Sözüm Meclisten Dışarı Dostlar: Bugünlerde Kendimi Hıyar Gibi Hissediyorum

Tarih

Tam da benim yaşımda vefat eden efsane sanatçımız Barış Manço’nun, orta yaş krizini kendine has nükteli, düşündüren ve efkarlandıran o muhteşem üslubuyla ele aldığı “Cacık” şarkısının sözleri bu aralar dilime fena dolandı:
“Sözüm meclisten dışarı dostlar
Bugünlerde kendimi hıyar gibi hissediyorum
Hani dilim dilim doğrasalar beni
Marmara, Ege, Karadeniz
Ve hatta Akdeniz cacık olur diyorum.”
Yedi dil bilen, “7’den 77’ye” programıyla 150’den fazla ülkeyi gezerek milyonların gönlünde taht kuran, savaş döneminde doğup Türkiye’de ilk “Barış” ismini alan, Paris’teki ünlü Olympia Müzikholü’nde (L’Olympia) sahneye çıkan ilk Türk sanatçı unvanını taşıyan Barış Manço… Onun bende bıraktığı en derin iz, tüm bu devasa başarıların temeline yerleştirdiği o eşsiz samimiyettir.
Henüz 17 yaşındayken, sevdiceğime (şimdiki eşim) ilk gülü alıp buluşmaya giderken sanki tüm Konya beni izliyor ve gizli gizli gülüyormuş gibi hissetmiştim. O yaşlarda insan ne hissettiğini tam bilememenin ötesinde, içinde bulunduğu duygu selinin adını koymakta bile zorlanıyor. Anlamlandırabildiği duyguları ise en yakın dostlarıyla bile paylaşırken yüzü kızarıyor, sanki büyük bir günah işliyormuşçasına kalbi yerinden çıkacak gibi çarpıyor.
Barış Manço’nun dehası tam da burada devreye giriyor. Her yaştan kitleye hitap edebilecek kadar sade, samimi ve birleştirici bir dille, yaşadıklarını tüm çıplaklığıyla paylaşabilme cesaretini gösterebilmesi ve kendisiyle dalga geçme pahasına bunu şarkılarına dökebilmesi… İnanın, her yiğidin harcı değil.
Uzun saçları, karakteristik bıyığı, parmaklarını dolduran büyük yüzükleri ve pelerinleriyle eksantrik bir modern çağ ozanı olan Barış, üniversitede saçlarımı uzatmama fena halde takmış olan babamı bile yumuşatıp kendisini sevdirmeyi başarmıştı.
Manço’nun şarkı sözlerindeki felsefi derinlik, Anadolu tasavvufu, halk bilgeliği ve varoluşçu evrensel sorgulamaların modern rock müziği kalıplarıyla harmanlanmasına dayanır. Onun toplumsal taşlama ustalığını ve hikaye anlatıcılığının izlerini birçok eserinde net bir şekilde görebiliriz. İlk dinleyişte absürt veya komik görünse de şarkılarının satır araları ince mesajlarla doludur.
•Sarı Çizmeli Mehmet Ağa: “Yaz dostum, kimse göçmez bu dünyadan malıyla” sözüyle, mal mülk hırsının anlamsızlığına karşı felsefi bir duruş sergiler.
•Can Bedenden Çıkmayınca: Varoluşun fani doğasını kibirli insanoğluna naifçe hatırlatır.
•Dönence: İnsanın kendisinde olmayanı arama içgüdüsünü evrensel bir dille sorgular.
•Halil İbrahim Sofrası: Eşitlik, adalet, kul hakkı yememe ve bereket kavramlarını felsefi bir manifesto gibi sunar.
•Kul Ahmet’in Ceketi: Toplumun “başarı” ve “saygınlık” olarak gördüğü maddi kalıpları yıkarak, dürüst ve temiz kalmanın erdemini anlatır.
•Nane Limon Kabuğu: Halk bilgeliğini bir soğuk algınlığı reçetesi gibi aktarırken, hastalık anlarında dostluğun, geleneksel şifanın ve insan ilişkilerindeki samimiyetin önemini vurgulayan kült bir eserdir.
