Son yıllarda girişimcilik ekosistemini takip eden hemen herkesin zihninde benzer bir algı oluştu: Sanki her yıl onlarca yeni unicorn doğuyor ve erken yatırım yapanlar servet kazanıyor.
Medya bunu seviyor.
“X girişimi 50 milyon dolar yatırım aldı.”
“Y şirketi 1 milyar dolar değerlemeye ulaştı.”
“Dünyanın en büyük fonları bu girişime yatırım yaptı.”
Bu haberler ekosistemin görünürlüğünü artırıyor; girişimcileri cesaretlendiriyor ve inovasyonu teşvik ediyor. Buna itiraz etmek mümkün değil.
Ancak finans dünyasında eski bir kural vardır:
Manşetler her zaman ortalamayı değil, istisnaları anlatır.
Bugün birçok bireysel yatırımcı, hatta yüksek gelir grubundaki profesyoneller bile, bu başarı hikâyelerinin oluşturduğu psikolojik etkiyle girişim yatırımlarını olduğundan daha güvenli ve daha yüksek getirili algılamaya başladı.
Oysa girişim sermayesi, doğası gereği dünyanın en yüksek riskli varlık sınıflarından biridir.
Bu piyasada yatırılan sermaye çoğu zaman 5 ila 10 yıl boyunca likit değildir. Daha önemlisi, yatırım yapılan girişimlerin büyük bölümü beklenen büyümeyi gerçekleştiremez; önemli bir kısmı faaliyetini sonlandırır ve yatırımcılar sermayelerinin tamamını kaybedebilir.
Buna rağmen neden herkes yalnızca kazananları konuşuyor?
Çünkü insan zihni “hayatta kalma yanlılığına” karşı oldukça savunmasızdır. Başarıya ulaşan birkaç şirket sürekli görünür olurken, başarısız olan binlercesi sessizce istatistiklerin içinde kaybolur.
İşte bu nedenle profesyonel girişim sermayesi fonları tek bir girişime yatırım yapmaz; onlar bir portföy oluştururlar. Çünkü bilirler ki 20 yatırımın belki 10’u başarısız olacak, birkaç tanesi sınırlı getiri sağlayacak ve fonun tamamını taşıyacak değer ise çoğu zaman yalnızca bir veya iki şirketten gelecektir.
Bireysel yatırımcı ise çoğu zaman bu matematiği değil, manşetleri satın alır.
Bu yüzden girişim yatırımlarında sorulması gereken ilk soru, “Bir sonraki unicorn hangisi?” değil;
“Bu yatırımın başarısız olma ihtimali nedir ve ben bu riski gerçekten fiyatlayabiliyor muyum?”
Çünkü iyi yatırımcının görevi unicorn avlamak değil, sermayesini uzun vadede disiplinli ve sürdürülebilir şekilde büyütmektir.
Girişim Yatırımlarında En Büyük Rakibiniz Piyasa Değil, Zihninizdir.
Bir girişime yatırım yaparken çoğu kişi finansal tabloları, pazar büyüklüğünü veya ürünün teknolojisini analiz ettiğini düşünür.
Oysa davranışsal finans bize bambaşka bir şey söylüyor.
Yatırım kararlarımızın önemli bir kısmı, farkında bile olmadığımız psikolojik önyargılar tarafından şekillendiriliyor. Girişim sermayesi ekosisteminde ise bunların en tehlikelileri Survivorship Bias (Hayatta Kalma Yanlılığı) ve FOMO (Fear of Missing Out – Fırsatı Kaçırma Korkusu).
Survivorship Bias: Sadece Kazananları Görmek
Bugün sosyal medyaya baktığınızda sürekli aynı tür haberlerle karşılaşırsınız:
“Bu girişim 30 milyon dolar yatırım aldı.”
“Şirket üç yılda unicorn oldu.”
“İlk yatırımcılar servet kazandı.”
Peki ya yatırım alamayan, ürün-pazar uyumunu yakalayamayan veya faaliyetini sonlandıran binlerce girişim?
Onlar haber olmaz.
İnsan zihni yalnızca görünür olanı analiz etmeye eğilimlidir. Bu nedenle başarı örneklerinin sayısını olduğundan fazla, başarısızlık olasılığını ise olduğundan düşük algılarız.
İşte buna Survivorship Bias denir.
Oysa profesyonel girişim sermayesi fonları, yatırım kararlarını manşetlere göre değil; başarısız olan şirketlerin oranını da dikkate alarak verir.
Çünkü görünmeyen istatistikler, görünen başarı hikâyelerinden çok daha öğreticidir.
FOMO: En Pahalı Duygu
Bir yatırım turu hızla kapanıyor.
Tanınmış bir fon yatırım yapmış.
Çevrenizde herkes bu girişimden bahsediyor.
İşte tam bu noktada analiz geri çekilir, duygu öne çıkar.
“Ya bu şirket bir sonraki unicorn olursa?”
Bu düşünce yatırımcıyı rasyonel değerlendirmeden uzaklaştırabilir.
FOMO, yatırımcıyı şu hatalara sürükleyebilir:
Gereğinden yüksek değerlemeyi kabul etmek,
Yeterli inceleme (due diligence) yapmadan yatırım kararı vermek,
Portföy çeşitlendirmesini ihmal etmek,
Kaldırabileceğinden fazla sermayeyi tek bir girişime bağlamak.
Bu hataların ortak noktası şudur:
Karar, veriye değil; başkalarının heyecanına dayanır.
Profesyonel Yatırımcılar Neden Daha Soğukkanlıdır?
Deneyimli yatırımcılar her fırsata “Evet” demeyi başarı olarak görmez.
Onlar bilir ki yatırımcılığın temel amacı, her kazananı yakalamak değil; büyük kayıplardan kaçınmaktır.
Bu nedenle başarılı yatırımcılar yalnızca şu soruyu sormaz:
“Ne kadar kazanabilirim?”
Şunu da sorarlar:
“Yanılıyorsam ne kadar kaybederim?”
Bu bakış açısı, girişim yatırımlarında heyecandan çok disiplini ödüllendirir.
Girişim ekosistemi, inovasyonun ve ekonomik büyümenin önemli motorlarından biridir.
Ancak hiçbir başarı hikâyesi, riskin ortadan kalktığı anlamına gelmez.
Bir yatırımcı için en büyük avantaj, en erken yatırım yapan kişi olmak değildir.
En büyük avantaj; başarı hikâyelerinin cazibesine kapılmadan, görünmeyen riskleri de hesaba katabilen kişi olmaktır.
Çünkü yatırım dünyasında sermayeyi büyüten yalnızca doğru fırsatları bulmak değildir.
Bazen asıl başarı, yanlış fırsatlara “hayır” diyebilmektir.
Unicorn Manşetleri ile Gerçek Getiri ArasındaKayboluyor muyuz?
Tarih
