Sınanmamışlığın Kibri ve Kurumsal Körlük

Tarih

Müzisyen Dave Carroll, 2008 yılında bir havayolu şirketi ile seyahat ederken, 3.500 dolarlık gitarının bagaj görevlileri tarafından fırlatıldığını görür ve gitarı parçalanır. 9 ay boyunca tazminat için kurumsal kanalları zorlar. Ancak merkezdeki yöneticiler, sahadaki hatayı kabul etmek yerine, prosedürlerin arkasına sığınan kibirli bir tavırla talebi reddederler. “Süreç böyle işliyor, yapacak bir şey yok” diyerek konuyu kapatırlar.
Carroll, yaşadığı bu kibrin karşısında bir şarkı yazar ve YouTube’a yükler. Şarkı bir gecede milyonlara ulaşır. Şu an 30 milyon izlenmesi var. Havayolunun hisseleri sadece 4 gün içinde %10 değer kaybederek şirkete yaklaşık 180 milyon dolara mal olur.
Bu yazı müşterinin ya da çalışanın sesini raporlar ve grafiklerle okuyan yöneticilere yazılmıştır. Kağıt üzerindeki prosedürler sahadaki gerçek bir insanın (müşterinin) duygusunu ve hayal kırıklığını ıskaladığında, kurumun finansal gücünü yerle bir edebileceğini anlatıyor.
Peki siz kendinizi hiç bir toplantı masasında, bir başkasının başarısızlığını veya zorlandığı bir süreci izlerken, “Ben olsam asla böyle yapmazdım” derken yakaladınız mı? Ya da bir kriz anında, sorumluluk almaktan ziyade, sorumluluğu alana “neden beceremedin” diyen oldunuz mu? Cevabında evet varsa Sınanmamışlığın Kibri yazısı tam da senin için.
Bu kibir, çoğu zaman kötü niyetli ve birini aşağılamak için değildir. Daha çok henüz “savaş meydanında” toz yutmamış, deneyim kazanmamış olmanın verdiği, tehlikeli olan kesinlik hissinden doğar. Ofisten çok çıkmayan, kafelerde önünde bilgisayar açık oturan arandığında çok işim var ağlısı yaratan, sürekli toplantı var şikayeti içinde olanlar tanıdık geliyor mu size? Excel tablolarının içinde sahayı yönetenler, sahadaki gerçeği, müşterinin kapısındaki hayal kırıklığını ya da müşteri önerilerini duymaktan uzak, çalışanın uykusuz gecelerindeki kaygıyı “teorik” bir problemmiş gibi görme yanılgısında olurlar.
Deneyimsizliğin Getirdiği Tehlikeli “Kesinlik”
İş dünyasında bazen yetkinliği düşük, deneyimi kısıtlı ama özgüveni tavan yapmış profiller görürüz. Literatürde “Dunning-Kruger Etkisi” olarak da bilinen bu durum, aslında kişinin bilmediğinin farkında olmamasıdır. Ancak benim bahsettiğim “sınanmamışlık kibri”, sadece bilgi eksikliği değil, bir “karakter ve ruh” sınavından geçmemiş olmanın yarattığı duygusal sığlıktır.
Henüz gerçek bir krizin ağırlığı altında ezilmemiş, uykusuz gecelerde “doğru” ile “en az yanlış” arasında sıkışıp kalmamış bir zihin, başkalarını yargılamakta çok cömerttir. Ancak kurumsal dünyada, bazen “hiç yanılmamış olmak”, bilgeliğin ve gelişimin en büyük barajıdır. Çünkü yanılmayan insan, öğrenme kapılarını kapatmış demektir.
Bu kibrin en yıkıcı olduğu yer, liderlik koltuğudur. Sahadan uzak olan, müşterinin sesini sadece raporlardaki grafiklerden okuyan yönetici, zamanla çalışan deneyimiyle olan bağını koparır. Bu kopukluk, kurumsal performansı zehirleyen bir dizi davranışsal hatayı da beraberinde getirir.
Kurumsal Hasar
•Google’ın Aristoteles Projesi, başarının sırrının teknik beceri değil, “Psikolojik Güvenlik” olduğunu kanıtlıyor. Hata yapmaktan korkan bir organizasyonda inovasyonun durma oranı %50’nin üzerine çıkarken, yöneticinin küçümseyici tek bir cümlesi yeni fikirlerin masaya gelmesini %70 oranında engelliyor.
•Frontiers in Psychology araştırmasına göre, sahadan kopuk liderlerin kararları çalışanlar tarafından %55 oranında “anlamsız” görülüyor. Müşterinin kapısında “reddedilme” hissini tatmamış bir liderin sunduğu teorik reçeteler, saha ekibinde değersizlik yaratıyor ve çalışan verimliliğini %40’a kadar düşürüyor.
•MIT Sloan analizleri, “kibirli ve toksik” kültürün işten ayrılmalarda maaş düşüklüğünden 10.4 kat daha etkili olduğunu gösteriyor. Gallup verilerine göre ise, sınavdan geçmemiş bir kalbin kibriyle “yönetici desteğinden yoksun” bırakılan ekipler, şirket karlılığını yıllık %21 oranında baltalıyor.

