İnsanlığın aç gözlülüğü sebebi ile sürekli tüketilen kaynaklara son eklenen halka Yapay Zeka oldu, olmak üzere. Antroposen Çağ’ın zirvesi olmaya aday bu durum, belki de karanlık bir dünyaya kapı açacak…
Toplumların Yapay Zeka | Artificial Intelligence (AI) tutkusundaki sınır tanımazlık, elektrik üretiminde sürdürülebilirlikten uzak tavır ile bir araya gelince insanlığı bekleyen büyük tehdit de adım adım yaklaşıyor. Fosil yakıt meselesi dosyası daha kapanmamışken başta güneş, rüzgar hatta dalga olmak üzere yenilebilir enerji kaynaklarının da yetersiz kalacağının işaretleri teker teker görülüyor. Çok sevdiğimiz Yapay Zeka enerji tüketimi konusuna radikal bir çözüm bulunamazsa veda etmek durumunda kalabiliriz.
Kısaca YZ veya AI ile enerji tüketimi konularında çalışan Cloudscene verilerine göre; ABD günümüzde yaklaşık 5.400 tesis ile bu “doymayan dev” için çalışıyor ancak yetersiz kalındığının altı çiziliyor. Avrupa merkezli enerji ve dijital politika düşünce kuruluşu olan Interface’in hazırladığı kapsamlı yeni bir çalışma da 3.400 kadar tesisin faal olmasına karşın açığın ne kadar ciddi boyutlara ulaştığını ortaya koyuyor. Raporda, 2019’da yaklaşık 13 MW tüketim söz konusuyken 2025’te sadece xAI’ın Colossus sistemi için 280–300 MW’a çıktığı hesaplanıyor. Son 5-6 yılda, tek bir Yapay Zeka sunucusunun dünya toplamının en az 22 kat artış kaydetmesi en iyimser olanları bile kara kara düşündürüyor. Bu tüketim, yaklaşık 250 bin Avrupa hanesinin elektrik talebine eşdeğer!
Raporda bir başka çarpıcı saptama ChatGPT-4 ile ilgili. Elektrik tüketimin üç ay boyunca kesintisiz 20 MW olması, Brüksel ve çevresinin dört günden uzun süre beslemeye yetecek enerjinin yine tek marka tarafından tüketilmesi anlamına geliyor.
UNUTULMAMASI GEREKEN YÜZLERCE AI OLDUĞU…
Uluslararası Enerji Ajansı, küresel veri merkezi elektrik tüketiminin “büyük ölçüde” yapay zekâ iş yükleri nedeniyle 2030’a kadar iki kattan fazla artacağını tahmin ediyor. Bunun zincirleme yansıması evlerden ve özellikle de işyerlerinden başlayacak ve ulusal ekonomilere kadar uzanacak. Günümüzde yüzlerce AI uygulamasının her geçen gün artacağı ve 3-5 yıllık vadede binlere ulaşacağını tahmin etmek için kâhin olmaya gerek yok! Sonsuz talep ile sınırlı kaynağın karşı karşıya gelmesini bu yazıyı okuyan hiç kimse istemeyecektir. Kaçınılmaz olarak da Karanlık Çağ kapıyı çalacaktır.
Yeditepe Üniversitesi’nde COMM 106 Sürdürülebilirlik | Sustainability dersleri verdiğim yıllarda her e-postanın bile enerji karşılığı olduğunu anlatır, o yıllarda sıklıkla vurgulanan kağıt ve mürekkep tüketimine kıyasla çok daha büyük bir potansiyel mesele olduğuna işaret ederdim. Bugün çok daha büyük bir meselemiz var. AI ile “komiklik” olsun diye yapılan her karikatür, “bilgi” edinmek için yazdırılan her makale ya da maksat “muhabbet” denilerek başlatılan her sohbet muazzam birer enerji tüketimi! Yaşadığımız dünyadaki enerji tüketiminin hala aslan payını karşılayan kömür, petrol ve doğalgaz gibi fosil yakıtlar tükeniyor. Yerlerini almaya aday alternatif enerji kaynakları da henüz yeterli değil. Dolayısıyla bu alandaki açık hızla büyüyor.
AI çözümleri, özellikle de büyük dil modelleri ve derin öğrenme altyapıları, görünmeyen ama devasa bir enerji tüketimine sebep oluyor. Bir modelin eğitilmesi, küçük bir ülkenin günlük elektrik tüketimine yaklaşabilecek seviyelere ulaşabiliyor. Üstelik bu süreç yalnızca eğitimle sınırlı değil; her sorgu, her analiz, her otomasyon yeni bir enerji talebi anlamına geliyor.
Dijital olanın “temiz” olduğu yönündeki yaygın algı, bu noktada ciddi biçimde yanıltıcı oluyor.
YİNE BİR BAŞKA SONUN BAŞLANGICI MI?
