Ayşe, salı sabahı alarmı duymadı. Çünkü zaten uyumamıştı.
Gözleri tavana dikili, kafasında yarınki sunum dönüyordu. Saat 05:47. Yataktan kalktı, aynaya baktı. Tanıyamadı. 33 yaşında bir kadın, 50 yaşının yorgunluğunu taşıyordu. Bedeninde bir ağrı yoktu. Ama içinde bir şey çoktan kırılmıştı.
Duş aldı. Kahvesini yaptı. Arabaya bindi. Şirketin otoparkına girdiğinde elleri titredi.
Neden?
Kimse ona bağırmıyordu. Maaşı yatıyordu. Masası pencere kenarındaydı. Patronu “fena değildi.” Ama Ayşe her sabah o kapıdan girerken, kendinden bir parça daha bırakıyordu eşikte.
Bunu okuyan sen… Belki Ayşe’yi tanıdın. Belki Ayşe sensin.
Kurumsal dünya bedeninizi koruyor gibi yapıyor. Ergonomik sandalyeler, özel sağlık sigortaları, spor salonu üyelikleri. Hepsini veriyor. Ama zihinsel olarak? Sizi saat 23:00’te gelen bir e-posta ile uyandırıyor. “Acil” yazan ama aslında acil olmayan mesajlarla kalbinizi hızlandırıyor. Pazar akşamı midenizde oluşan o düğümü normalleştiriyor.
Siz buna “iş hayatı böyledir” diyorsunuz.
Hayır. Böyle olmak zorunda değil.
Dünya Sağlık Örgütü 2024’te tükenmişliği resmen bir “mesleki sendrom” olarak sınıflandırdı. Türkiye’deki çalışanların %67’si kronik stres belirtileri gösteriyor. Ama kaçı bunu dile getiriyor? Kaçının cesareti var “ben tükendim” demeye?
Mert, 8 yıldır aynı şirkette çalışıyordu. Terfi aldı, prim aldı, takdir maili aldı. Sosyal medya profilinde her şey muhteşemdi. Gerçekte? Her gün öğle arasında arabasına gidip 10 dakika sessizce oturuyordu. Bazen ağlıyordu. Neden ağladığını kendisi de bilmiyordu.
Bir gün İK’dan gelen “çalışan memnuniyet anketi”ni doldururken durdu.
“İşinizden memnun musunuz?”
5 üzerinden 4 verdi.
Çünkü 3 verse birisi fark ederdi. Fark ederlerse konuşmak zorunda kalırdı. Konuşursa “zayıf” görünürdü. Zayıf görünürse bir sonraki yapılanmada ilk gidecek isim o olurdu.
İşte kurumsal yorgunluğun en acımasız tarafı bu: acı çekiyorsun ama acı çektiğini söyleyemiyorsun.
Şirketler “aile” metaforunu çok seviyor. Ama hangi aile, üyesini yıllık performans değerlendirmesiyle puanlar? Hangi aile, üyesini “yetersiz” diye bir odaya çağırıp 15 dakikada hayatını değiştirir? Hangi aile, üyesi hastalandığında “yerine bakacağız” der?
Kurumsal aile bir illüzyondur. Ve bu illüzyona inanan çalışan, gerçek ailesini kaybeder. Akşam yemeğinde çocuğunun gözlerinin içine bakamaz. Çünkü kafası hâlâ o hesap tablosundadır. Eşiyle konuşamaz. Çünkü enerjisi tükenmiştir. Annesi aradığında “iyiyim” der. Çünkü anlatacak gücü kalmamıştır.
Kimsenin konuşmadığı gerçek şu: kurumsal yorgunluk kas ağrısı değil. Bel fıtığı değil. Göz kuruluğu değil.
Kurumsal yorgunluk; sevdiğin işten nefret etmeye başlamaktır. Pazartesi sabahı bir cenaze törenine gider gibi hazırlanmaktır. Başarıyı kutlayamamaktır çünkü bir sonraki hedef çoktan önüne konmuştur. “Anlam” kelimesini duymaktan irkilmektir. Hissizleşmektir. Ne mutlu, ne üzgün. Sadece… boş.
Ayşe bunu yaşadı. Mert bunu yaşadı. Ve şu an bu satırları okuyan binlerce kişi bunu yaşıyor.
Ayşe bir perşembe günü toplantıdan çıktı. Masasına oturdu. Bilgisayarını kapattı. Yöneticisinin odasına girdi.
“Bir ay ücretsiz izin istiyorum” dedi.
Yöneticisi şaşkınlıkla baktı: “Ama çeyrek kapanışı var.”
Ayşe gülümsedi. İlk kez gerçek bir gülümsemeydi.
“Çeyrek kapanışı hep olacak. Ama ben tükenirsem, bir daha açılışım olmayacak.”
O bir ay boyunca Ayşe ne yaptı biliyor musunuz? Hiçbir şey. Uyudu. Yürüdü. Kitap okudu. Annesini ziyaret etti. Çocuğuyla parkta oynadı. Kendini hatırladı.
Döndüğünde aynı Ayşe değildi. Aynı masaya oturdu ama farklı sınırlarla. “Hayır” demeyi öğrenmişti. Saat 18:00’den sonra telefonu kapatıyordu. Ve en önemlisi: kendini bir pozisyonla, bir unvanla, bir performans puanıyla tanımlamayı bırakmıştı.
Bu yazıyı okuyan her kurumsal çalışana sesleniyorum:
Yorgunluğunuz gerçek. Hissettiğiniz o ağırlık gerçek. Ve bunu dile getirmek zayıflık değil, belki de yapacağınız en cesur şey.
Şirketiniz sizi değerli buluyorsa, tükenmenize izin vermez. Tükenmenizi izliyorsa, o şirket sizi değerli bulmuyordur.
Bir çeyrek kapanışı gelir geçer.
Ama siz tükenirseniz, yerinize konacak bir “kaynak” değilsiniz. Siz bir insansınız. Ve insanlar kırıldığında, hesap tablosundaki gibi kolay onarılmaz.
Kurumsal yorgunluğun gerçek yüzü:Bedeni değil, ruhu çürüten sessiz salgın
Tarih
