değişimi yaşar. Empati ve sempati alanları arasında ciddi kırılmalar yaşanabilir. Bir taraftan otorite figürü olması gereken kişinin aynı zamanda takım arkadaşı olması kendi üzerindeki psikolojik yükü arttırabileceği gibi, başarıyı olumsuz etkileyebilecek hiyerarşik alan geçişlerine sebebiyet verebilir. En büyük tehlikelerden biri bu kişinin sahada kendi gösterdiği fiziksel performans üzerinden kafasındaki genel beklentiyi sınırlandırması ve liderlik performansının bu beklenti üzerinde limitlenmesidir.
Bu sarmal kimi zaman günlük yaşamda da kendisini göstermektedir. Örneğin çocukları ile arkadaş olma sınırını zorlayan ebeveynler de bu sarmala girerler. Arkadaş olma çabası içerisine giren lider pozisyondaki ebeveynler bu kez ebeveyn olma otoritesini kaybetmeye başlarlar. Bazen bu çaba öyle gereksiz bir noktaya gider ki, anne ve baba çocuğu ile son derece hatalı, çocuğun mental, ahlaki ve kişiliksel gelişimine derin darbeler vurabilecek türden bir iletişim kurarlar. Oysa ebeveynlerin ebeveyn olma pozisyonlarını kaybetmeden doğru bir iletişim modellemesi belirlemeleri gerekmektedir. Bir ebeveynin, bir ebeveyn olarak çocuğu ile daha empatik bir iletişim içerisinde olmayı tercih etmesi bir otorite modellemesidir, ancak bunun için çocuk ile arkadaş olunmasına gerek yoktur. Olması gereken sadece karşılıklı güven odaklı ve dengeli bir iletişim kurgusudur. Ebeveyn burada ebeveyn olma otoritesini ve pozisyonunu kaybetmemelidir.
Player-coach sarmalının en belirgin örneklerine ise iş dünyasında şahit oluruz. Bu sarmalın temelinde rol çatışması bulunur. Bir çalışan olarak görevleri yerine getirmek somut çıktılar üretmeyi gerektirirken, bir lider olarak görev yapmak daha çok rehberlik, planlama ve koordinasyon anlamına gelir. Örneğin, bir birimin lideri hem operasyonel işleri yapmak hem de ekip üyelerinin performansını ölçmek zorunda olabilir. Operasyonel işlerle uğraşırken daha üretken olsa, ekibin liderlik ihtiyaçları gözden kaçırabilir. Tersine, sürekli ekip yönetimine odaklanırsa bireysel üretkenliği düşebilir. Burada güçlü bir kişilik şarttır, yoksa lider bu iki rol arasında yıpranmaya başlar.
Bu sarmalın görüldüğü bir başka örnek örgütlerde CEO’larda yaşanır. Örneğin şirketin satış veya üretim rolünü üstlenen bir CEO, satış ekibi veya üretim ekibi ile, hatta müşteriler ile empatik bağını güçlendirir ve zorlayıcı bir figür olmaktan uzaklaşır. Bunun yanı sıra operasyonel süreçler ile boğulan CEO, şirketin stratejik alanından uzaklaşır ve önemli ve zamanında alınması gerekli kararları geciktirir.
Player coach bir lider için zamanı etkin yönetme konusunda da önemli riskleri barındırır. Operasyonel işler dar alanda derin konsantrasyon içeren işlerdir. Stratejik ve liderlik alanında ise dağınık dikkat gereklidir. Sürekli bölünürsünüz, aynı anda odanıza br kaç kişi girer ve soru sorar., hızlı kararlar almanız beklenir. Bu durum hem stresli bir süreçtir, hem de bu iki rol alanı arasında geçişlerde zaman planlamasının çok iyi yapılması gerekir. Aksi halde kişi üzerinde yetişememe ve yetersiz kalma duyguları gelişir.
Bir diğer önemli boyut ise psikolojik mesafedir. Player-coach olan kişi, ekip üyeleriyle yakın çalışırken aynı zamanda onların performansını değerlendiren kişidir. Bu durum ekip içinde belirsizlik yaratabilir. Ekip üyeleri, liderlerinin kendilerini bir meslektaş mı yoksa bir yönetici mi olarak gördüğünü anlamakta zorlanabilir. Aynı şekilde player-coach da ekip içindeki arkadaşlık ilişkileri ile yönetim sorumluluğu arasında denge kurmakta zorlanabilir. Bu durum, geri bildirim vermeyi ve zor kararlar almayı daha karmaşık hâle getirir.
Player coach rolünün dengeli bir model üzerinden ilerlemesi halinde avantajlarından da bahsedilebilir. Sahaya veya operasyona yakın bir lider, daha doğru ve gerçek verilere direkt olarak kaynağında şahitlik eder ve bu veriler üzerinden daha efektif ve gerçekçi kararlar oluşturabilir. Bu da liderlik pozisyonunun güçlenmesine neden olur ve ekibin lidere olan güveni artar.
Sonuç olarak iş hayatında player-coach sarmalı, modern organizasyonların sık karşılaştığı bir durumdur. Bu rol, doğru yönetildiğinde güçlü bir liderlik modeli yaratabilir; ancak yanlış yönetildiğinde tükenmişlik, verimlilik kaybı ve ekip sorunlarına yol açabilir. En büyük risk ise liderlerin günlük operasyonel işlerde boğulması, stratejik alandan uzaklaşması ve şirketin stratejik kararlarının zamanında alınamamasıdır. Bu rolü çok dengeli bir biçimde işletmek, sürdürülebilir bir başarı sağlar, ancak bu rolde operasyonel performans ile stratejik liderlik alanları arasındaki denge iyi sağlanamaz ise bu durum da önemli kayıpları doğurur.
Hayat da böyle değil mi? Gündelik hayatımızda da üstlendiğimiz birçok rol var. Bu roller arasındaki dengeleri iyi kuramadığımızda, net ve belirgin çizgiler oluşturamadığımızda dağılmıyor muyuz?

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sosyal Medyada Paylaş

Popüler Yazılar

Bunları da sevebilirsiniz
Bunları da sevebilirsiniz

Ölçüm Paradoksu: Performansın İstatistiki Ölümü ve Stratejik Doğuşu

Geleneksel yönetim pratiklerinin kutsal kasesi sayılan "Ölçemediğini yönetemezsin" mottosu,...

Güvenlik Duygusu Sarsıldığında: Çocuklar, Kaygı ve Sessizleşen Zihinler

Bir trajedinin ardından psikolojik güvenlik ve safeguarding üzerineSon günlerde...

Müşteri Sadakati: Sayıların ÖtesindeBir Bağ Kurmak (Bölüm 1)

"Yeni birini kazanmak için harcadığınız enerji, elinizdekini korumak için...

Belirsizliklerin adı ne ara “yeni normal” oldu?

Hemen her alanda bir şeylerin netleşeceği beklentisi, günümüzün en...