Koltuğu Bırakıp Yürüyün. Gelen Var mı?

Tarih

2019’da büyük bir sanayi grubunda ilginç bir şey oldu. Daha doğrusu olmak zorunda kaldı.
Grubun en parlak genel müdür yardımcılarından biri – ona “Murat” diyelim – kalp krizi geçirdi. 48 yaşında. Üç stent. Doktor dedi ki: “Üç ay yürüyüş dışında hiçbir şey yapmayacaksın. Stres yasak, toplantı yasak, telefon bile yasak.”
Murat üç ay sonra döndüğünde şirket batmamıştı. Bütçe tutmuştu. Satışlar devam etmişti. Kimse onun yokluğunu ölüm-kalım meselesi yapmamıştı.
Ama Murat başka bir şey fark etti. Ve bu, stentlerden daha çok acıttı canını.
Kimse onu özlememişti.
Toplantı odasına girdiğinde alkışlanmadı. Koridorda önü iliklenmedi. Asistanı bile “Hoş geldiniz” derken gözünü ekrandan ayırmadı. Çünkü sistem onsuz da dönüyordu. Korku onsuz da işliyordu.
Murat o gün anladı: O üç ay boyunca koltuk oradaydı. Ama arkasından yürüyen kimse yoktu.
Size rahatsız edici bir şey söyleyeyim mi?
Çoğunuz lidersiniz sanıyorsunuz. Değilsiniz. Sadece unvanınız var.
Makam Sahibi Olmakla Lider Olmak Arasındaki O Kirli Fark
Ben 25 yıl kurumsal hayatın içinde geçirdim. Onlarca tesiste, onlarca yönetim katında bulundum. Size bir sır vereyim: O deri koltuklar, o köşe ofisler, o kapı tabelaları var ya? Hepsi birer protez.
Koltuğu çekin altından, çoğu yöneticinin altından sadece boşluk çıkar.
Çünkü biz liderliği hâlâ otopark yeri sanıyoruz. En önde park eden, en büyük arabaya binen, en yüksek katta oturan liderdir. Kartvizitte ne yazıyorsa o kişisindir.
Değil.
Liderlik bir pozisyon değildir. Bir harekettir. Daha doğrusu bir yürüme biçimidir.
Eski bir söz vardır, kimin söylediği belli değil ama kimin unuttuğu belli: “Makamınızı arkanızda bırakıp yürüyün. Arkadan gelen varsa, siz lidersiniz.”
Bir daha okuyun.
Makamı arkanızda bırakıp. Yani unvanı, imzayı, bordroyu, performans notunu, işten atma yetkisini masada bırakıp. Korkuyu denklemden çıkarıp. İnsanlar işini kaybetmekten korktuğu için değil, sizinle yürümek istediği için geliyorsa…
İşte o zaman lidersiniz.
Takipçi Sayınız Değil, Gönüllü Yolcunuz Kaç?
Şimdi o ilham verici sosyal medya gönderilerini hatırlayalım. Gündoğumu fotoğrafı üstünde “Liderler ilham verir” yazanları. Paylaşan kişinin profiline bakın: “Vizyoner Lider | Konuşmacı | Kültür Mimarı”.
Şimdi aynı kişinin şirketine bakın. Son iki yılda kaç kişi istifa etti? Çalışan bağlılığı anketinde “yöneticime güvenirim” sorusuna kaç puan çıktı? Küresel araştırmalara bakın, rakamları bir daha okuyun: Dünya genelinde çalışanların sadece beşte biri işine gerçekten bağlı. Bizde bu oran bazı araştırmalarda tek haneye düşüyor. Yöneticisine güvenenlerin oranı mı? Sormayın, moraliniz bozulur.
Neden? Çünkü insanlar yöneticilerinden ayrılıyor, şirketlerinden değil. Bu cümleyi bin kere duydunuz. Peki hiç sordunuz mu: Neden hâlâ o koltukta oturuyorsunuz?
Cevap mimaride gizli. Biz liderliği piramidin tepesi sandık. Yukarı çıktıkça yalnızlaşmayı normal sandık. “Yalnızlık liderin kaderidir” diye kendimizi avutuyoruz. Ne zarif bir kandırmaca.
Yalnızlık liderin kaderi değildir. Egonun cezasıdır.
Doğaya bakın. Ağaçlar sadece yukarı büyümez. Köklerini yanlara yayar. Kurt sürüsünde lider en önde koşmaz, en arkada yürür. Yaşlıları, hastaları kollar. Sürüyü arkadan iter. Çünkü bilir: Önden koşmak cesaret değil, arkayı kaybetmek korkaklıktır.