Toplumlar, yapay zekâyı ekonomik rekabetin, askeri üstünlüğün ve teknolojik prestijin anahtarı olarak gördükçe, bu alandaki yatırımlar da hız kesmeden artacak. Ancak bu yarış, enerji tarafında aynı hızla sürdürülebilir çözümler üretilmeden devam ederse, sistem kendi kendini tüketen bir yapıya dönüşebilir.
Daha açık ifade etmek gerekirse, mesele sadece “yapay zekâ çok enerji tüketiyor” değil. Dikkatle ele alınması gereken; insanlığın enerji üretim ve tüketim paradigmasının yapay zekâ ölçeğinde çalışıp çalışamayacağıdır. Bugünkü model, sürekli büyümeyi ve artan işlem gücünü varsayıyor. Oysa fiziksel dünya, sınırsız büyüme fikrine karşı dirençlidir.
Ülkemizde hemen her siyasi kısıtlamaların gündeme geldiği günlerde internet erişiminde yaşanan bant daraltılmasını hatırlayın. Internet var mı, yok mu tartışmaya açık çünkü erişilemiyor. Çok benzer bir durum AI için de geçerli; bilgiler var ama işleyecek güç yok! Bu durumda hangi zekadan bahsedilebilir? Zaman için 2+2=4 bilgisini yitiren insanlığın bilişim konusunda geldiği seviyenin bir anlamı olabilir mi?
ANTROPOSEN ÇAĞ’IN ZİRVESİ, AI OLABİLİR Mİ?
Neden olmasın! Tüm göstergeler buna işaret ediyor…
Bu kavram, insanlığın dünyaya yaklaşık 2,5 milyar yılda veremediği zarardan çok daha fazlasını son 250 yıla sığdırma başarısı (!) anlamına geliyor… İnsan Çağı adı da verilen bu dönem sanayileşme ile başlıyor, olumsuzları da günümüze kadar her yıl katlanarak artıyor.
Böyle bir tablo karşısında üç temel senaryo öne çıkıyor. İlk senaryo, mevcut eğilimin devam etmesi: Yapay zekâ gelişir, enerji talebi katlanır ve fosil yakıtlara dönüş kaçınılmaz hale gelir. Bu, iklim krizini geri dönülmez bir noktaya taşıyabilir. İkinci senaryo, teknolojik sıçrama: Daha verimli algoritmalar, düşük enerji tüketimli donanımlar ve radikal enerji depolama çözümleri devreye girer. Ancak bu senaryonun gerçekleşmesi, zamanla yarış anlamına gelir. Üçüncü ve en zor senaryo ise bilinçli yavaşlama: Toplumlar, AU kullanımını sınırlayan, önceliklendiren ve optimize eden bir modele geçer.
Bugün en az konuşulan ama belki de en kritik seçenek bu üçüncü yoldur. Çünkü teknolojik ilerleme genellikle “daha fazlası” üzerine kurulur, “yeterli olan” üzerine değil! “Süreklilik” olarak tanımlanan bu yaklaşım yeryüzündeki tüm duyarlı insanların savunduğu “sürdürülebilir” olanla karşı karşıyadır. AI konusunda asıl sorulması gereken; “her şeyi yapabiliyor olmamız, her şeyi yapmamızı doğru kılar mı?”
Bu tartışma; ulusal enerji ağlarına bağlı çalışan bu yapıların entegrasyonunu farklı bir boyutta gündeme getirecek. Son dönemde istikrarsız artan enerji fiyatları, başlangıçtaki yatırım iştahına rağmen büyük ölçekli projeleri geciktiren ya da başka yönlere kaydıran kısıtlar haline gelmesi de an meselesi. Şehirlerin ilk harfleri ile oluşturulan ve Avrupa’nın en gözde veri merkezi pazarlarındaki büyük oyuncuları ifade eden FLAP-D yani Frankfurt, Londra, Amsterdam, Paris ve Dublin’de şebekeye bağlantı için bekleme listeleri oluşması ve sürelerin giderek uzaması yasa ile olmasa da yeni yatırımlar önüne konmuş birer fiili “yasak” haline dönüşmüş vaziyette.
Eğer enerji tüketimi konusunda radikal çözümler geliştirilmezse, yapay zekâya veda etmek zorunda kalma ihtimali bir distopya değil, teknik bir zorunluluk haline gelebilir. Bu, teknolojinin başarısızlığı değil, insanlığın kendi sınırlarını göz ardı etmesinin sonucu olur.
Yapay zekâ meselesi artık yalnızca bir teknoloji tartışması değil. Bu bir bütün olarak enerji, çevre, ekonomi ve etik boyutları iç içe geçmiş bir varoluş meselesidir. İnsanlık, kendi yarattığı bu gücü sürdürebilecek altyapıyı kuramazsa, belki de ilk kez bir teknolojiyi bilinçli olarak geride bırakmak zorunda kalacak, ki bu karar “ilerleme” fikrini ve “gelişme” anlayışını yeniden tanımlamak zorunda kalmaları anlamına gelecek…
Bu dünyayı korumak istiyorsan Yapay Zeka’dan uzak dur!
Tarih
