“Hayat terliklerle daha güzel.” Yaz geldiğinde içimizden mırıldandığımız, o hafiflik hissini özleyen en saf cümlemiz belki de bu. Plajlar, Ege’nin serin sularına açılan yollar, bavullar hazır… Yoksa değil mi?
Bir satış koçu ve mentor olarak, kurumsal dünyada geçirdiğim 22 yıllık b2b satış ve yönetim danışmanlığı yolculuğumda neredeyse her liderin, her profesyonelin teoride şu cümleye imza attığını gördüm: “Bilinçli olarak dinlenmek, zihni nadasa bırakmak ve enerji toplamak harika bir fikir!” Ancak iş pratiğe, o telefonun ekranını yüzüstü çevirmeye geldiğinde, o güzel sözler birden buharlaşıyor. Ne yazık ki, Türkiye’deki durumda küresel iş dünyasından farklı değil; hatta Akdeniz’in o sıcak, dinamik yapısıyla işi “fazla kişiselleştiren”, sınır çizmekte zorlanan bir kültürün parçasıyız. Biz işimizden, o bitmeyen e-posta akışından gerçekten kopmayı beceremiyoruz.
Eckhart Tolle’nin işaret ettiği gibi: “Geçmiş ya da gelecek değil, sadece şimdiki an vardır; hayatı kaçırdığımız tek yer, anda olmayı beceremediğimiz o zihinsel yoğunluktur.” Bizler tatilde bile zihnen o plajda, o şezlongda olamıyoruz; aklımız hala çeyrek hedeflerinde, kapanmamış sözleşmelerde, gönderilen maillere bakmakta oluyor.
%54’lük Suçluluk İllüzyonu ve Çatlayan Sınırlar
Rahatladığında kendini suçlu hissedenlerden misiniz? O zaman yalnız değilsiniz. Küresel veriler, birçoğumuzun içine düştüğü rasyonel paradoksu çok net ortaya koyuyor: Yapılan son araştırmalara göre, profesyonellerin %54’ü tatildeyken aktif olarak çalıştığını itiraf ediyor. İşin asıl sarsıcı psikolojik boyutu ise şu: Çalışanların neredeyse yarısı, o tatilde çalışsa da çalışmasa da içinde amansız bir suçluluk duygusu taşıyor.
Eskiden “Tadilat ve tatil nedeniyle bir hafta kapalıyız” telesekreter mesajlarını normal karşılardık; şimdilerde bunu yapan meslektaşlarımıza “büyük bir cesaret örneği” gözüyle bakıyoruz. Çünkü dijital dünya, hayatlarımız arasındaki sınırları tamamen unufak etti. Bakın rakamlar ne diyor:
•Profesyonellerin %86’sı tatildeyken iş arkadaşlarından veya yöneticilerinden arama ve mesaj almaya devam ediyor.
•%63’ü plajda güneşlenirken bile eğer işle ilgili mesajları kontrol etmezse derin bir endişe ve anksiyete yaşıyor.
•Ve her 10 kişiden 6’sı (%59) zihnen işten uzaklaşmayı kesinlikle başaramadığını söylüyor.
Bu sürekli ulaşılabilir olma ve koşturma halinin ruhumuzda, bedenimizde açtığı yaralar ise çok ağır. Aşırı çalışma baskısı yüzünden çalışanların %70’i ruh sağlığı sorunlarıyla boğuşurken, %43’ü kronik anksiyete çekiyor. Üstelik bu durum her zaman iş aşkından da kaynaklanmıyor; %29’luk ciddi bir kesim, sadece o masayı, o unvanı kaybetme korkusuyla tatilini feda ediyor.
Biz ne yapıyoruz peki? Hafta sonu veya bayram tatili geldiğinde, cuma akşamı adeta “çöküyoruz”. Ama sevgili dostlar, dostça bir fısıltıyla hatırlatmak isterim: Çökmek, dinlenmek demek değildir. Çökmek, sadece motorun hararet yapıp contayı yakmasını önlemek için arabayı zoraki yavaşlatmaktır.
Gerçek dinlenme; kontağı tamamen kapatmayı, aracı parka almayı ve zihni o ana sabitlemeyi gerektirir. Çünkü insan beyninin kendini onarması, sinapslarını yeniden sağlıklı bağlaması için sessizliğe, boşluğa ve “hiçbir şey yapmama” hakkına ihtiyacı var. “Ölçemediğiniz şeyi yönetemezsiniz.” Kendi enerjinizi, zihinsel kapasitenizi ölçüp dinlendirmezseniz, performansı yönetemezsiniz.
Paradoksal olarak, tatil yapmayı reddederek şirkete ya da kendimize iyilik yaptığımızı sanırken, aslında iş kalitemizi baltalıyoruz. İzin günlerinin en az üçte birini yakmayı tercih eden ya da hiç resmi tatil yapmayan profesyonellerin yaratıcı enerjisi ve odaklanma yeteneği zamanla köreliyor. Oysa bilinçli tembelliğin ve planlı tatillerin performansa katkısı muazzamdır:
•Dinlenmiş bir beyin, net bir zihne dönüşerek, karmaşık problemleri çözmede %30 daha yaratıcı kombinasyonlar üretir.
•İşten tam anlamıyla kopabilen liderler, performans kalitesini artırarak, döndüklerinde ekiplerine çok daha vizyoner bir rehberlik sunarlar.
•Anda kalma pratiği, işe geri dönüldüğünde dikkatin dağılmasını engeller, odaklanmayı artırır; zaman yönetimini “değer yönetimine” dönüştürür.
Artık iş dünyası değişim ve dönüşümü yeniden tasarlıyor. Geleceğin organizasyonlarında sadece cüzdanı değil, ruhu da besleyen bir kültür kazanıyor. Dünyanın en büyük devlerinden Ford Motor Company’nin yaptığı küresel araştırma, bu zihniyet dönüşümünü gözler önüne seriyor: Çalışanların %52’si, daha dengeli ve esenlik dolu bir yaşam tarzına ulaşabilmek adına %20’lik bir maaş kesintisini gözü kırpmadan kabul edeceğini belirtiyor. X Kuşağı’nın %72’si, Y Kuşağı’nın %63’ü artık stres seviyesini arşa çıkaran bir iş için hayatı ıskalamaya değmeyeceği konusunda hemfikir.
Her zaman zamandan daha fazla iş olacak. Her zaman yanıtlanması gereken bir e-posta, revize edilecek bir sunum masada bekleyecek. Ama bizim kendimize ait tek bir hayatımız ve o hayatın içinde hakkıyla var olmamızı bekleyen ailelerimiz, sevdiklerimiz var.
En son ne zaman telefonunuzu tamamen sessize alıp, sadece gökyüzüne bakarak, suçluluk duymadan derin bir nefes aldınız? Eğer hatırlamakta zorlanıyorsanız, kontağı kapatma vaktiniz çoktan gelmiş demektir. Gelin bu yaz, ekibimize ve kendimize vereceğimiz en büyük liderlik hediyesi, gerçekten “ofis dışında” olmayı başarmak olsun. Unutmayın, şarj olması gereken tek şey cebinizdeki telefon değil; o telefonu tutan zihniniz ve kalbinizdir.
Tatilde Kontağı Kapatamayanlar: Unvan Kaybetme Korkusuyla Feda Edilen Yaşamlar
Tarih
