Yeni Nesil Ar-Ge: Ar-Ge ve Tedarik Zinciri Bir Kuşun İki Kanadıdır

Tarih

Küresel rekabetin her geçen gün daha da sertleştiği günümüzde şirketlerin başarı kriterleri de değişmektedir. Artık yalnızca daha fazla üretmek, daha fazla satmak veya daha büyük fabrikalara sahip olmak sürdürülebilir rekabet avantajı sağlamaya yetmemektedir. Özellikle fiyat verisinin dışarıdan gelen ve şirketler için bir baskı unsuru olduğu ortamlarda katma değeri yüksek işler yapmak şirketler için olmak ya da olmamak meselesi haline gelmiş durumdadır. Günümüzün kazanan şirketleri; aynı sonucu veren farklılaştırılmış ve Ar-Ge katsayısı daha yüksek ürünleri daha düşük maliyetle üretebilen, daha hızlı geliştirebilen, daha esnek tedarik zincirleri kurabilen ve değişen piyasa koşullarına rakiplerinden daha hızlı uyum sağlayabilen şirketlerdir.
Bu dönüşümün merkezinde ise hiç şüphesiz Araştırma ve Geliştirme (Ar-Ge) bulunmaktadır ve Ar-Ge tedarik zincirinden bağımsız düşünülebilecek bir oluşum değildir.
Ne yazık ki birçok işletmede Ar-Ge hâlâ yalnızca “yeni ürün geliştiren departman” olarak görülmektedir. Oysa bu yaklaşım artık günümüz rekabeti için yeterli değildir. Yeni nesil Ar-Ge anlayışı, şirketin yalnızca ürün portföyünü değil; maliyet yapısını, tedarik zincirini, üretim süreçlerini ve rekabet stratejisini şekillendiren temel bir yönetim fonksiyonu olmak zorundadır.
Bugün dünyadaki başarılı şirketler, Ar-Ge’yi laboratuvarlara sıkışmış teknik bir faaliyet olarak değil; şirketin tüm değer zincirini geliştiren stratejik bir yatırım merkezi olarak değerlendirmektedir. Bu kavram son derece önemli bir kavramdır ve çok iyi anlaşılmalıdır. Tedarik zinciri, şirketin değer zincirinin kritik öneme sahip bir parçasıdır. Bir diğeri de şüphesiz Ar-Ge’dir.
Ar-Ge’nin Asıl Görevi Nedir?
Ar-Ge denildiğinde akla ilk gelen faaliyet yeni ürün geliştirmektir. Elbette bu, Ar-Ge’nin en temel sorumluluklarından biridir. Müşteri ihtiyaçlarını karşılayan, pazarda farklılaşmayı sağlayan ve yüksek katma değer oluşturan ürünler geliştirmek şirketlerin büyümesi açısından hayati öneme sahiptir. Başkalarının yapamadığı şeyleri yapmak günümüzde değer zincirinin en temel unsurlarından biridir.
Ancak rekabet yalnızca yeni ürün geliştirmekten ibaret değildir.
Bir ürünü rakiplerden daha düşük maliyetle üretebilmek…
Aynı kaliteyi daha ekonomik hammaddeler kullanarak sağlayabilmek…
Üretim süreçlerini daha verimli hâle getirebilmek…
Özellikle ve özellikle tedarik zinciri risklerini azaltabilmek…
İşte bunların tamamı artık Ar-Ge’nin görev alanına girmektedir.
Bu nedenle yeni nesil Ar-Ge anlayışı üç temel yapı üzerine kurulmalıdır:
•Ürün Geliştirme
•Malzeme Geliştirme ( Buna tedarik zinciri risklerinin azaltılmasını da katmalıyız)
•Proses Geliştirme
Bu üç alan birbirinden bağımsız değil; birbirini besleyen bütünleşik ve stratejik faaliyetlerdir.

