Excel Hücrelerinin Arkasındaki Büyük Boşluk

Tarih

Bir sabah uyanıyoruz ve kendimizi devasa bir tablonun içinde buluyoruz. Sağımıza bakıyoruz bir KPI, solumuza bakıyoruz bir ciro hedefi, kafamızı kaldırıyoruz dikey grafikler… İş dünyası uzun zamandır bizi sadece iki şeyle ölçüyor: Ne kadar ürettiğimiz ve bunu hangi maliyetle yaptığımız. Geriye kalan her şey; okuduğumuz kitaplar, üzerine kafa yorduğumuz felsefi akımlar, dinlediğimiz bir senfoninin ruhumuzda bıraktığı o eşsiz tortu, iş dünyasının rasyonel ve ruhsuz koridorlarında adeta birer “zaman kaybı” olarak görülüyor.
Bugün modern plazalara, yönetim katlarına baktığınızda korkutucu bir manzarayla karşılaşıyorsunuz: Sadece rakam bilen, rakamlarla konuşan, rakamlar dışında hiçbir derinliği olmayan, tabiri caizse “entelektüel birer çölü” andıran bir insan topluluğu. Karşınızda milyar liralık bütçeleri yöneten, ama insanlığın bin yıllık ortak birikiminden bihaber liderler duruyor.
Karşımızda duran yapısal sorun; bu liderlerin, yönettikleri o devasa bütçelerin arka planındaki gerçek operasyondan, sahanın dinamiklerinden ve insanların hangi şartlar altında o hedeflere ulaştığından tamamen kopuk olmasıdır. Masadaki bir veriyi sadece yukarı ya da aşağı giden bir ok olarak gören bu akıl; kararlarının alt kademelerde nasıl bir dalga etkisi yarattığını, süreçlerin mekanik değil insani dinamiklerle döndüğünü anlayamıyor. Sadece önündeki ekrana bakan bir yönetim, kurumun asıl omurgasını oluşturan görünmez mekanizmaları nasıl doğru yönlendirebilir?”
Kendi konfor alanlarından performans yargıları dağıtan bu kurumsal akıl, arka tarafta nelerin döndüğünü, bir sürecin nasıl ilmek ilmek işlendiğini görmezden geliyor. Sormadan edemiyorum: Sadece önündeki statik rakamı bilen bir insan, işin asıl doğasını ne kadar yönetebilir? Ve daha da önemlisi, rakamların arkasındaki gerçek operasyonu, emeği ve insan gücünü okuyamayan bir kurumsal düzey, geleceği nasıl inşa edebilir?
Metriklerin Diktatörlüğü: “Ölçemiyorsan Yoktur” Yanılgısı
Yönetim biliminin babalarından Peter Drucker’a atfedilen meşhur bir söz vardır: “Ölçemediğiniz şeyi yönetemezsiniz.” Oysa Drucker Enstitüsü verilerine göre Drucker böyle bir şey dememiştir; hatta Lord Kelvin’in “Ölçmek bilmek demektir” varyasyonunun da aslı belirsizdir. Modern iş dünyası, kökeni bile belirsiz bu sığ “ölçüm” argümanını o kadar yanlış yorumladı ve bir kalkan olarak kullandı ki, sonunda her şeyi birer metriğe indirgedi. Eğer bir şey Excel tablosuna yazılamıyorsa, bir sunumda yüzde olarak gösterilemiyorsa, o şey iş dünyası için fuzulidir, gereksizdir, hatta yoktur.
Halbuki James Harrington’ın da belirttiği gibi; ölçmek sadece anlamanın, anlamak ise kontrol edip daha iyiye götürmenin bir aracıdır.
Bu bakış açısı, iş dünyasında korkunç bir operasyonel sığlığa yol açtı. İnsan kaynakları departmanları ‘yetenek’ aradıklarını söylerken aslında sadece çarkı döndürecek, sorgulamayacak, verilen hedefe kilitlenecek robotlar arıyorlar. Bir çalışanın sadece önüne konan sayıyı üretmekle kalmayıp işin mantığına hâkim olması, tıkanıklıkları sorgulaması ve uzun vadeli kurumsal fayda odaklı duruşu, bir şirketin bilanço tablosunda nereye yazılır? Hiçbir yere. Bu yüzden, rakamların ötesini düşünen o rasyonel kurumsal zekâ, modern iş yaşamında bir lüks, hatta sisteme uyum sağlayamayanların bir ‘pürüzü’ olarak algılanıyor.
