Cumhuriyet

Tarih

“Demokrasi Karşıtlığı” başlıklı çalışmamın ilk bölümü, gazetemizin önceki sayısında yayımlanmıştı. Bu ikinci bölümde ise cumhuriyet karşıtlığını tarihsel, sosyolojik ve düşünsel boyutlarıyla incelemeyi amaçlıyorum.
Cumhuriyet, devletin başındaki yöneticinin doğrudan ya da dolaylı olarak halk tarafından seçildiği bir yönetim biçimidir. Bu nedenle egemenlik millete aittir; yönetim halka dayanır ve devlet başkanı belirli bir süre için görev yapar. Ancak dünya üzerinde, literatürde “hibrit rejimler” veya “illiberal cumhuriyetler” olarak adlandırılan, seçimlerin yapıldığı hâlde temel hak ve özgürlüklerin yapısal olarak kısıtlandığı küresel rejim örneklerine de rastlanmaktadır. Oysa demokrasilerde temel unsur özgürlüktür; seçim ve denetim bu sistemin vazgeçilmez unsurlarıdır. Bu bağlamda gerçek cumhuriyet, demokrasinin gelişebildiği bir zemin sunar. Yönetimin biçimi cumhuriyet, içeriği ise demokrasi olmalıdır. Monarşilerde güç tek elde toplanırken, cumhuriyet bu gücü dağıtır; demokrasi ise bu gücü denetler.
Antik çağ öncesi ilkel topluluklarda yönetim; gelenek, doğal otorite ve ortak karar mekanizmalarına dayanıyordu. En yaşlı, en güçlü ya da en deneyimli kişi lider olurken, kararlar çoğu zaman yaşlılar meclisi tarafından alınıyordu. Bu yapı her ne kadar kolektif görünse de, özünde sınırlanmamış bir gücün tek elde toplanmasına yol açabiliyordu. Tarım toplumuna geçişle birlikte yerleşik hayat başlamış, mülkiyet anlayışı ortaya çıkmış ve çatışmalar artmıştır. Bu durum, sürekli bir otorite ihtiyacını doğurmuştur. Sümerler, Akadlar ve Eski Mısır gibi uygarlıklarda yöneticiler kendilerini tanrısal bir konuma yerleştirmiş, böylece mutlak monarşiler ortaya çıkmıştır. Gücün babadan oğula geçtiği hanedanlıklar, ilahi ve kalıtsal otoritenin temsilcileri olmuştur.
Antik çağlardan itibaren monarşi, teokrasi, oligarşi ve tiranlık gibi yönetim biçimleri gelişmiştir. Antik Yunan’da ortaya çıkan ilk demokrasi denemeleri ise kadınların, kölelerin ve yabancıların dışlandığı sınırlı uygulamalar olarak kalmıştır. Platon, devleti ahlaki ve felsefi bir düzen olarak ele almış; bireysel özgürlüklerden ziyade bilge kişilerin yönetimini savunmuş ve demokrasiye mesafeli bir yaklaşım sergilemiştir.
Cumhuriyet fikrinin somut bir örneği, Roma Cumhuriyeti ile ortaya çıkmıştır. Krallığın kaldırılmasıyla birlikte senato ve halk meclisi gibi kurumlar oluşturulmuş, güç farklı yapılar arasında paylaştırılmıştır. Ancak zamanla bu sistem zayıflamış ve yerini imparatorluk yönetimine bırakmıştır.
Orta Çağ’da (5.–15. yüzyıllar) mutlak ve kutsal otorite egemendi. İnsanların görevi, kilisenin belirlediği “hakikatlere” uymaktı. Ancak 17. ve 18. yüzyıllarda yaşanan Aydınlanma Çağı ile birlikte birey, yönetilen olmaktan çıkıp yöneten iradenin parçası hâline gelmeye başlamıştır. Bu süreçte bilimsel gelişmeler hız kazanmış; özgürlük, eşitlik, hak ve hukuk kavramları ön plana çıkmıştır. Fransız Devrimi ise bu dönüşümün en önemli dönüm noktalarından biri olmuştur. Modern cumhuriyet anlayışıyla birlikte egemenliğin halka ait olduğu kabul edilmiş, devletin birey için var olduğu düşüncesi güç kazanmıştır. İnsan, kul olmaktan yurttaş olmaya doğru evrilmiştir.
“Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değil; insanlığın gücü sınırlama ve adaleti kurumsallaştırma mücadelesinin tarihsel ürünüdür.”Monarşiden cumhuriyete geçiş sürecinde yaşanan “güç devri”, her zaman direnç üretmiştir. Krallar güçlerini, aristokrasi ayrıcalıklarını, dini otoriteler ise siyasal etkilerini kaybetmiştir. Bu nedenle cumhuriyet karşıtlığı çoğu zaman yalnızca ideolojik değil, aynı zamanda çıkar temelli bir tepki olarak ortaya çıkmaktadır. Geleneksel otoriteye bağlı kesimler, seküler düzenin getirdiği dünyevi egemenliği kabul etmekte zorlanabilir. Yüzyıllar boyunca süren itaat kültürü, halk egemenliği fikrine direnç oluşturur. Ayrıca geçiş dönemlerinde yaşanabilecek kaos korkusu da bu karşıtlığı besler.
Bazı aktörler, toplumun korkularını kullanarak eski düzenin daha güvenli olduğu yönünde söylemler üretir. Oysa cumhuriyet karşıtlığı çoğu zaman cumhuriyetin kendisinden değil, onun gücü sınırlayan yapısından kaynaklanır. Devrimler, ekonomik krizler ve toplumsal çalkantılar sırasında bireyler özgürlükten çok güvenliği tercih edebilir. Bu nedenle cumhuriyet karşıtlığı yalnızca kuruluş aşamasında değil, kriz dönemlerinde de yeniden güç kazanabilir. Günümüzde popülizm, medya ve dijital propaganda araçları bu süreçte etkili biçimde kullanılmaktadır.
Siyaset bilimi tarihi incelendiğinde, cumhuriyet değerlerinin aşındırılması süreçlerinin; popülist söylemler, dezenformasyona dayalı sosyal medya manipülasyonları ve kurumsal denetim mekanizmalarının zayıflatılması gibi küresel ölçekte benzerlik gösteren yöntemlerle paralellik taşıdığı görülmektedir. Burada amaç çoğu zaman cumhuriyeti doğrudan ortadan kaldırmak değil, onun içini boşaltarak işlevsiz hâle getirmektir. Toplumsal eşitsizlikler, kültürel ve ekonomik sorunlar, geleneksel otoriteye bağlılık ve güç kaybı yaşayan grupların direnci bu karşıtlığın başlıca nedenlerindendir.
Tarihsel kriz dönemlerinde cumhuriyetin temelini oluşturan özgürlük dengesi, aşırı güvenlikçi politikaların gölgesinde kalabilmektedir. Siyasal düzlemde bu durum; kurumsal aşınmalara, toplumsal kutuplaşmalara ve eleştirel düşüncenin zayıflamasına zemin hazırlayabilmektedir. Cumhuriyetin korunması ve güçlendirilmesi ise ancak demokratik bilincin gelişmesi, hukuk devleti kurumlarının güçlenmesi, bağımsız medyanın varlığı ve sivil toplumun etkinliği ile mümkündür.
Cumhuriyet karşıtlığı, özünde gücün paylaşılması ile tek elde toplanması arasındaki çatışmanın bir yansımasıdır. Cumhuriyet, uzun mücadeleler ve toplumsal bedeller sonucunda kazanılmış bir yönetim biçimidir ve bu nedenle korunması ve geliştirilmesi gereken tarihsel bir değerdir. Günümüzdeki en büyük tehlike, cumhuriyetin biçimsel olarak varlığını sürdürürken anlamını yitirmesidir.
Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim sistemi değil; aynı zamanda bir bilinç ve sorumluluk rejimidir. Onu yaşatan da, zayıflatan da toplumun kendisidir. Cumhuriyet, toplumlar için tarihsel bir kazanım ve sürdürülebilirliğin en güçlü modellerinden biridir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sosyal Medyada Paylaş

Popüler Yazılar

Bunları da sevebilirsiniz
Bunları da sevebilirsiniz

İşe İade: Kağıt Üstünde Bir Hak mı, Yoksa Bir Maliyet Unsuru mu?

Türk iş hukukunda “iş güvencesi” ve buna bağlı “işe...

Bayram Dönemlerinin Tüketim Döngüsüne Etkisi

Bayram yaklaştığında sokakların havası bir anda değişir, değil mi?...

Zihinsel Aralıklı Oruç ile Düşüncenin Gürültüden Tahliyesi

Vücudumuz, hayatta kalma konusunda muazzam bir refleks mekanizmasına sahiptir....

Bazen İnsanı Hayat Değil, Beklentileri Yorar

İnsan hayatında en çok ne tarafından yorulur diye düşündüğümüzde...