Son yıllarda yönetim dünyasının en sık kullandığı kavramlardan biri “uçtan uca tedarik zinciri yönetimi” oldu. Talebin öngörülmesinden satın almaya, üretimden depolamaya, dağıtımdan müşteriye teslimata kadar bütün süreçlerin tek bir sistem içerisinde yönetilmesi, kuşkusuz şirketlerin önemli yetkinliklerinden biridir. Ancak burada daha temel bir soruyu sormamız gerekiyor:
Gerçekten yönetmemiz gereken ana yapı tedarik zinciri midir, yoksa değer zinciri mi?
Bu soruya benim cevabım nettir: Tedarik zinciri, şirketin ana zinciri değildir. Tedarik zinciri, daha büyük bir sistem olan değer zincirinin çok ama çok önemli ana parçalarından biridir.
Bu ayrım yalnızca kavramsal değildir. Şirketlerin organizasyonlarını nasıl tasarladıklarından performansı nasıl ölçtüklerine, yatırımlarını nasıl önceliklendirdiklerinden stratejik kararlarını nasıl aldıklarına kadar uzanan önemli sonuçları vardır.
Tedarik zinciri perspektifinden baktığımızda odağımız çoğunlukla malzeme, ürün, bilgi ve nakit akışlarının yönetimidir. Talebi doğru tahmin etmek, doğru ürünü doğru zamanda üretmek, stokları optimize etmek, tedarik sürelerini azaltmak ve müşteriye istenilen hizmet seviyesinde ulaşmak isteriz.
Bunların tamamı gereklidir. Ancak şirketin müşterisi için yarattığı değer bundan daha geniştir.
Tedarik Zincirinden Değer Zincirine
Bir ürünün veya hizmetin değeri satın alma süreci başladığında ortaya çıkmaz. Çok daha önce başlar.
Müşterinin ihtiyacının anlaşılması, pazarın analiz edilmesi, ürünün tasarlanması, Ar-Ge faaliyetleri, doğru teknolojilerin seçilmesi ve ürünün konumlandırılması değer yaratma sürecinin parçalarıdır. Ardından tedarik, üretim, lojistik ve dağıtım gelir. Fakat süreç müşteriye teslimatla da sona ermez. Satış sonrası hizmetler, müşteri deneyimi, geri bildirimlerin değerlendirilmesi ve bu bilginin yeniden ürün geliştirme süreçlerine aktarılması değer zincirini devam ettirir.
Dolayısıyla şirketi yalnızca uçtan uca tedarik zinciri perspektifiyle yönetmek, büyük resmin önemli bir bölümünü görmek fakat tamamını görememek anlamına gelir.
Asıl hedef uçtan uca tedarik zinciri değil, uçtan uca değer zinciri yönetimi olmalıdır.
Çünkü müşterinin satın aldığı şey yalnızca fiziksel bir ürün değildir. Müşteri; tasarım, kalite, erişilebilirlik, hız, güvenilirlik, hizmet ve deneyimin toplamından oluşan bir değer önerisini satın alır.
Fonksiyonel Başarı Her Zaman Şirket Başarısı Değildir
Değer zinciri yaklaşımının en önemli sonuçlarından biri fonksiyonel optimizasyon anlayışını sorgulamasıdır.
Satın alma departmanı fiyatları düşürerek kendi hedefini gerçekleştirebilir. Üretim yüksek kapasite kullanımıyla birim maliyetleri azaltabilir. Lojistik taşıma maliyetlerini düşürebilir. Satış departmanı yüksek ciroya ulaşabilir.
Fakat bütün bu fonksiyonlar kendi KPI’larını başarıyla gerçekleştirirken şirketin toplam yarattığı değer azalıyor olabilir.
Daha ucuz satın alınan bir hammaddenin kalite sorunlarına yol açması, üretimin verimlilik amacıyla gereğinden fazla stok oluşturması veya lojistiğin maliyet azaltmak adına teslimat sürelerini uzatması mümkündür. Her departman kendi açısından başarılı görünürken müşteri açısından ortaya çıkan sonuç başarısız olabilir.
İşte değer zinciri perspektifi tam burada farklılaşır.
Soru artık “Bu fonksiyon ne kadar verimli?” değil, “Bu faaliyet müşteriye ve şirkete ne kadar değer yaratıyor?” olmalıdır.
Zincirin Başlangıç ve Bitiş Noktalarını Yeniden Düşünmek
Uçtan uca tedarik zinciri yaklaşımı geleneksel fonksiyonel yapılara kıyasla önemli bir ilerlemedir. Ancak bugünün rekabet ortamında tek başına yeterli değildir.
Bir şirketin gerçek zinciri müşterinin ihtiyacının ortaya çıkmasıyla başlar; ürünün tasarlanması, kaynakların temin edilmesi, üretim, dağıtım ve satış süreçlerinden geçer; müşterinin ürünü kullanması, deneyimlemesi ve geri bildirim vermesiyle devam eder.
Üstelik bu geri bildirim yeniden Ar-Ge’ye, pazarlamaya ve ürün geliştirmeye dönerek yeni bir değer yaratma döngüsü başlatır.
Bu nedenle doğrusal bir “tedarik zinciri” metaforundan çok, sürekli öğrenen ve kendisini yenileyen bir değer döngüsünden söz etmek belki de daha doğrudur.
Yeni Yönetim Perspektifi: Uçtan Uca Değer
Bu yaklaşım organizasyon yapıları açısından da yeni bir düşünme biçimi gerektirir. Satışın satış hedeflerinden, satın almanın tasarruftan, üretimin kapasite kullanımından veya lojistiğin taşıma maliyetinden ibaret olmadığı bir yönetim modeli kurulmalıdır.
Fonksiyonel KPI’ların üzerinde şirketin ortak değer yaratma hedefleri bulunmalıdır.
Böyle bir organizasyonda tedarik zinciri yöneticisinin rolü de değişir. Görevi yalnızca malzemenin tedarikçiden müşteriye hareketini yönetmek değildir. Ürün geliştirmeden satışa, finanstan müşteri deneyimine kadar uzanan daha geniş bir sistem içerisinde değer yaratma sürecinin önemli bir entegratörü hâline gelir.
Geleceğin rekabeti yalnızca şirketlerin tedarik zincirleri arasında gerçekleşmeyecektir. Asıl rekabet, şirketlerin değer zincirleri arasında olacaktır.
Bu nedenle yönetim dünyasının artık soruyu değiştirmesi gerekiyor.
“Uçtan uca tedarik zincirimizi nasıl yönetiriz?” sorusu önemini koruyor.
Ancak bundan daha önemli bir soru var:
“Müşterinin ihtiyacının ortaya çıkmasından, o ihtiyacın karşılanmasına ve yeniden öğrenmeye kadar uzanan uçtan uca değer zincirimizi nasıl yönetiyoruz?”
Çünkü tedarik zinciri güçlü bir şirket yaratmanın vazgeçilmez unsurlarından biridir.
Ama tedarik zinciri, zincirin tamamı değildir.
Asıl zincir, değer zinciridir.