“Oysa insanı insan yapan, onu bir makineden ya da yapay zekadan ayıran en büyük özellik, rakamların arkasını görebilme yeteneğidir. Rakamlar size ne olduğunu söyler, ama kurumsal muhakeme ve vizyon size neden olduğunu ve ne olması gerektiğini anlatır. Bugünün şirketleri ise sadece ‘ne olduğuyla’ ilgilenen, derinlikten yoksun, vizyonu bir sonraki çeyrek raporunun ötesine geçemeyen mekanik profesyonellerle dolup taşıyor.”
Entelektüel Birikim Bir “Süs” Değildir
Birçok yöneticiye göre verilerin arkasındaki dinamikleri anlamaya çalışmak, büyük resmi analiz etmek, makroekonomik ya da sektörel trendleri tartışmak, günlük operasyon bittikten sonra eğer vakit kalırsa yapılacak “fuzuli teorik egzersizlerden” ibaret. Bu rasyonel derinliği, sadece sunumlarda kullanılacak estetik bir süs olarak görüyorlar. Büyük bir yanılgı. Analitik görüş ve kurumsal muhakeme bir süs değil, organizasyon ve liderler için vazgeçilmez bir sistemdir. Yöneticilere rasyonel karar alma yeteneği, kriz anlarında soğukkanlılık ve en önemlisi farklı departmanlar ile süreçler arasında “bağlam kurma” becerisi kazandırır.
Sadece önündeki rakama bakan bir finansçı ya da yönetici, bir kriz anında ilk refleks olarak sadece bütçe kısmayı ve insan kaynağını azaltmayı akıl edebilir. Çünkü onun tüm dünyası toplama ve çıkarmadan ibarettir.
Ancak arkasında güçlü bir sektör tecrübesi, işin mutfağına dair derin bir bilgisi ve kurumsal öngörüsü olan gerçek bir lider; o kriz anında atacağı ani adımların şirketin geleceğini nasıl etkileyeceğini, çalışanların motivasyonunun kırılmasının operasyona vereceği gerçek zararı ve hamlelerinin uzun vadedeki itibar sonuçlarını çok iyi hesaplar.
Bugün dünyayı sarsan skandallara, batan dev şirketlere bakın; hepsinin başında finansı, matematiği, stratejiyi “yalayıp yutmuş” dahi yöneticiler vardı. Eksik olan neydi biliyor musunuz? Etik bir derinlik, insani bir sağduyu ve uzun vadeli bir kurumsal sorumluluk bilinci. Rakamlar onlara yalan söylemedi, ama onlar anlık kârların ve büyüme oranlarının büyüsüne kapılıp insanı, ahlakı ve geleceği unuttular. Çünkü basiretten ve geniş bir yönetim vizyonundan yoksun bir zihin, güç ve kısa vadeli kazanç hırsı karşısında çok çabuk eğilip bükülür.
Yeni Nesil Yönetici Tipi: “Hızlı, Hırslı ve Boş”
Bir gününüzü ayırın ve sosyal medyada biraz vakit geçirin, ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız. Herkes havalı unvanların arkasında, herkes bir çeviklik lideri, herkes kendine göre ezber bozan ya da sektörün öncüsü. Havada uçuşan janjanlı plaza kelimeleri, birbirini tebrik eden yüz binlerce insan… Ama bu ambalajın içine biraz yakından baktığınızda, büyük bir boşlukla karşılaşıyorsunuz. Yeni nesil yönetici profili; hızlı kararlar alan, hırslı, sunum tekniklerini mükemmel bilen ama bir masanın etrafında yarım saat boyunca işin mutfağı, süreçlerin gerçek sorunları, çalışan hakları veya uzun vadeli sürdürülebilirlik üzerine derinlemesine iki kelam edemeyen insanlardan oluşuyor.
Bu insanlar kötü niyetli değiller; onlar bu sistemin kurbanları. Eğitim sisteminden başlayarak, işe alım süreçlerine ve performans kriterlerine kadar her aşamada onlara şu öğretildi: “Rakamlarını getir, gerisi beni ilgilendirmez.”
Hal böyle olunca, insan neden gidip de boş zamanında işin mutfağını öğrenmek, süreçlerdeki aksaklıkları çözmek ya da operasyonun geleceğine kafa yormak için kendini yorsun ki? Neden kısa vadeli hedefleri aşan, şirkete uzun vadede fayda sağlayacak köklü çözümler üretmeye çalışsın? Sistem ona, bu stratejik çabaların şirket merdivenlerini tırmanırken hiçbir işe yaramayacağını, sadece anlık hedefleri tutturmanın yettiğini defalarca kanıtladı.