  1. Ürün Geliştirme: Rekabetin Vitrindeki Yüzü
    Ürün geliştirme, Ar-Ge’nin müşteriye dokunan yani vitrindeki kısmıdır.
    Yeni ürünler şirketlere yeni pazarlar kazandırır, marka değerini yükseltir ve kârlılığı artırır. Ancak ürün geliştirme faaliyetleri yalnızca estetik değişikliklerden veya küçük tasarım güncellemelerinden ibaret olmamalıdır.
    Gerçek ürün geliştirme; müşteri beklentilerini öngörmeyi, geleceğin ihtiyaçlarını analiz etmeyi, teknolojiyi doğru okumayı, üretilebilirliği dikkate almayı, maliyetleri yönetebilmeyi, aynı anda başarabilen bir sistemdir.
    Başarılı Ar-Ge organizasyonları yalnızca “nasıl daha iyi ürün üretirim?” sorusunu değil, “nasıl daha akıllı ürün üretirim?” sorusunu da sormaktadır.
  2. Malzeme Geliştirme: Maliyet Rekabetinin Sessiz Kahramanı
    Kanaatimce geleceğin Ar-Ge organizasyonlarının en kritik görevlerinden biri malzeme geliştirme olacaktır.
    Birçok işletmede ürün reçeteleri yıllarca aynı şekilde kullanılmaktadır. Oysa teknoloji sürekli gelişmekte, yeni hammaddeler ortaya çıkmakta, alternatif tedarikçiler çoğalmakta ve farklı üretim teknolojileri kullanılabilir hâle gelmektedir.
    Ar-Ge’nin görevi yalnızca yeni ürün geliştirmek değildir.
    Aynı kaliteyi sağlayabilecek alternatif hammaddeleri araştırmak…
    Daha düşük maliyetli malzemeleri test etmek…
    Yerli tedarikçiler geliştirmek…
    İthal ürün bağımlılığını azaltmak… ( Yani daha yakın tedarikçileri aktif hale getirebilmek )
    Tedarik riski yüksek olan kritik hammaddelere alternatifler oluşturmak…
    Sürdürülebilir ve çevreci malzemeleri sisteme kazandırmak…
    Bunların tamamı yeni nesil Ar-Ge organizasyonlarının temel sorumlulukları arasında yer almalıdır.
    Çünkü şirketlerin maliyet yapısına baktığımızda, toplam maliyetlerin en büyük bölümünü çoğu zaman satın alınan malzemeler oluşturmaktadır.
    Dolayısıyla ürün reçetesinde yapılacak küçük bir iyileştirme bile milyonlarca liralık tasarruf sağlayabilir.
    Bir hammaddenin maliyetini yüzde 5 düşürmek bazen satışları yüzde 20 artırmaktan çok daha değerli sonuçlar doğurabilir.
    İşte bu nedenle geleceğin Ar-Ge anlayışı yalnızca ürün geliştirmeye değil, malzeme geliştirmeye de odaklanmalıdır.
  3. Proses Geliştirme: Görünmeyen Verimlilik
    Bir ürünün maliyetini yalnızca kullanılan hammaddeler belirlemez. Üretim süresi, enerji tüketimi, işçilik, makine verimliliği, fire oranı, hurda miktarı, bakım süreçleri…
    Bunların tamamı ürün maliyetini doğrudan etkiler.
    Dolayısıyla Ar-Ge’nin üçüncü temel görevi üretim süreçlerini sürekli geliştirmektir.
    Daha kısa çevrim süreleri…
    Daha düşük enerji tüketimi…
    Daha az atık…
    Daha yüksek OEE…
    Daha düşük karbon ayak izi…
    Bütün bunlar şirketin rekabet avantajına doğrudan katkı sağlar.
    Aslında proses geliştirme, üretim maliyetlerini düşürmenin en sürdürülebilir yöntemlerinden biridir.
    Ar-Ge ile Tedarik Zinciri Aynı Stratejinin Parçalarıdır, bir kuşun iki kanadıdır.
    Belki de şirketlerin yaptığı en büyük hatalardan biri Ar-Ge ile tedarik zincirini birbirinden bağımsız iki organizasyon olarak yönetmeleridir.
    Oysa bu iki yapı aynı hedef için çalışmaktadır.
    Birisi bilgiyi üretir.
    Diğeri o bilgiyi tedarik zincirinde sürdürülebilir bir yapıya dönüştürür.
    Birisi yeni malzemeleri geliştirir.
    Diğeri bu malzemeleri dünyanın en doğru kaynaklarından temin eder.
    Birisi geleceğin ürününü tasarlar.
    Diğeri o ürünün sürdürülebilir şekilde üretilebilmesini sağlar.
    Başarılı şirketlerde Ar-Ge, satın alma, kalite, üretim, planlama ve lojistik ekipleri aynı masada oturur.
    Çünkü bir malzemenin alternatifini çoğu zaman ilk gören satın alma ekibidir.
    Yeni bir tedarikçi, yeni bir teknoloji veya yeni bir hammadde çoğu zaman pazardan önce satın alma organizasyonunun radarına girer.
    Ancak bu alternatifin teknik uygunluğunu değerlendirecek olan Ar-Ge’dir.
    Üretilebilirliğini test edecek ekip üretimdir.
    Kalite performansını doğrulayacak ekip kalite yönetimidir.
    Planlama ise bu değişikliğin operasyonel etkilerini analiz eder.
    Gerçek rekabet avantajı işte bu disiplinlerin birlikte çalışmasıyla, birbirlerini etkilemeleri ve birbirlerinden tepkimeleri ile oluşur.
    Ar-Ge ile Tedarik Zinciri Aynı KPI’ları Paylaşmalıdır
    Geleneksel organizasyonlarda her departman yalnızca kendi hedeflerini takip eder.