•Arkadaşım Eşek: Köyden kente zorunlu göçün yarattığı yalnızlığı ve derin memleket özlemini içinde saklayan bu şarkı, dönemin TRT yönetimi tarafından anlaşılamayarak trajikomik bir sansüre uğramıştır.
•Lahburger: Türkiye’nin Doğu (Lahmacun) ve Batı (Hamburger) arasında sıkışmış kültürel kimliğini ve 1980’lerin sosyolojisini anlatan derin bir hicivsel eserdir: “Rakı da bir ayran da içmesini bilene / Güzel de bir çirkin de sevdim diyene.”
•Gülpembe: Uzun süre klasik bir aşk şarkısı olarak dinlediğim bu eserin, aslında vefat eden babaannesine duyduğu özlemi anlatan derin bir vefa şarkısı olduğunu öğrendiğimdeki şaşkınlığımı hâlâ hatırlarım.
Finalde ise Manço’nun tüm içtenliğiyle kendisinde derin izler bırakmış iki özel anısının şarkısına biraz daha yakından bakalım.
Kol Düğmeleri: Bu ölümsüz eser, Manço’nun nişanlısından ayrılış hikayesidir. Barış Manço, Belçika’ya eğitim için giderken sevgilisi veda hediyesi olarak kol düğmeleri hediye eder. Ancak Belçika’da maddi sıkıntıya düşen Manço, bu düğmeleri satmak zorunda kalır. Manevi değeri çok yüksek olan bu hediyenin kaybı ve ilişkinin bitişi, sanatçının ilk büyük bestelerinden birine ilham olur. “İki düğme iki ayrı kolda, bizim gibi ayrı yolda” sözleri, iki insanın ayrı yollara girmesini ve kavuşamamalarını simgeler ve yaşanan o hazin çaresizliği zihnimize kazır..
Domates, Biber, Patlıcan: Yıllarca sadece neşeli nakaratını mırıldandığım bu şarkı, aslında trajikomik bir ilan-ı aşk hüsranının hikayesidir. Manço, 25 yaşındayken genç bir kadına sırılsıklam aşık olur ve duygularını açmaya karar verir. Günlerce söyleyeceği sözleri kafasında tasarlar, hazırlıklar yapar. Tam tüm cesaretini toplayıp, heyecandan titreyerek kıza “Ben…” deyip aşkını ilan edecekken, sokaktan gelen gür bir ses odanın içinde yankılanır:
“DOMATES, BİBER, PATLICAN!”
Manço donakalır, kelimeleri toparlayamaz ve söyleyeceklerini unutur. Kız ise “Senin gibi iki lafı bir araya getiremeyen bir adamla beraber olamam” diyerek evi terk eder. Böylece büyük bir aşk, talihsiz bir zamanlama ve bir sokak satıcısının sesi yüzünden başlamadan biter.
Ben yine duygularımı dışa vuramasamda kapanışı başka bir efsanenin, Cem Karaca’nın o meşhur sözleriyle yapayım:
“Bindik bir alamete, gediyoz kıyamete, amaneyyy…”
Hoşça kalın.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sosyal Medyada Paylaş

Popüler Yazılar

Bunları da sevebilirsiniz
Bunları da sevebilirsiniz

Sen Öleceksin, Verilerin Köle Kalacak

Toprak fani bedeni saklar ama sunucular ruhsuz gölgeni sonsuza...

Peşinde koştuğunuz her şey bir sınav mı?

Hayatın insana kurduğu en eski oyunlardan biridir bu…Tam “Ben...

Duygularımız: Bedenin Geri Bildirim Verileri

Bu yazı, bir kimya mühendisinin koçluk bakış açısıyla, duygulara...

Kıdem Tazminatı Paradoksu Maliyet mi, Güvence mi?

Türk iş hukukunun en tartışmalı kurumlarından biri de kıdem...