  • Cornell Üniversitesi araştırması, düşük yetkinlikteki kişilerin performanslarını %40 daha yüksek gördüğünü (Dunning-Kruger) kanıtlıyor. Journal of Finance ise bu “sınanmamış” özgüvenin, hatalı yatırım kararlarını %67 oranında artırdığını ve hissedar değerini doğrudan yok ettiğini vurguluyor.
    Düşmek, Eğilmek ve Bilgelik
    Hayat ve kariyer yolu, aslında bizi “eğmek” için gelir. Dik durmak bir başarı gibi görünse de, rüzgar karşısında eğilmeyen dallar kırılmaya mahkumdur. Gerçek bir sınav kapıyı çaldığında,o bütçe kesildiğinde, o kilit müşteri rakibe gittiğinde veya o hak ettiğiniz terfi başkasına verildiğinde, iki büyük mucize gerçekleşir:
    •Kibir Kırılır: İnsan kendi sınırlarıyla, egosuyla ve o meşhur “asla yapmam” cümleleriyle yüzleşir. Yerini vakur, sakin ve çok daha derin bir mütevazılığa bırakır.
    •Bilgelik Doğar: Artık başkalarını yargılamayı bırakırız. Çünkü biliriz ki, her insanın taşıdığı yükün ağırlığı, dışarıdan görünen “pozisyon” veya “ünvan” etiketiyle ölçülemez.
    İbn Arabi’nin bakışına göre “Sen, sende olmayanı veremezsin.” Eğer bir liderin ruhunda sahadan gelen bir ter, hatadan gelen bir ders ve yenilgiden gelen bir merhamet yoksa; ekibine verebileceği tek şey mekanik bir direktifler silsilesidir. İçsel dengesini kaybetmiş, kibrin sahte güvenine sığınmış bir profesyonel, başarıyı sadece soğuk rakamlarda ararken, asıl sermayesi olan “insan ruhunu” yani varlığın anlam bulmasını oluşturan gücü kaybeder.
    Kibrin Performansı Baltalaması
    İş dünyasında sık karşılaşılan durum: En çok ses çıkaranlar, genellikle en az sınananlardır. Deneyimsizliğin verdiği o “her şeyi biliyorum” illüzyonu, kurumun yüksek performanslı, deneyimli ve sessizce işini yapan kesimini demotive eder. Deneyimli çalışan, bir işin neden zor olduğunu bildiği için temkinli konuşurken; sınanmamış kişi “bu çok kolay” diyerek tüm süreci hafife alır.
    Bu durum, organizasyonun “kurumsal hafızasını” ve “uzmanlık saygısını” yok eder. Bir süre sonra yüksek performanslı çalışanlar, kibrin hakim olduğu bu sığ denizde boğulmak yerine, ken başka limanlara (rakiplere) yelken açarlar. Yöneticinin ya da İK’nın gidiş bahanesi ‘’rakip şartları daha iyiydi’’ olur.
    İçsel Denge ve Gerçek Liderlik
    Bugün iş yerinde birini yargılarken, gerçekten o konudaki yetkinliğimize ve geçmişteki başarılarımıza mı güveniyoruz; yoksa henüz o konuda sınanmamış olmanın verdiği konforlu bir cehalet içinde miyiz?
    Liderlik, sadece bütçeleri ve süreçleri yönetmek değildir; liderlik, bir insanın potansiyeline giden yoldaki engelleri anlamak, o engellerle daha önce yüzleşmiş olmanın verdiği olgunlukla rehberlik etmektir. Peter Drucker’ın dediği gibi: “Yönetim işleri doğru yapmaktır, liderlik ise doğru işleri yapmaktır.” Ve en doğru iş, insanın kendi egosuyla girdiği savaşı kazanıp, kibrini mütevazılığa dönüştürmesidir.
    Geleceğin yönetim anlayışı, klimalı odaların konforundan değil, sahanın tozundan, hatanın dersinden ve insanın özünden beslenecek. Daha az yargıladığımız, daha çok “halden anladığımız” ve “Ego-Sistem”in yerini “Eko-Sistem”e bıraktığı bir çalışma kültürü hayal değil.
    Siz hiç “asla yapmam” dediğiniz bir şeyin tam ortasında kendinizi bulup, oradan bir bilgelikle çıktınız mı? Eğer cevabınız evet ise, artık gerçek bir lidersiniz. Çünkü sınanmış bir kalp, yargılamaktan vazgeçip, ilham vermeye başlamıştır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sosyal Medyada Paylaş

Popüler Yazılar

Bunları da sevebilirsiniz
Bunları da sevebilirsiniz

İşe İade: Kağıt Üstünde Bir Hak mı, Yoksa Bir Maliyet Unsuru mu?

Türk iş hukukunda “iş güvencesi” ve buna bağlı “işe...

Bayram Dönemlerinin Tüketim Döngüsüne Etkisi

Bayram yaklaştığında sokakların havası bir anda değişir, değil mi?...

Cumhuriyet

“Demokrasi Karşıtlığı” başlıklı çalışmamın ilk bölümü, gazetemizin önceki sayısında...

Zihinsel Aralıklı Oruç ile Düşüncenin Gürültüden Tahliyesi

Vücudumuz, hayatta kalma konusunda muazzam bir refleks mekanizmasına sahiptir....