Sonuç? İşin bütününden kopuk, sadece kendi uzmanlık alanının o daracık tünelinde yaşayan, o tünelin dışındaki kurumsal dünyayı ve operasyonel gerçekleri ise tamamen ıskalayan bir “teknokratlar ordusu”. Bu insanlar günü kurtarabilirler, şirketi büyütebilirler, kâr marjlarını artırabilirler ama ne kuruma ne de sektöre gerçek anlamda geleceği şekillendirecek yeni bir vizyon ve kalıcı bir değer kazandıramazlar.
Geleceğin Yönetimi Rakamlardan Değil, Anlamdan Geçecek
Gelecek Yönetimi Gazetesi’nin değerli okurları ve yarının lider adayları, artık yolun sonuna geliyoruz. Yapay zekanın, veri analitiğinin ve otomasyonun zirve yaptığı bir çağda yaşıyoruz. Bugün övünerek sunduğunuz o karmaşık Excel tablolarını, tahminleme modellerini ve finansal analizleri çok yakın bir gelecekte yapay zekâ saniyeler içinde, hem de sıfır hata payıyla yapacak.
O gün geldiğinde, sadece rakam bilen o “boş” profesyonellere ne olacak dersiniz? Makineler rakamları ellerinden aldığında, geriye onlardan ne kalacak?
İşte o gün, o büyük boşlukla yüzleşmek zorunda kalacaklar. Ve yine o gün, bugüne kadar küçümsenen, “iş dünyasında yeri yok” denilen kurumsal muhakeme altından daha değerli hale gelecek. Çünkü makinelerin yapamayacağı tek bir şey var: Anlam üretmek. Bir veriye ruh katmak, bir stratejiyi insani değerlerle harmanlayarak kuruma yepyeni bir vizyon sunmak sadece büyük resmi görebilen gerçek liderlerin harcıdır.”
Rakamların Esaretinden Kurtulmak
İş dünyasının sadece rakamlarla ilgilenen bu sığ yaklaşımını değiştirmek zorundayız. Şirketlerimizi sadece birer “para basma makinesi” olarak görmekten vazgeçip, onları yaşayan, sektöre yön veren ve sürdürülebilir değer üreten yapılar olarak yeniden tanımlamalıyız.
Yöneticilerimize sesleniyorum: Masanızdaki bilanço raporlarını biraz kenara itin. Sadece anlık ciro hedeflerini düşünmek yerine, işin mutfağına inin ve sahadaki gerçek sorunları dinleyin. Ekibinizle yapacağınız toplantıya sadece satış grafiklerini değil; süreçleri iyileştirecek, insana dokunacak yeni fikirleri ve uzun vadeli çözümleri getirin. Göreceksiniz ki, yönetim vizyonunuz genişledikçe, o çok taptığınız rakamlar da zaten arkasından gelecektir.
Çünkü organizasyonlar, sadece Excel hücrelerinden ve bütçelerden oluşan mekanik yapılar değildir. Şirketleri var eden ve büyüten şey; insani muhakeme, ortak bir kültür ve stratejik akıldır. İş dünyasını bu vizyonsuz döngüden çıkarıp yeniden yapılandırmanın zamanı geldi de geçiyor bile. Aksi takdirde, milyarlarca dolarlık bütçeleri yöneten ama yönetimsel derinlikten yoksun olan bir nesille, kendi yarattığımız o soğuk ve ezbere sistemin içinde kaybolup gideceğiz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sosyal Medyada Paylaş

Popüler Yazılar

Bunları da sevebilirsiniz
Bunları da sevebilirsiniz

Kurumun Hafızası Yoksa, Stratejisi de Yoktur: Örgütsel Amnezi Sendromu

Geçenlerde bir sanayi şirketinde yapılan strateji çalıştayına katıldım. Yeni...

Duygusal Okuryazarlık

Karnede Olmayan Ama Hayatta Belirleyici Olan NotBir çocuğun karnesine...

En Tehlikeli Lider, Her Şeyi Bilen Lider midir?

Tıkanan bir üretim hattı, yoka düşen ürün, ekranlara düşen...

“Biz” olmanın sorumluluğunakarşı “ben” olmanın bencilliği…

Ekonomik krizler yalnızca fiyatları değil, toplumsal sözleşmenin ontolojik zeminini...