Başa baş noktası

Tarih

Gündemde yenilikler var, ben de en son ne zaman “yeni” bir şeye başladığımı düşündüm. Fark ettim ki, yeni bir şeye başlamak için, önce bir şeyleri bitirmek, yenilere yer açmak lazım. Özellikle insan kişiliğinin de bir parçası olmuş, uzun yıllar süren, çok emek verilmiş, duygusal bağ kurulmuş ve maddi – manevi yatırım yapılmış konuları kolayca bitiremiyor.
Üniversite eğitimimin ilk yılında ilk kez Makro ekonomi dersinde öğrenmiştim “Başa baş” noktasını. Perspektifimi genişletmişti, toplam gelirin, toplam maliyeti geçmeye başladığı bu nokta, öncesinde bırakırsan yenilgi, sonrasına çabalarsan zafer getiriyordu. Felsefi açıdan bakarsak, burada da durumun anlamını belirleyen şey, “zamanın” tam olarak neresinde durduğumuzdu.


Aldığımız kararların ardından harekete geçmek, ataleti yenmek ve gerektiğinde risk alarak ilerlemek ne kadar zorsa; verdiğimiz kararın yanlış olduğunu, gittiğimiz yönün bizi istediğimiz yere götürmediğini ya da yaptığımız yatırımın geri dönüşünün olmayacağını kabul etmek de bir o kadar zor. Durmak ve geri dönmek, çoğu zaman ilerlemek kadar cesaret istiyor.
Kariyerinizde, “Keşke hiç başlamasaydım.” dediğiniz projeler oldu mu? “Neden orada bu kadar uzun süre çalıştım?” diye düşündüğünüz işler? Uğruna özel hayatınızdan fedakârlık ettiğiniz, bugün dönüp baktığınızda pişmanlık duyduğunuz iş seyahatleri?
Seth Godin’in The Dip adlı kitabı kısa ama oldukça çarpıcı bulduğum bir kitap. Godin, başarılı insanları şöyle tanımlar:
“Başarılı insanlar her şeye devam edenler değil; ne zaman vazgeçeceğini ve ne zaman direnmesi gerektiğini bilenlerdir.”
Eğer bu soruların herhangi birine cevabınız “evet” ise, bu tanımı okurken içinizde hafif bir sızı hissetmiş olabilirsiniz. Ben, kendimi, bu noktada pek başarılı görmüyorum. Kanının son damlasına kadar savaşan, çoğu zaman olmayanı oldurabileceğine inanan, davasından kolay vazgeçmeyen, çabalamayı (bazen boş yere olduğunun farkında olarak çabalamayı bile) kıymetli gören bir yaklaşıma sahip olunca, başarıma katkısı olduğu tartışılamaz bu yaklaşımın; zaman zaman enerjimi tükettiği ve motivasyonumu kırdığı da aşikâr.
Geleneksel yaklaşımda, iş hayatında uzun yıllar boyunca dayanıklılık, sadakat ve sebat en çok takdir edilen özelliklerdi. Bir şirkette yirmi yıl çalışmak, aynı kariyer yolunda istikrarlı ilerlemek ve zorluklara rağmen yola devam etmek başarı göstergesi olarak kabul edilirdi. Oysa bugün iş dünyası farklı bir eşikte duruyor. Deloitte tarafından yayımlanan Z Kuşağı ve Milenyum Araştırmaları, genç çalışanların kariyer kararlarını artık yalnızca ücret ve unvan üzerinden vermediğini gösteriyor. Anlam, esneklik, gelişim fırsatları ve değerlerle uyum; en az maaş kadar önemli. Genç profesyoneller, “Bu iş bana ne katıyor?” sorusunu, “Bu iş bana ne kazandırıyor?” sorusundan daha sık soruyor. Gençler kariyerlerinin “başa baş” noktasını sorguluyorlar. Yaptıkları yatırımın kendilerine geri dönüşü; maaş, çalışma koşulları, unvan gibi parametreleri paket olarak değerlendiriyorlar. Uzun yıllar kıdem almak ve beğenilen bir şirketten emekli olmak bir başarı kriteri olmaktan çıktı.
Onlar, bir işin ya da ilişkinin kendilerine öğrenme, gelişim ve aidiyet sağlamadığını düşündüklerinde, uzun yıllar beklemek yerine yön değiştirmeyi tercih ediyorlar. Bu durum zaman zaman “sabırsızlık” olarak yorumlansa da, belki de bu nesil bizden farklı olarak şu soruyu daha erken soruyor:
“Ben hâlâ bir dipte miyim, yoksa çoktan çıkmaz sokağa mı girdim?”
Öte yandan, araştırmalar kariyer gelişiminin doğrusal olmadığını da gösteriyor. Kariyer kuramcıları Douglas Hall ve Herminia Ibarra, modern kariyerleri “protean” ve “kimlik temelli” olarak tanımlıyor. Yani kariyer artık tek bir merdiveni tırmanmak değil; kişinin zaman içinde değişen değerlerine göre yeniden şekillenen bir yolculuk. Bu noktada liderlerin rolü de değişiyor. Eskiden liderlerden yön göstermeleri, karar vermeleri ve sonuç üretmeleri beklenirdi. Bugün ise çalışanlar, liderlerinden gelişim fırsatları yaratmalarını, psikolojik güven ortamı oluşturmalarını ve anlamlı bir amaç etrafında insanları bir araya getirmelerini bekliyor.
Belirsizliğin ve öngörülemezliğin hâkim olduğu günümüzde, gerek özel ilişkilerimizde gerekse iş hayatımızda yolun neresinde olduğumuzu anlamak gerçekten zor. Godin, yolda üç noktadan bahsediyor:

  1. Dip: Başlangıçtaki heyecandan sonra resmen dibe çakıldığımız “zorlu dönem”. Her anlamlı işte, mutlaka yaşanılan bir dönem. Dip’i geçenler, yani çıkanlar, alanlarında en iyiler arasına girer. Örnek: Bir girişimin ilk yıllarında satışların yavaş gitmesi veya yeni bir ürünün pazarda kabul görmesinin zaman alması. Durum değerlendirmesi yapıp dipten çıkış becerilerinin geliştirilmesi ve ilgili yatırım yapılarak dipten zirveye doğru hareket motivasyonu yaratılabilir.
  2. Çıkmaz sokak: Sonunda başarıya ulaşma ihtimalinin olmadığı yoldur. Ne kadar çabalarsanız çabalayın, sizi istediğiniz yere götürmez. Sokağın bir yere çıkmadığının farkına varabilmek kıymetlidir.
  3. Uçurum: Hareket ediyor gibi görünürsünüz ama aslında aynı yerde dönüp durursunuz. İlerleme yoktur. Bu durumda yapılması gereken şey, artık vazgeçmektir. Yapılan yatırımla ve beklentilerle vedalaşmak, acı gerçeği kabul ederek yeni bir rota çizmek zaruridir.
    Liderlerin yolda geri bildirimleri bu açıdan da çok kıymetlidir. Kimi zaman bir ekip arkadaşına, “Biraz daha dayan, bu sadece geçici bir dip.” diyebilmek; kimi zaman da “Burada artık öğrenmiyorsun, belki de yeni bir sayfa açmanın zamanı gelmiştir.” diyebilmek…
    Viktor Frankl, insanın temel motivasyonunun haz ya da güç değil, anlam arayışı olduğunu söyler. İş hayatı da bundan bağımsız değil. Birçok insan işini bırakmıyor; işinde hissettiği anlamsızlığı bırakıyor. Çoğu zaman bizi tüketen şey yoğunluk değil, yaptığımız şeyin bir anlam taşımadığına dair inancımız oluyor. Belki de bu nedenle, kariyerlerimiz boyunca birkaç kez başa baş noktasına geliriz. Bir şirkette, bir ilişkide, bir şehirde, hatta bazen kendimizle kurduğumuz hikâyede…
    Ve her seferinde aynı soruyla yüzleşiriz:
    “Biraz daha devam edersem, kazancım yaptığım yatırımıma değecek mi?” Buradaki gelir; para, unvan ya da terfi olmayabilir. Öğrenmek, gelişmek, ait hissetmek, ilham vermek ve anlam bulmak da birer getiridir. Maliyet ise yalnızca zaman değildir. Enerji, sağlık, ilişkiler ve kaçırdığımız fırsatlar da bu hesabın içindedir. Belki de hayat, sandığımızdan daha fazla makroekonomi içeriyordur. Çünkü bazen kazananlar, başa baş noktasını geçene kadar direnenlerdir. Bazen de kazananlar, bunun hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini anlayıp cesaretle yön değiştirenler.
    Mevcut rolünü değiştirmek, çalıştığı şirketi değiştirmek, çıkmaz sokağa sapmış ilişkisini bitirmek gibi, bulunduğu yerin analizini yaparak olanı kapatmak ve “yeni”lere yer açmak için yola çıkanlara başarılar dilerim.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sosyal Medyada Paylaş

Popüler Yazılar

Bunları da sevebilirsiniz
Bunları da sevebilirsiniz

Kurumun Hafızası Yoksa, Stratejisi de Yoktur: Örgütsel Amnezi Sendromu

Geçenlerde bir sanayi şirketinde yapılan strateji çalıştayına katıldım. Yeni...

Duygusal Okuryazarlık

Karnede Olmayan Ama Hayatta Belirleyici Olan NotBir çocuğun karnesine...

En Tehlikeli Lider, Her Şeyi Bilen Lider midir?

Tıkanan bir üretim hattı, yoka düşen ürün, ekranlara düşen...

“Biz” olmanın sorumluluğunakarşı “ben” olmanın bencilliği…

Ekonomik krizler yalnızca fiyatları değil, toplumsal sözleşmenin ontolojik zeminini...