Peki siz nerede yürüyorsunuz?
Sabah toplantıya girdiğinizde herkes susuyorsa, bu saygıdan değil, korkudandır. Fikriniz alkışlanıyorsa, bu doğru olduğunuzdan değil, maaş bordrosunu imzaladığınızdandır. Siz odadan çıkınca arkanızdan konuşuluyorsa, siz lider değilsiniz. Sadece mesai saatleri içinde katlanılan birisiniz.
Acı mı geldi? İyi. Gerçekler genelde acıtır.
Üç Aylık Murat Testi
Size bir test önereyim. Adına Murat Testi diyelim.
Yarın sabah istifa etseniz, ya da üç ay izne çıksanız:
Ekibinizden kaç kişi sizi gerçekten arar? İş için değil, halinizi sormak için.
Kaç kişi sizinle başka bir şirkete gelmeye gönüllü olur? Maaş artışı olmadan.
Siz yokken ekibiniz daha mı mutlu, daha mı mutsuz olur? Dürüst cevap verin.
Eğer bu üç soruya verdiğiniz cevap sizi terlettiyse, geçmiş olsun. Siz yöneticiydiniz, lider değildiniz. Koltuk sizdiniz, siz koltuk değildiniz.
Şirketlere de seslenmek istiyorum. Çalışanlarınıza merdiven değil, pusula verin. Terfi sisteminiz hâlâ “en çok itaat edeni yukarı çıkar” diye çalışıyorsa, siz lider yetiştirmiyorsunuz. Koltuk bekçisi üretiyorsunuz. O bekçiler de ilk krizde koltuğu kaptırmamak için etrafındaki her parlak fikri boğuyor. Sonra da “neden inovasyon yok” diye ağlıyorsunuz.
Bakın, iki zıt hikâyeyi hatırlayın. Birinde, dünyaca ünlü bir içecek grubunun tepe yöneticisi, kendisine verilen kattaki özel asansör kartını iade edip çalışanların arasına, bölmesiz bir masaya oturuyor. “Kurumun nabzını tutamazsam etkili olamam” diyor. Koltuğu bırakıyor. Ve insanlar arkasından yürüyor.
Diğerinde, bir zamanlar teknolojisine hükmeden dev bir üretici, koltuğuna yapışıyor. “Milyonlarca müşterimiz yanılıyor olamaz” kibrine kapılıyor. Koltuk kalıyor. Şirket gidiyor.
Hangisi olacaksınız?
Şimdi Ayağa Kalkın ve Yürüyün
Bu yazıyı bitirirken size bir ödevim var. Haftaya Pazartesi, o deri koltuğunuzdan kalkın. Unvanınızı toplantı odasının dışında bırakın. Asistanınızı, sekreterinizi, makam aracınızı bir günlüğüne unutun. Yemekhanede çay kuyruğuna girin. Sahada vardiya amirinin adını öğrenin. Genç bir uzmana şunu sorun: “Benden korkmadan bana bir gerçeği söyler misin?”
Sonra arkanıza bakın.
Gelen var mı?
Eğer kimse gelmiyorsa, üzülmeyin. Bu bir son değil, bir başlangıç. Çünkü liderlik, koltuğa oturduğunuz gün başlamaz. Koltuktan kalkıp yürümeye cesaret ettiğiniz gün başlar.
Araçları değiştirdik. Yeni teknolojileri getirdik. Panoları kurduk. Şimdi sıra en zor olanda: Egoyu masada bırakmakta.
Yarını yönetmek için önce koltuğu boşaltmak lazım.
Ve unutmayın: Koltuklar eskir. Unvanlar değişir. Organizasyon şemaları her yeniden yapılanmada çöpe gider.
Ama arkanızda yürüyen insanlar kalır.
Sahi, siz yürümeye başladığınızda arkanızda kim olacak?

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sosyal Medyada Paylaş

Popüler Yazılar

Bunları da sevebilirsiniz
Bunları da sevebilirsiniz

Biz bir aile değiliz. İyi ki de değiliz.

"Biz bir aileyiz" cümlesi çoğu zaman iyi niyetle söylenir....

Geleceğin CEO’su Hangi Çocuktu?

Bir sınıfa girdiğimizi düşünelim. Otuz çocuk var. Biri her...

İyilik Yapmanın Esası: Bir Yol Temizliği Hikayesi

Bir çoğumuz, "hedef", "KPI" ve "başarı" hırsları arasında, çoğu...

Siyah-Beyaz düalizmi karşısında bilişsel esnekliğinizde kaç renk var?

Siyah-Beyaz netliği marifet gibi anlatılır ama kişiyi esneklikten uzaklaştırır....