    Satın alma fiyat düşürmeye çalışır.
    Ar-Ge teknik başarıya odaklanır.
    Üretim kapasiteyi artırmaya çalışır.
    Kalite hata oranını düşürmeye çalışır.
    Ancak bu yaklaşım çoğu zaman şirket optimizasyonu yerine departman optimizasyonu üretir. Bu durum şirketin stratejik hedeflerine katkı sağlamak bir yana, konsolide edilemeyen ve dağınık bir yapı ortaya çıkarır.
    Oysa şirketler departmanların başarısıyla değil, sistemin toplam başarısıyla rekabet eder. Şirket değer zinciri ile varlığını korur ve geliştirir.
    Bu nedenle yeni nesil yönetim anlayışında Ar-Ge ile Tedarik Zinciri organizasyonlarının ortak performans göstergeleri bulunmalıdır. Hatta ve hatta bu yazının sonuç bölümünde vurgulayacağım üzere bunlar şirket içerisinde C-level tek bir çatı altında toplanmalıdır.
    Mesela ne olabilir bu ortaklaşmış KPI’lar ?
    Alternatif malzeme geliştirme sayısı,
    Alternatif tedarikçi onay oranı,
    Reçete optimizasyon projeleri,
    Yerlileştirme oranı,
    Satın alma maliyetlerinde Ar-Ge katkısıyla sağlanan tasarruf,
    Yeni malzeme devreye alma süresi,
    Kritik hammaddelerde tedarik riskinin azaltılması,
    Tedarik zinciri dayanıklılığına katkı sağlayan geliştirme projeleri,
    gibi göstergeler hem Ar-Ge’nin hem de tedarik zinciri organizasyonunun ortak başarı kriterleri hâline gelmelidir.
    Bu yaklaşım yalnızca maliyet avantajı oluşturmaz.
    Aynı zamanda kurum içinde ortak hedef kültürü oluşturur.
    Departmanlar birbirlerini denetleyen değil, birbirlerini geliştiren iş ortaklarına dönüşür. Birbirini kontrol eden yapılar üzerine kurgulanmış senaryolar artık eskimektedir. Artık birlikte çalışan, birbirini destekleyen yapılanmalar başarı sağlamakta ve daha çevik yapılar olmaktadırlar.
    Ar-Ge Bir Maliyet Merkezi Değil, Karlılık Merkezidir
    Şirketlerde yapılan en büyük yönetim hatalarından biri Ar-Ge bütçesini yalnızca bir gider kalemi olarak değerlendirmektir.
    Oysa iyi yönetilen, tedarik zinciri ile bütünleştirilmiş bir Ar-Ge organizasyonu; satın alma maliyetlerini azaltır, alternatif tedarikçiler oluşturur, stok risklerini düşürür, tedarik zincirini güçlendirir, üretim verimliliğini artırır, enerji maliyetlerini azaltır, ürün yaşam döngüsünü uzatır, müşteri memnuniyetini artırır, şirketin kârlılığını yükseltir.
    Dolayısıyla Ar-Ge’ye ayrılan bütçe, gelecekte elde edilecek rekabet avantajının ve finansal başarının en önemli yatırımlarından biridir.
    Geleceğin başarılı şirketleri yalnızca daha fazla ürün geliştiren şirketler olmayacaktır.
    Asıl başarılı şirketler; ürün geliştirmeyi, malzeme geliştirmeyi ve proses geliştirmeyi tek bir strateji altında ve tek bir organizasyonel yapı ile yöneten; Ar-Ge ile tedarik zincirini ortak hedeflerde buluşturan ve departmanlar arasında gerçek anlamda bilgi paylaşımı ve hedef konsolidasyonunu sağlayan şirketler olacaktır.
    Çünkü rekabet artık yalnızca ne ürettiğinizle değil; nasıl ürettiğinizle, hangi malzemeyi kullandığınızla, o malzemeyi hangi maliyetle temin ettiğinizle, süreçlerinizi ne kadar geliştirdiğinizle ve tüm bu sistemi ne kadar entegre yönetebildiğinizle belirlenmektedir.
    Yeni nesil Ar-Ge anlayışı, laboratuvar duvarlarının ötesine geçmeli; şirketin satın alma masasına, tedarik zinciri toplantılarına, pazara, sahaya, üretim hattına, kalite sistemine yani tedarik zincirinin ve hatta değer zincirinin tamamına dokunmalıdır.
    Yakın gelecekte başarılı şirketlerin Ar-Ge organizasyonlarını yalnızca ürün geliştiren teknik departmanlar olarak değil, tedarik zinciri ile aynı stratejik hedeflere hizmet eden rekabet merkezleri olarak yeniden yapılandıracağını düşünüyorum. Çünkü gelecekte rekabet; daha fazla üretmekle değil, aynı bilgiyi daha verimli yönetebilmekle kazanılacaktır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sosyal Medyada Paylaş

Popüler Yazılar

Bunları da sevebilirsiniz
Bunları da sevebilirsiniz

Kurumun Hafızası Yoksa, Stratejisi de Yoktur: Örgütsel Amnezi Sendromu

Geçenlerde bir sanayi şirketinde yapılan strateji çalıştayına katıldım. Yeni...

Duygusal Okuryazarlık

Karnede Olmayan Ama Hayatta Belirleyici Olan NotBir çocuğun karnesine...

En Tehlikeli Lider, Her Şeyi Bilen Lider midir?

Tıkanan bir üretim hattı, yoka düşen ürün, ekranlara düşen...

“Biz” olmanın sorumluluğunakarşı “ben” olmanın bencilliği…

Ekonomik krizler yalnızca fiyatları değil, toplumsal sözleşmenin ontolojik zeminini...