İnsan kaynakları danışmanı olarak uzun süredir şirketlerin içine girip çıkıyorum. Son beş yıldır ise en çok duyduğum cümle şu: “Bu gençleri anlamıyoruz.” Masa başına geçip Z kuşağı hakkında analiz yazmak kolay, ama gerçek hikaye toplantı odalarında, ofis koridorlarında ve en çok da çıkış görüşmelerinde yaşanıyor.
Geçen ay bir tarım şirketinin CEO’su olan arkadaşım beni aradı. Yeni işe aldıkları beş gencin üçü ilk altı ayda istifa etmişti. Adam gerçekten anlamamıştı. “Her şeyi veriyoruz” dedi. “Oyun odası, ücretsiz yemek, esnek saatler. Daha ne istiyorlar?” Gülümseyerek sordum: “Onlara sordunuz mu?” Sormamıştı tabii. Çünkü şirketler hala çalışanlara vermek istediklerini veriyorlar, çalışanların istediklerini değil.
İşin gerçeği şu: Z kuşağı ilk kez patronlara “hayır” diyebilen nesil. Ekonomik krizler, pandemi, iklim krizi derken “istikrar” kavramının bir illüzyon olduğunu çok erken öğrendiler. Dolayısıyla kendilerini mutsuz eden bir işe tutunmanın mantığı yok onlar için. Biz X kuşağı olarak “İş buldum, şükür” derken, onlar “Bu iş beni mutlu etmiyor, değişsem mi?” diye düşünüyor. Ve sosyal medya sayesinde başka seçenekleri bir tık uzakta.
Bir danışmanlık projesinde insan kaynakları müdürüyle konuşuyorduk. Genç bir çalışan mesai saatinde terapist randevusu için izin istemişti. Müdür bunu “profesyonellik eksikliği” olarak görmüştü. Açıkladım: Z kuşağı için mental sağlık, diş randevusu kadar normal. Utanılacak bir şey değil, ertelenmesi gereken bir şey de değil. Şirketiniz bunu anlamıyorsa, çalışanlarınızı bir rakibinize yolluyorsunuz demektir.
Bir başka şirkette yönetim kurulu “sadakat” sorununu tartışıyordu. Gençlerin bir yıl içinde iş değiştirmesini anlayamıyorlardı. Ben de sordum: “Peki siz çalışanlarınıza ne kadar sadıksınız?” Sessizlik. Çünkü aynı şirket altı ay önce performans değerlendirmesinde “mükemmel” alan bir çalışanı, bütçe kesintisi yapınca çıkarmıştı. Z kuşağı bunu unutmuyor. Onlar için sadakat karşılıklı bir anlaşma, tek taraflı bir yükümlülük değil.
Maaş konuşmaları artık eskisi gibi gizli değil. Bir şirkette coaching seansındayken genç bir mühendis, aynı pozisyondaki arkadaşından yüzde otuz daha az maaş aldığını öğrendiğini söyledi. Nasıl öğrenmiş? Arkadaşıyla kahve içerken konuşmuşlar. İnsan kaynakları müdürü paniklemişti: “Maaşlar gizlidir, konuşamazlar.” Ama konuşuyorlar işte. Ve sadece kendi aralarında değil, sosyal medyada da konuşuyorlar. Şeffaflık çağında gizlilik politikası yürümüyor.
Ofise dönüş tartışmaları da ilginç. Bir finans kuruluşu “herkes tam zamanlı ofise dönecek” kararı aldı. İki ay içinde en iyi yeteneklerin yarısı istifa etti. Yönetim şok olmuştu. Ben şok olmadım. Çünkü bu gençler pandemi boyunca evden aynı işi yaptılar, aynı verimliliği gösterdiler. Şimdi onlara “güvenin için ofiste olman lazım” demenin mantığını anlamıyorlar. Ve haklılar da.
Ama sadece şikayet eden gençler de değiller. Bir girişimde çalışan bir Z kuşağı danışanım vardı. Kendisine proje sahipliği verildiğinde nasıl motivasyonu arttı, görmeliydiniz. Sadece iş yapmıyordu, şirketi sahipleniyordu. Çünkü fikirleri dinleniyordu, hataları hoş görülüyordu, büyümesi destekleniyordu. Formül bu kadar basit aslında: İnsanlara güvenin, onları dinleyin, büyümelerine alan açın.
Liderlik anlayışı da değişti. Eskiden patronlar otoriter olurdu, kimse ses çıkarmazdı. Şimdi genç bir çalışan yöneticisine “Bu karar mantıklı değil, çünkü…” diyebiliyor. Bazı yöneticiler bunu “saygısızlık” olarak algılıyor. Ama bu saygısızlık değil, şeffaflık. Z kuşağı hiyerarşiye saygı duyar, ama kör itaat etmez. Otoriteyi sorgularlar, ve bu sağlıklı bir şey.
Kurumsal dil meselesi de var. Bir workshop verirken bir yönetici “bandwidth” kelimesini kullandı. Genç çalışanlar birbirlerine baktı, gülümsedi. Sonra biri “Yani vaktimiz yok mu demek istiyorsunuz?” diye sordu. Evet, basit ve açık iletişim bu kadar önemli. Z kuşağı jargondan hoşlanmıyor çünkü jargon çoğunlukla gerçeği gizlemek için kullanılıyor.
Kariyer planlaması da artık doğrusal değil. Bir danışanım üç yıl içinde grafik tasarımcılıktan içerik yöneticiliğine, oradan da dijital pazarlama departmanına geçti. İnsan kaynakları “kararsız” dedi. Ben “meraklı ve adapte olabilen” dedim. Çünkü gelecekte ihtiyacımız olan beceri tam da bu: Değişime ayak uydurabilme, farklı alanlarda çalışabilme, sürekli öğrenme. Z kuşağı bunu içgüdüsel yapıyor.
Şirketlere tavsiyem her zaman aynı: Gençleri değiştirmeye çalışmayın, onları anlamaya çalışın. Bir şirket “Gençler çalışmayı bilmiyor” dediğinde, ben “Belki sizin iş modeliniz eskimiştir” derim. Değerlerinizin arkasında durun ama sözde değil, eylemde. “Çalışan odaklıyız” derken çalışan önerilerini dinlemeyen şirketleri çok gördüm. Z kuşağı bu ikiyüzlülüğü hemen fark ediyor.
Son olarak şunu söyleyeyim: Z kuşağı zorlaştırmıyor işleri, sadece artık tahammül edilemez olanı tolere etmiyorlar. Toksik yöneticiler, adaletsiz maaşlar, anlamsız toplantılar, sahte kurumsal değerler… Bunları biz de sevmiyorduk aslında, sadece sesimizi çıkarmıyorduk. Onlar çıkarıyor. Ve bu sayede iş dünyası daha iyi bir yere gidiyor. Yavaş, ağrılı bir şekilde belki, ama gidiyor işte.
Yeni Nesil Şirketleri Sallıyor
Tarih
